Hani benim romanım?

Hani benim romanım?
Hani benim romanım?
Fantastiklerin yüzüne dahi bakmayan ama popülizmi asla ıskalamayan bazı eleştirmenlerin George R. Martin'i birden bire Tolkien'le kıyaslamaya başlamasının nedeni ne?
Haber: Zeynep Heyzen Ateş / Arşivi

George R. Martin desem, pek çoğunuz şu an için kim olduğunu bilmeyecek. Bütün gazetelerde son kitabıyla yer alan –ve kitap raflardaki yerini aldığında daha da konuşulacak olan- Martin, ‘A Song of Ice and Fire’ (Ateş ve Suyun Şarkısı) adlı fantastik bir serinin yazarı. İyi de fantastiklerin yüzüne dahi bakmayan ama popülizmi asla ıskalamayan bazı eleştirmenlerin onu birden bire Tolkien’le kıyaslamaya başlamasının nedeni ne? HBO. ABD’nin önde gelen televizyon kanallarından HBO bu yıl serinin dizisiyle izleyicilerin karşısına çıkıyor. (Ve o zaman siz de Martin’i öğrenecek ve keşke bu kızı dinleyip önceden okusaymışım diyeceksiniz.)
Martin, sıra dışı bir yazar, karakterlerine karşı acımasız, karakterleriyse kötü –yazdıkları herkesin kötü olduğu, herkesin herkesi hayal kırıklığına uğrattığı ve başrollerin ikinci sayfada ölebildiği kitaplar. Yazar ise tarzını çok iyi bilseniz bile her seferinde sizi şaşırtmanın bir yolunu bulacak kadar usta, ve hayır, bu romanlarda elfler falan yok. Seri fantastikten çok kurgu bir Medicis hikâyesi bile kabul edilebilir.
Peki, HBO neden şimdi seriyi dizi yapmayı seçti? Çünkü Martin’in altı yıldır beklenen kitabı, serinin sonuncusu temmuzda piyasaya çıkacak. (Martin, asla yayınevlerine boyun eğmeyen ve ‘yılda bir kitap teslim et’ gibi saçmalıkları umursamayan ender yazarlardan.) Neyse, bu uzun ama hak edilmiş girişin ardından gelelim New Yorker’daki yazıya. (Kitabın yayımlanacağı haberini duyunca kutlamalara ilk başlayanlardan biri de ‘ağır edebiyat dergisi’ New Yorker olmuştu. Gaiman’ın dediği gibi edebiyat türleri arasındaki sınırların artık ortadan kalktığını gerçek edebiyat ve çok satar/yan türler gibi ayrımların artık var olmadığını kabul etmek mi gerekiyor acaba?) Sanders Bernestein, altı yıldır beklenen kitaptan bahsettikten sonra okuyucuları bekleten, okuyucuları eksik bırakan diğer kitaplara değinmiş. 

Asla bitmeyen cümleler
İlk örnek Norman Mailer’ın 1991 tarihli ‘Harlot’s Ghost’ (Harlot’un Hayaleti) yapıtı. Romanı sonuna kadar okumayı başaranlar ‘Devam edecek’ ibaresiyle karşılaşmışlardı. Mailer seksen dört yapında Hitler’le ilgili bir üçlemeye başladı, ne yazık ki üçlemenin son iki romanını bitirmeye ömrü yetmedi.
İkinci örnek ise Nikolai Gogol. Gogol’un 1842 tarihli romanı ‘Ölü Canlar’ cümlenin ortasında biter. Devamını okumayı bekleyenler hayal kırıklığına uğrarlar çünkü Gogol, çıldırdığı bir anda üçlemenin ikinci kitabının tek kopyasını yakar ve üstüne bir de kitabı yaktıktan on gün sonra ölür. Bizlerse cümlenin nasıl bittiğini asla öğrenemeyiz… 

Tolkien ve yayın serüveni
Yapıtı eksik bıraktığı söylenen bir diğer Rus da Dostoyevksi. ‘Karamazov Kardeşleri’in aslında ‘Günahkârın Hayatı’ isimli epik bir yapıtın parçası olarak yazıldığı ama bahsi geçen yapıtın asla yazılmadığı söylenir.
Marilynne Robinson’ın ilk romanını yayımladıktan sonra ikinci romanı ‘Gilead’ı yazmasıysa yayıncıların tüm baskılarına rağmen yirmi üç yıl sürer. (Kitap Pulitzer alır.)
Son örnekse JRR Tolkien. 1937’de ‘Hobbit’i yazdıktan sonra devam kitapları için anlaşma imzalayan Tolkien, yayıncıdan en sık ‘ek süre’ isteyen yazarlardan biri. Sonunda ortaya çıkan yapıtın ne olduğunu söylememe gerek bile yok: 1954’te yayımlanan ‘Yüzüklerin Efendisi’. (Yazar 1917’de başladığı ‘Silmarillon’u asla tamamlayamaz.)

Daha neler göreceğiz!
Klasikleşmiş yazarların yeni romanlarının –ve/veya bitmemiş metinlerinin bulunduğu, kayıp mektupların ortaya çıktığı ve her nasılsa ‘skandal’ niteliği taşıyan gerçeklerin ortaya döküldüğü bir yıl geçiriyoruz. Yenilenen romanlar listesine bir yenisi daha eklendi, İdeefixe’ten gördüğüm kadarıyla eskisi zaten bizde yayımlanmamış olsa da filmini klasiklerle ilgilenen herkesin bildiğini sanıyorum: ‘İnsanlar Yaşadıkça’. Meğer James Jones’un romanının orijinalinde Frank Sinatra tarafından oynanan Angelo Maggio karakterinin başka bir erkeğe para karşılığı oral seks yaptığı bir sahne varmış. Filmde elbette böyle bir sahne yok ama anlaşışan yayınevi de o dönemde kitabı basmadan önce bu sahneyi atalım yoksa basmayız demiş. Şimdi o sahnenin eklendiği ve sansürlenen yerlerin orijinal haline çevrildiği bir baskı e-kitap olarak yayınlanacak. Romana şimdiden ‘eşcinsel versiyon’ adı takıldı.

Nazi liderinin torunundan cinayet romanı
Babalarının suçlarını çocuklar ödememeli elbette ama bazı lekelerden, bazı geçmişlerden ve bazı soyadlarının yükünden kaçmak neredeyse imkansız. Eğer büyükbabanız adı konuyla ilgilenen herkesçe bilinen bir savaş suçlusu ve savaş dönemi Viyana valisiyse, yaptığınız her işte onun gölgesini hissetmeniz kaçınılmaz olacaktır. The Times’da yer alan bir haber yüzünden bunları yazıyorum. Nazi savaş suçlusu B.B. von Schirach’ın torunu meşhur avukat Ferdinand von Schirach baktığı dava dosyalarını kullanarak cinayet hikâyelerini içeren bir kitap yayınladı. Şimdi İngiltere hem ‘Crime’ (Suç) adlı kitabı hem de yazarın geçmişini konuşuyor. New York Times’a verdiği demeçte, “Jim Jarmush bir keresinde Çin imparatorundansa köpeğini dolaşan bir adamın filmini yapmayı tercih ederim demiş, ben de öyle hissediyorum” diyen Schirach’ın kitabı şimdiden çok satan listelerine girdi. Kitapta şöyle hikâyeler var: Genç bir doktor aşkın da etkisiyle eşine bir söz veriyor: ‘Seni asla terk etmeyeceğim’. O andan itibaren genç kadın yıllar süren evlilik hayatları boyunca adamı küçük düşürmek için elinden geleni yapıyor. Ama adam sözünü tutuyor. Nereye kadar diyeceksiniz? Bir sabah kalkıp kadının kafasını baltayla uçurana kadar.
Kliest ödülünü kazanan roman, New York Times tarafından “Okuduktan çok sonra dahi karakterleriyle aklınızda kalan bir yapıt” olarak nitelenmiş.