Handan gelecek yıl 100 yaşında

Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

‘Handan’ 1912’de yayımlanmış; gelecek yıl 100 yaşında olacak. Doksan dokuz yaşındaki ‘Handan’ı bugün kimler okuyor, bilmiyorum. Bildiğim ve inandığım, bu romanın bugün de derin anlam taşıdığı.
Anı kitabı ‘Mor Salkımlı Ev’de Halide Edib Adıvar 1910 yıllarında uzun süren bir hastalık geçirdiğine işaret eder. Bir süre önce, ilk eşi Salih Zeki Bey ikinci kez evlenmeye karar vermiştir. Halide Edib böylesi bir seçimi kabullenemez; iki çocuğuyla birlikte Yanya’ya, babasının yanına gider. Dönüşte “dokuz senelik hayat arkadaşlığını” sona erdirir ve “Nakiye Hanım’ın Fatih’teki evinde” geçici olarak konaklar. Artık hastalanmıştır.
Bu ev, geniş saçaklı, birçok pencerelidir. Sessiz, hayatın durgun aktığı bir arka sokak. Romancı, üst kattaki odasından Fatih Camii’nin minarelerini görebiliyor. Uzun bir servinin koyu yeşil renkle bezediği bu minareleri, mavi gökyüzüne handiyse saplanmış gibi alımlıyor.
Görüntüye, karşıki bahçelerden birinden gelen, bir bostan dolabının dönüşü, tekdüze, tuhaf, gıcırtılı seslerle karışır. Dolap durmaksızın döner. Ezan sesleri Halide Edib’i etkiler. 

‘O üzüntülü loşlukta’
Hasta büsbütün iç dünyasına çekilmiştir. Fazlıpaşa’da bir ev tutulmuş; hasta şimdi, kira evinde, yattığı yerden denizi, özellikle akşamüzerlerinin kızıl gölgelere, yansımalara boğduğu, “bir su ovası gibi uzanan” denizi seyretmektedir. Yatakta çalışır. Her şeyden uzaklık hissetmektedir.
Duygulanımlarını şöyle tanımlıyor romancı: “(...) o kadın , o üzüntülü loşlukta, bütün maddî ve manevî acıları garip bir iç gülümsemesiyle seyreder dururdu.”
Aynı yabancı kalışı Handan’ın ‘tahassüsleri’nde de fark ederiz: Handan bütün duygulanışlarında, bütün hatırlayışlarında siyah bir perdeye benzer ağırlıklarla boğuşur. sanki her şey, bütün yaşadıkları, anılar, izlenimler, bir ömre dağılmış, bir talihi etkilemiş rastlantılar, birikimler, hepsi artık o siyah perdeyle çevrilmiş! Geçmiş gerilerde belirsizleştikçe, gelecek ıssızlık, bomboşluk! kesin bir ruh çoraklığı egemenlik kurmuş. Handan da hastadır. Eşi Hüsnü Paşa, yeni metresi Mod’la birlikte mutlu yaşarken, Handan’ı öncesiz sonkasız yalnız bırakmaya karar vermiştir.
Halide Edip’in romanı elbette değişik düzlemlerden okunabilir. Bu okumalardan, otobiyografik izleri saptayacak olanı, bugün bana çok daha çekici geliyor. ‘Handan’ Halide Edip’ten ne ölçüde esinli? Esinleniş, yaşamdan romana yol alırken, hangi dönüşümlere, dönüştürmelere uğramış?..
Handan’ın gizli defterine yazdıkları, o harikulâde sayıklamalar, hep merak etmişimdir, romancının gizli defterinden mi aktarmaydı? Romancının gizli defteri var mıydı?..
Bunları edebiyat polisliği adına sormuyorum. Sadece, bir romanın oluşum, ortaya çıkış sırlarını öğrenmek istiyorum.
‘Handan’, kapalı toplumda yaşayan bir kadının sevda ve ten serüvenine yaklaşımı açısından cesur, öncü bir romandır. Yayımlandığında, Yakup Kadri eserin etkisi altında kalmış, bir yazı yazmış. ‘Gençlik ve edebiyat Hatıraları’nda “Hatırladığıma göre” diyor Yakup Kadri, “bu bir eleştirme değil, bir ‘ilân-ı aşk’tı. Kime? Hadan’a mı, Halide Hanım’a mı? Bilmiyordum. Herhalde, o yazının sonuna doğru, ‘Bu bir romandan ziyade bir otobiyoğrafyaya benziyor’ demekle her ikisini de birbirine karıştırmış oluyordum. Yazımı okuyanların çoğu da buna öyle bir mâna vermişti. Hatta, Halide Hanım’ı yakından tanıyan aziz dostum Celâl Sahir, otobiyoğrafya sözünü büsbütün kötüye yorumlayarak benimle selâmı sabah kesmişti ve çok geçmeden kulağıma gelen dedikodulardan anlayacaktım ki, bu sözü kullanmakla, farkına varmaksızın bir pot kırmışımdır: Meğer, Halide Hanım ilk evlilik hayatında Handan gibi bedbaht olmuş, aynı ruh krizlerini geçirmiş ve çok bağlı olduğu kocasından ayrılmak zorunda kalmış ve hâlâ da bu durumun acılıkları içindeymiş.”
Devamını özetleyeyim: Yakup Kadri’yle Halide Edip bir toplantıda karşılaşıyorlar ve ‘Handan’ romancısı Yakup Kadri’ye hayli soğuk davranıyor...
Şu da çok ilgimi çekiyor: Önce ‘Handan’ kaleme alınmış, yıllar sonra ise ‘anı’ kitabı ‘Mor Salkımlı Ev’. Yani anı kitabı ‘Handan’dan, ‘roman’dan kopya çekmiş...

Gündeş öneriler:
‘Aix-Londra- İstanbul Mektupları’, Nezihe Meriç-Orhan Suda,
Yapı Kredi Yayınları, 2011.