Hatırladığım kadarıyla 'aşk'tı!

Hatırladığım kadarıyla 'aşk'tı!
Hatırladığım kadarıyla 'aşk'tı!
Marguerite Duras imzalı 1984 tarihli 'Sevgili', bir kızın 'dönüştürücü' deneyimlerini anlatırken, romanın 1992 yapımı beyazperde uyarlamasında metindeki 'dağınık' ayrıntıların elenip 'düz' bir yapı kurulduğuna tanık oluruz
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Marguerite Duras, Fransız edebiyatının 20. yüzyıldaki değişim habercilerinin başında gelir kuşkusuz. Öykü anlatımındaki arayışlarıyla onu ‘deneysel’ bir şemsiye altına yerleştirmek mümkündür. Karakterlerini içine soktuğu hikâyelerde çoğu zaman yapayalnız bırakır, yalıtır adeta. Bir ‘bütün’ içinde ‘anlamlı’ gibi durmayan dağınıklığı, parçaları özenle birleştirmeye iter okuru. Kurallara takılıp kalmaz metinlerinde, hem toplumsal hem de yazınsal kurallardan soyutlar kalemini.
Yazarın imzası haline gelen özelliklerinden biri de, hayatı boyunca yaşadıklarını kendisine sıkça malzeme yapması, deneyimlerini metinlerine aktarmasıdır. Bir zamanlar Fransız sömürgesi olan Vietnam’da (Fransız Hindiçini) doğan ve 17 yaşına kadar orada kalan Duras, 1984’de yayımlanan romanı ‘Sevgili’de bu dönemden çarpıcı bir aşk hikâyesi anlatır bizlere.
Evet, merkezde bir aşk hikâyesi vardır bu romanda, ama yazar bunu anlatırken ileri sıçramalar ve geriye dönüşlerle ‘başka bir şey’e de dönüştürmeyi başarır metnini. On beşindeki Fransız bir genç kızın, kendisinden on iki yaş büyük bir Çinliyle olan ilişkisini okurken, kızın ailesiyle (anne ve iki ağabey) yaşadıklarını da takip ederiz. Bu ilişkiler ağını, yalnızca belli bir döneme sıkıştırmaz Duras, özellikle ailesine dair hatırladıklarını geniş bir zaman dilimine yayar, onlara karşı duyduğu sevgi ve nefretin yansımalarını daha ‘ayakları yere basar’ bir kıvama taşır.
‘Sevgili’, ahlâkî sınırlardan kendini arındırmayı başaran bir romandır, tıpkı sınıfsal sınırlardan arındırdığı gibi. Buradaki aşk, yerleşik toplumsal yargıların ötesine taşınır Duras tarafından. Çocukluktan genç kızlığa geçiş aşamasındaki kahramanını, kendisinden epeyce büyük bir Çinliyle tutkulu bir ilişkiye sokarak, toplumun hoşgörme potansiyelinin ‘sıfır’ olduğu bir durum yaratır yazar. Kızın ailesinden ya da Çinli adamın zengin babasından gelen baskılar, sınıfsal çatışmaların göbeğine atar bu ilişkiyi ama çiftin aşklarını sarsan ‘hamle’ bu noktadan değil, gene kendilerinden gelir, özellikle de genç kızdan. Olgunlaşmamış bedeninin yaşadığı hazdan ötesi değildir genç kız için aşk, en azından o an için. Sonrasında bu ilişkinin kendisini nasıl değiştirdiğini görecek ve ‘aşk’ı farklı biçimde tanımlayabilecektir, ama iş işten geçecektir...
Marguerite Duras, dediğimiz gibi ‘Sevgili’de yalnızca bu aşkı ve onun yarattığı etkiyi tanımlamaz. Genç kızın hayatının önceki ya da çoğunlukla sonraki dönemlerinde yaşadıkları ve bunların etkisi de önemlidir. Özellikle ailesiyle ilgili hatırladıkları, varoluşsal bir sorgulamaya iter onu, ‘durduğu yer’i belirleyen olayların yarattığı ‘karanlık’la savaşır bir yandan da. Annesiyle başlayan ‘umutsuzluk’ vurgusu, büyük ağabeyinin şiddetiyle desteklenir, kendisinden iki yaş büyük ortanca kardeşin ‘ezikliği’yse bir tür denge unsuru oluşturur. Bu üçlünün ortasında yitip gitmek kaçınılmazdır onun için. Devreye giren Çinli adamsa onun ‘kaçış’ fırsatına dönüşür, her ne kadar gerçekliğe kavuşamamış olsa da...
Bu romanın anlattıkları, Marguerite Duras hakkında sağlam ipuçları taşımakla birlikte, yazarın hayatındaki bir dönemi işaret etmesinden ziyade anlatımındaki ‘özgünlük’le akıllarda yer eder. Oradan oraya sıçrayarak giden metin, bir yandan ana karakteri yalnızlaştırırken, öte yandan da cümle kurmayı anlamsızlaştıran bir yapı kurar. Karakterlerin birbirleriyle konuşmalarına derin anlamlar yüklenmez, hatta unutulup gitmeleri sağlanır. Sessizliklerdir daha çok öne çıkanlar, hikâyeye anlam katanlar. Ve gene sessizliklerdir karakterlerin yazgısını belirleyen, onların dünyalarını tanımamızı sağlayan... 

Aşk çizgisinden sapmayan uyarlama
‘Sevgili’yi bir sinema filmine dönüştürmek zordur aslında, Marguerite Duras imzalı ‘dağınık’ metni bir düzen içinde beyazperdeye taşımak. Bunun zorluğunu aşmak için olsa gerek, 1992 yapımı aynı adlı Jean-Jacques Annaud filminde, senarist olarak bu işin ustadı Gérard Brach kullanılır. Brach, yönetmenle birlikte yazdığı senaryoda, hikâyenin aşka açılan penceresine yöneltir ilgisini daha çok. Genç kızın ailesiyle yaşadığı sorunlar da vardır burada, ama bunların bir miktar arka plana atıldığını görürüz. Temeli oluştururken genç kız ve Çinli adam arasındaki ‘yasak aşk’ı merkeze yerleştirir, tıpkı romanda olduğu gibi. Ama romandan farklı olarak, bu aşkın oluşturduğu çizgiden pek sapmaz, her adımında onu takip eder.
Yönetmen Annaud, ‘Sevgili’de hikâyenin ‘tutku’ boyutuna yöneltir ilgisini daha çok. İki kahramanının sevişmelerinden yansıyan ‘özgürleşme’ hissiyatıdır öne çıkan. Marguerite Duras da bu birleşmelere önem atfeder, ama Annaud’nun yaklaşımı daha biçimcidir. Romandaki iki kahramanın ‘cılızlığı’ filmde yoktur; kızı canlandıran Jane March da, Çinli adamı canlandıran Tony Leung da fiziksel güzellikleriyle dikkat çekerler. Bu ikilinin bir araya gelmesini sağlayanın yalnızca bedenleri olduğunu hissederiz daha çok, romandaki amosferden uzaklaşırız böylelikle. Oysa romanda dikkat çekilen bu değildir, bir ‘amaç’tan ziyade bir ‘araç’tır sevişmek.
Film, genç kızı gene on beşinde göstermesine rağmen, Çinli adamın yaşını biraz büyüterek otuz ikiye taşır. Bu da hikâyeyi bir miktar ‘Lolita’laştırır, gene bir ‘eksen kayması’ yaşanır anlayacağınız. Kitabın geriye dönüş ve ileri sıçrayışlarına da pek yer ayırmaz film, karakterlerin ‘eksiklik’ duygusunu pekiştiren bu durumu kullanmayı uygun bulmaz. Romanı okurken “Bir şeyler eksik!” diye mırıldanmamızı sağlayan bu özellik, çoğunlukla lineer bir yapı taşıyan filme aktarılmaz, böylece ana karakterin duygusunu tamamlayan ayrıntılar da elenmiş olur. Parçalanmış hatıralar olduğu gibi kalmalıdır romana göre, olanca dağınıklığıyla, hatırlandığı biçimiyle. Oysa filmde bir ‘düzen’ kurulmaya çalışılır, ‘kalabalık’ kimlik referanslarına gerek duyulmaz.
Jean-Jacques Annaud’nun ‘Sevgili’sini Marguerite Duras cümlelerini sadeleştirerek sunan bir edebiyat uyarlaması olarak görmek kaçınılmazdır. Bu yaklaşımın filmi ‘kötü’ yaptığını söylemekse yanlış olur. Kendi dinamikleri içinde değerlendirdiğimizde, bu filme ‘tutarlı’ ve ‘kaçak dövüşmeyen’ bir çaba diyebiliriz. Robert Fraisse imzalı görüntü çalışmasının yaratılan atmosferin ayakta kalmasını sağlayan çarpıcı özellikler taşıdığı yapım, ‘hüzünlü’ bir aşk hikâyesi kimliğiyle her daim seyircisini bulabilir, kendini Marguerite Duras dünyasından kısmen soyutlamış olsa da...

Not: ‘Sevgili’nin A.E. Film (Saga) etiketiyle çıkan DVD’sini raflarda bulabilirsiniz.

SEVGİLİ
Marguerite Duras
Çeviren: Tahsin Yücel
Can Yayınları
1996 (5. baskı),
112 sayfa
8.5 TL.


    ETİKETLER:

    Sinema

    ,

    YAŞ

    ,

    aşk

    ,

    Edebiyat

    ,

    Kız

    ,

    Zengin

    ,

    yazar

    ,

    film

    ,

    ,

    zaman

    ,

    Karanlık

    ,

    genç

    ,

    şemsiye