Hançer değil ayna

Hançer değil ayna
Hançer değil ayna
Şeyhmus Diken, 'Gittiler İşte'de resmî tarih anlatısının es geçtiği hakikatleri önümüze sürmekle yetinmiyor, önemli bir sözlü tarih çalışmasına da imza atıyor
Haber: HALİT KARLI / Arşivi

Herkesin bildiği sırrı ifşa etmek en zor görevdir herhalde. Kitlesel suskunluk, diğer bir ifadeyle suskunluk sarmalı, toplumsal günahların, ortak suçların belli bir mutabakatla gizlenmesi veya yok sayılması için takılan sahtekârlık maskesidir. Zira anlatılacak ortak günahları olan her toplum veya devlet, temiz, berrak bir ana-babadan doğduğunu kanıtlamakla başlar işe. Resmi tarih bunun için vardır. Ancak devletin günahlarına ortak olmayı reddedenler, resmî tarih yalanlarını ifşa etmek için var güçleriyle çalışır. Devlet yetkililerine göre bu çabanın sahipleri, ‘devleti ve milleti arkadan hançerleyenlerdir’. Çünkü tarihinin kirli sayfalarından kaçanlar için karşılarına konan her ayna birer hançerdir. Ama resmiyet, tarih karşısında eskir, gücünü yitirir ve perdede yıpranmalar, yırtıklar arttıkça, arkasındaki hakikatler gün yüzüne çıkmaya başlar. Hakikat perdesi aralandıkça, utanç artar. Utançla yüzleşildikçe de toplumun sırtındaki yük hafifler.
Türkiye ’nin Ermeni soykırımı/katliamı/kıyımı gerçeğiyle yüzleşmesi için, ‘yerel’, dolayısıyla gerçek bir çaba gösteren yazarlardan biri olan Şeyhmus Diken, ‘Gittiler İşte’ kitabıyla bu çabalarının yeni bir ürününü bizlere hediye ediyor. Diyarbakır’daki ‘Gâvur Mahallesi’nden yola çıkarak Ermeni şahsiyetlerinin ve yapılarının izini süren Diken, bu kitabında resmî tarih anlatısının es geçtiği hakikatleri önümüze sürmekle yetinmiyor, önemli bir sözlü tarih çalışmasına da imza atıyor. Yaklaşık otuz kısa makaleden oluşan kitap , Diken’in Diyarbakır’a uğrayan veya orada yaşayan Ermenilerle çektirdiği fotoğraflar ve çeşitli şiirlerle renkleniyor. 

Nereye gittiler
İtiraf etmek gerekirse kitap elime ilk ulaştığında, tipik bir “bizim de güzel renklerimiz vardı, Ermeni komşularımız güzel insanlardı, ama hepsi küsüp gitti” edebiyatıyla donatılmış, hakikatlerin üstüne iyimserlik perdesi çeken bir çalışma olmasından korktum. Fakat kitabı okuyunca, kitabın başlığının, Surp Giragos kilisesinin bekçisi ve ‘sahibi’ Anto Dayı’nın sözlerine dayandığını öğreniyoruz. ‘Gittiler’ ucu açık bir haber ; ölüme mi, başka diyarlara mı, nereye gittiler? İşte Diken, gidenlerin ardında kalanla yetinmiyor, onları geri çağırıyor. Peşin hükümlü okurun kaygılarını yersiz kılan da bu. Gerçi Diken’in Diyarbakır ve Diyarbakırlılara dair kitaplarını okumuş biri olarak böyle bir kaygıya kapılmak, yazara haksızlıktı. Ama ne yazık ki son yıllarda artan “renk edebiyatı” bu topraklarından dipçikle kovulan, yollarda helak edilen, malları-mülkleri talan edilen Rumlara, Ermenilere, Süryanilere ve daha bir sürü farklı etnik ve dini inanç mensuplarına yapılan kıyımlarla ilgili çalışmalarda bu problemle karşılaşıyoruz. Haliyle bu alanda yapılan her çalışma insanda gayriihtiyarî bir sıkıntı uyandırıyor. Neyse ki Diken, tam da bu konuya değiniyor kitabında: “Eğer bir kilo daha fazla Mardin leblebisi, ya da üç porsiyon daha Mardinli Rıdo’nun kebabını veya birkaç parça gümüş takı satayım diye Süryani’yi, Ermeni’yi seviyorsanız, sevmeyin, eksik olsun sevginiz.” 

Gayriresmi tarih
Diken’in ‘Gittiler İşte’deki makalelerinin biçimi başlı başına bir yazı konusudur. Bir kere hikâyesini yazacağı insanlarla önce dostluk kuruyor. Onlarla hakikaten dost oluyor. Onların hayatlarına, dertlerine ortak oluyor. Onları Diyarbakır’da ağırlıyor; çocukluklarının geçtiği yerlerde dolaştırıyor. Rehberlik ediyor. Sonra da çeşitli vesilelerle hikâyelerini yazdığı dostlarıyla ilişkilerini daha da daimi kılıyor. Bu önemli bir ayrıntı aslında. Diken bununla da yetinmiyor; Ermeni dostlarının hikâyelerini bahane ederek aslında Diyarbakır’ın gayri resmi tarihini, Ermeni’lere uygulanan ve uygulanmaya devam edilen zulmü tarif ediyor. Yaşanan acılara bir gazeteci gözüyle ayna tutmak yerine, o acıların içine girerek, acıyı çekenlerle derin bağlar kurarak örüyor yazılarını. Acıyı anlatmak kolay, zor olan onu tarif edebilmek. Mıgırdiç Margosyan’dan Sami Hazinses’e, çocukluk arkadaşı Artin’den Oşin Çilingir’e, Aram Tigran’a kadar pek çok dostunun Diyarbakır’la kesişen hikâyelerini anlatmakla yetinmiyor

GİTTİLER İŞTE
Şeyhmus Diken
Aras Yayıncılık
2011, 232 sayfa, 16 TL.