Günü birlik

Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Sıfat günü birliğe sözlükler ‘çabuk, geçici’ diyor. Gelip geçiciyi de ekleyebilir miyiz?
Günü birlikler eskiden korkuturdu. Memet Fuat’ın bir sözünü hatırlıyorum; “Gününü yazmak başka, günü birlik yazmak başka” derdi. Yazdıklarım, yazmaya çalıştıklarım sebebiyle söylemişti.
Günü yazmaktan uzak duruyor, sonradan ‘Dostlukların Son Günü’nde derlediğim, anı esinli öyküler yazıyordum. Türkiye ’nin 12 Mart’a sürüklendiği günlerdi. Memet ağbi günün yazılmasını özlüyordu. Ama şiirde, öyküde günü yazanların da günü birlik kaldıkları endişesindeydi. Benim gibi, geçmişi eşeleyenleriyse, biraz yapmacıklı, fazla süslü ve güne sırt çevirmiş buluyordu. Güne sırt çeviriyor muydum, kim bilir... Gün korkunçtu. Sonraları günden sarsılışlar, ‘Bir Akşam Alacası’, ‘Yaşarken ve Ölürken’ ya da ‘Saz, Caz, Düğün, Varyete’ romanlarıma yansıdı. Fakat hemen ekleyeyim: Günü, günü güne yazmadım; dediğim gibi, günden sarsılışları ancak ‘sonra’ yazmaya didindim.
Memet Fuat günün yazılmasını isterken; Kemal Tahir, yazılıp çizilenlerin handiyse yarın sabah köy kahvesinde yüksek sesle okunup herkesçe anlaşılacak durulukta, açık seçiklikte olmasını öngörürdü. Kolay değil; hatta bence imkânsız çaba. Ama Kemal Tahir bunu yazarın ve daha çok ‘romancı’nın görevi sayıyordu.
Aziz dost, sevgili arkadaşım Sevgi Soysal anlatmıştı: Cezaevi günlerinde, biraz da koşullardan sıyrılmak için, ‘Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ni yazmaya başlamış. Günde sekiz sayfa. Bir disiplin, ayakta kalmak için günde sekiz sayfa. Öyle sanıyorum ki, bu da bambaşka bir girişim, çaba.
Okur konumuna geçtik mi, bazen haksızlık edebiliyoruz: Bazı okurlar, okur konumunda yazarçizerler tanıdım; ‘Tante Rosa’yla ‘Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ni –her nedense- kıyaslayıp, ilkini artistik, ikincisini savruk bulurlardı. ‘Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ni çok severim; ironisi yüksek, çok zekice kaleme getirilmiştir. Savruksa savruk; hangi koşullarda yazıldığını bildiğimden, eğer savruksa, o savrukluk da derin anlam taşıyor.
Gerçekten savruk yazan, bence Halikarnas Balıkçısı’dır. Onun savruk yazışları kadar, güzelduyusu doruklarda çok az metin okudum. Cevdet Kudret apaçık “bozuk cümleler” diyor. Bozuk cümlelerde denizin sesini, dalgaların çatlayışını, rüzgârın uğultusunu işitiyorum.
Değişik yazarlık çabalarından, kaygılarından söz açtım. Şuraya getireceğim: Her birinde yazmanın sorunları karşımıza çıkıyor. Günümüz farklı. Günümüzde bütün çaba, günün isterleriyle uyum sağlamak üzerine kurulu. Asıl ‘günü birlik’ bu olmalı.
André Gide günün isterlerinden korkarmış. Gün ‘anlıyorsa’, o eserden biraz çekinirmiş. “Benim” diyor, “ancak, ilk önce iyi anlaşılmayan, kendilerini yavaş yavaş, çekinerek veren eserlere güvenmek gibi bir eksiğim var. Gayretsiz, hiçbir güzel şey elde edilemez; kendini savunan, okuyucudan veya seyirciden tam zevki sağlayacak çabayı isteyen eserleri severim.” (Suut Kemal Yetkin’in çevirisi.)
Günü birlikle yetinen günümüz okuru elbette dudak bükecek, gülüp geçecek. Ama Gide, daha geçen yüzyılın başında, umursamıyor. Üstelik, ‘ yazar ’dan daima endişe bekliyor. Anatole France’ı konuşkan, ince, kibar buluyor; gelgelelim endişesi yok Anatole France’ın. Ekliyor:
“İlk cümlede anlaşılmadık yanı kalmıyor. İlkin üzerinde herkesin anlaştığı yazarların ölümlerinden sonra yaşayacaklarına pek inanmıyorum. Torunlarımızın, onun kitaplarını açarken, bizim okumuş olduklarımızdan daha çok ve daha iyi şeyler bulacaklarını; bizi onları iyi anlamamış olmakla suçlayacaklarını pek sanmıyorum. France düşüncelerimizi aşmıyor.”
Günümüzde okurun düşüncelerini, duyuşlarını aşmak epey tehlikeli. Romanını köy kahvesinde okumak isteyen Kemal Tahir, bir yandan da, okurun gerisine düşmekten ürkerdi. Hem de epey ürkerdi.
Gide’e göre France’ın okurları seviniyorlarmış; “Aman ne kadar güzel! Ben de tıpkı böyle düşünüyordum!” diyorlarmış. Mutlu, huzurlu, böbürleniyorlarmış. Okuru mutlu kıldıktan sonra, öylesi bir yazarlığı küçümseyenler arasında değilim. Tam tersine, öylesi yazarlığın okur kazandırdığına, yeni yeni okurlar yetiştirdiğine inanırım. Beni şaşırtan, yolları başka yazarların, durmuş oturmuş çizgilerinden ayrılarak, öylesi yazıcılığa heves etmeleri, kapılıp gitmeleri.

Gündeş öneriler:
Keçinin Şarkısı/Vaginov/Kayhan Yükseler’in çevirisi/Everest Yayınları, 2011.


    ETİKETLER:

    Türkiye

    ,

    caz

    ,

    Girişim

    ,

    Sabah

    ,

    Akşam

    ,

    Köy

    ,

    yazar

    ,

    cezaevi