Gürültüsüz, sakin...

Gürültüsüz, sakin...
Gürültüsüz, sakin...

Sina Akyol

Haber: VEYSİ ERDOĞAN / Arşivi

Sina Akyol şiiri, ‘susmak’ üzerine kurulu bir ‘arınma’dan gücünü alır. ‘Fazla’lıktan azade. ‘Az’ olana kanaat getirmiş. Gerektiği ölçüde ‘ben buradayım’ diyen bir algının şiiri. Eksilmekten yana. Küçük konuşmayı seçmiş. Gürültüsüz, sakin. Bu anlamda ‘hamal’ değil, ‘ham.’ Yükünü anlama vermiş, ağırlığından soyutlamış sözcüklerini. ‘Ham’ derken bir olamama, olumsuzlama halinden bahsetmiyorum. Asıl olana varmaya çalışırken aslı oluşturan parçaların da şiire dahil edilmesinden bahsediyorum. Başka bir ifadeyle varmak istenilen istikamete yürürken, yolda karşılaşılan yaşama dair gerçekliklerin de şiire girmesi durumunu dile getiriyorum. Bir duvar ustasının ördüğü duvara gerçeklik kazandırırken malasından taşan ve yere düşen harcını tekrar kullanmasına benzetebiliriz bu durumu. Sina Akyol şiiri, her şeyiyle bir aradadır. Bir yandan pürüzsüz, diğer yandan törpülediklerini içinde taşıyan. Okura sunulan şiirin altkatmanına o şiirin müsveddesini de dipnot olarak koyan bir şiir . ‘Ham’lıktan kastım bu. Olmanın hallerine, dışarıda kalanların katılımı da söz konusu. İç gerçekliğiyle birlikte. ‘vadedimveylaya’ kitabındaki ‘Telaş’, böyle bir şiirdir:
Benim
sakinim
leştir.
Bu alıntıdaki ‘-m, -im’ eklerinde bir taşma söz konusudur. Koyu belirtilmiş yerler ‘beni sakinleştir’ dizesini karşımıza çıkarır. Aslolan ile dışarıda kalan iç içedir. Şiirin aslıyla, değil’i yan yanadır. Hakeza ‘Sükûnbozan’ şiirinde
öf!
dedikçe
ke!
dizelerindeki ‘öfke’ bir yarılmaya uğramıştır. ‘Öf!’ sözcüğünün bileşeni diğer taraftadır. Maladan taşan gerçeklik, aslıyla birleşir orada. Adına ‘ham’lık dediğimiz bu okumaya ‘istenmiş kusur’ da denilebilir pekâlâ. Bilerek yapılan, bilerek konulmuş. Şairin bu tercihini yaşamda var olan her şeyin şiire dahil olması gerektiği fikrine bağlayabiliriz. Fakat yaşamdan aldıklarını şiire emanet ederken ‘az’ söylemek birincil koşuldur. Şiir, yalın olana varmak için vardır. Hatta ‘yalının dibi’ni görmek için. 

Susmanın estetiği
Sina Akyol, şiirini susmanın içinden geçirir. Susmanın mekânı, şiirini terbiye ettiği yerdir. ‘Az’ın mümkün kılındığı evren. Orada olgunluğa bırakır şiirini. Orada bir vücut edinir şiir. Yalın olan, susmanın mekânını kat ettiğinde bir ağırlık kazanır. Kendine gider. Mananın kantarıdır susmak. Susan Sontag da bu doğrultuda fikir üretir. ‘Susmanın Estetiği’ adlı yazısında şöyle der: ‘Susma, arınmış, kesinti yaratmayan görü için bir eğretilemedir, görülmeden önce tepki vermeyen, temel bütünlükleri insanın dikkatli gözlemiyle bozulmamış sanat yapıtlarına yakışan bir eğretileme.’
İki sözcüğün çakışmasından bahsedebilirim burada; ‘açık kapalılık.’ Nedir bu? Görünen ile görünmeyenin birbirine içgeçişleridir. Sözcüğün ilk görüntüsünün insanda bıraktığı etki ile mananın dibine inilirkenki görüntü birbirinin uzantılarıdır. Bir benzetmeye başvuracağım. Vücuda temas eden kurşun, içeriye doğru genişleyerek yörüngesinde evrensel çemberler çizer. Bu dünyanın çizgisel hızına benzer bir şekilde dibe ve yanlara doğru açılımlar yaparak ilerler. En derine kadar. Kurşun ile mananın yer değiştirdiğini düşünelim. Dibe doğru inen kaynağın sarmalında susma ve arınma vardır. ‘Daha az’dan ‘daha çok’ olana doğru bir seyrüsefer söz konusudur. Sina Akyol, manayı dibe yerleştirirken, şiiri üstten başlayarak aşağılara doğru bir çember halinde yol alır. Üstteki ‘açık’ alan dibe doğru zenginleşerek bir ‘kapalı’ mekân yaratır. Yukardan bakıldığında ya da üstten okunduğunda hemen anlaşılırmış gibi duran saydam tabaka, dipte mananın karnına değer. Bu anlamda Sina Akyol şiiri, yükte hafif pahada ağır bir şiirdir.
İnsan ölürken bir kumaş parçasına sarılır. Öte tarafa böyle taşınır. Üstümüzdekileri atmışızdır tamamen. En az halimizle oralarda olacağımızdan. Çıplağa yakınız. Sina Akyol şiiri, oralarda gezinir. Çıplakta.

VADEDİMVEYLAYA
Sina Akyol
Yasakmeyve Yayınları
2011, 110 sayfa, 10 TL.


    ETİKETLER:

    sanat

    ,

    Şiir

    ,

    yalın

    ,

    Evrensel