Hafıza kaybı için bir ilaç

Hafıza kaybı için bir ilaç
Hafıza kaybı için bir ilaç
Bozcaada'da dünyaya gelip, on yaşında ailesiyle Avustralya'ya göç etmek zorunda kalan bir çocuğun öyküsü bu. Penguin Books editörlerinden, Türkiyeli Rum Dmetri Kakmi, romanı 'Anayurt'la çocukluk yıllarına dönüp geçmişiyle barışırken bize de olan biteni hatırlatıyor
Haber: BAHAR ÇUHADAR / Arşivi

Adaya ilk ziyaretimizden sonra kitabı yazmaya karar verdim. Adada 30 civarında yaşlı Rum kalmıştı. Onlar da öldüklerinde, bir zamanlar burada olduğumuza dair hiç iz kalmayacaktı...” Satırların sahibi, kendisine gönderdiğim sorulardan birini yanıtlarken kurmuştu bu cümleleri. Bilgisayar ekranında yanıtını yutkunarak okudum içimden; “Ama oradaydılar! Ve evet, unutulacaklar...” diye.
Kasedi başa sarıp, açalım mevzuyu. Bahsedilen ada, bugünün Bozcaada’sı, adalı Rumların Tenedos’u. Geçen ay E Yayınları’ndan çıkan Türkçe baskısıyla raflara yerleşen roman Anayurt’un kapağını açın, kendinizi Tenedos’un 1969-1971 döneminde bulacaksınız. On yaşında bir çocuk dolaşıyor olacak orada, adanın sokaklarında, tepelerinde, mezarlığında, Türk-Rum çocukların birlikte okuduğu okulunun bahçesinde. Adada neden adı konulmamış sınırlar olduğunu, annesinin endişelenmelerinin neden arttığını, yakın geçmişte olan bitenin neden fısıldamalarla geçiştirildiğini henüz anlayamayacak yaşta... Dmetri, adı. Dmetri Kakmi. Onuncu yaş gününe kısacık bir zaman kala, ailenin mecburi hazırlıklarının tamamlandığına tanık olacaksınız. Siz kitabın sonuna yaklaştığında, Dmetri de adayı gerisinde bırakıp, çok daha uzaktaki büyük bir adada bulacak kendini. Annesi, babası ve kız kardeşiyle... Avustralya’da.

Türk değilsen yediğin yemek zıkkım olsun
Olay ve kişilerin tamamına yakını gerçek bu romanda. Okurken 60’ların son yıllarındaki Bozcaada’da bulacaksınız kendinizi, on yaşındaki Dmetri’nin iki yılına tanıklık edeceksiniz. Yarısı Türk, yarısı Rum sınıfın öğretmeninin, “Madem Türk değilsin, yediğin yemek zıkkım olsun” sözüyle öfkelenecek, arkeologları ceset gömen katiller sanan çocukça meraklara gülecek, Rum ailelerin endişeli akşam konuşmalarında huzursuzlanacaksınız. Sona yaklaştığınızda küçük Dmetri çekilecek karşınızdan, ailesiyle birlikte ne olup bittiğini anlayamadan; adasından, köyünden, evinden, arkadaşlarından, eşeği ‘Tren’den ayrılacak. Sonra neler olduğunuysa, kendi deyişiyle ‘Türklük dokunuşları olan Avustralyalı bir Rum’, artık çoktan bir yetişkin olan Dmetri Kakmi’nin ağzından öğreneceksiniz. Romanın sonunda minik bir bölümle 2002 yılına uzanıp; Kakmi’nin adaya otuz yıl sonra, Türkçeyi bile isteye unutmasına neden olan öfkesi ve acısı biraz soğuduktan sonra dönüşünü, sokakları, hâlâ o sokaklarda kapı önlerinde oturan birkaç adalı Rum’u gördükten sonra aklından geçenleri okuyacaksınız.

Kitapla yurduna dönmüş oldu
Şu anda Avustralya’da Penguin Books editörlerinden olan Kakmi, Rum nüfusunun seyrelmeye başladığı dönemini yaşadığı adasına tam otuz sene sonra dönebilmiş. Annesini kaybettikten sonra... Annesinin, çocukken, yeni yaşamına uyum sağlasın diye, ilk zamanlar adayı sorduğu vakit verdiği, “Tenedos diye bir yer yok!” yanıtının doğruluğunu kontrol etmiş adeta. Adasına dönüp bir tür barışma sürecine girmiş. Kakmi’nin on yaşındaki günlerine dönüp, her bir ayak sesini, kokuyu, günlük tantanayı, aile bireylerini, komşularını kafasında yeniden canlandırıp, o günleri yaşayan çocuk Dmetri’nin gözünden yazmasıyla da Anayurt doğmuş.
Anayurt, her ne kadar kendisi de ailesi de hâlâ korku yaşasa da sürgünün travmasını kendi kendine iyileştiren bir adamın kitabı. “Ben Anadolulu bir Rum’um. Burası, toprağın ayaklarımın altında şarkı söylediği yer” diyen, İstanbul ziyaretlerini sıklaştıran bir adamın öyküsü. Anayurt’un kitap raflarında olması, sıradan bir yazar memnuniyetinin çok ötesinde anlam taşıyor onun için. “Kitabımın Türkçeye çevrilmesini çok istedim. Böylece hep burada bir yerlerde, bir kitaplıkta olabileceğimi düşündüm” diyor.
Kitabı Türkçe olarak yayımlayarak; Türkiyeli okurun Anayurt’la, Kakmi’nin de memleketiyle tekrar buluşmasını sağlayan E Yayınları, pek de isabetli bir şekilde, Avustralya’dan Bozcaada’ya gönderilmiş bir mektup zarfı şeklinde tasarlamış kapağı. Bir diğer incelikse, kapağın üzerindeki ismin Kakmi’nin bir zamanlar kimliğinde yazdığı şekliyle verilmiş olması: ‘Dimitri Kakmioğlu’.
Kakmi’nin, geçmişi ve içindeki Türkiyeli adamla barışmasına sebep olan satırlarının, bir süre önceki söyleşimizde bahsettiği Türkiye’de yaşanmakta olan ‘mecburi tarihsel hafıza kaybını’ iyileştirmeye de bir nebze katkı sunabileceği inancındayım. Hafıza kıvrımlarının tozunu, keyifli ama biraz da acıtacak bir roman eşliğinde almak hepimize iyi gelecektir.

ANAYURT
Dimitri Kakmioğlu
E Yayınları
2009
221 sayfa
15 TL.