Hayat kısa eser ölümsüz

Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Hayat kısa/ kuşlar uçuyor’ diyeli ne kadar zaman oldu Cemal Süreya? Kimseler dönüp baktı mı buradan yeniden şaire, şairlere? Kim bilir belki bakıyordur hep birileri. Bir fotoğraf çekimi sırasında ‘şairlik öyle mühim bir şey değil ki’ demiş Ahmet Güntan’a da Ara Güler. Ne söyler şimdi bize bu şiir parçası, bu anekdot? Sahi bir önemi mi vardır ki şairin, yazarın ömrünün? Değeri mi olmuştur geçmişte ve şimdilerde? Hem niye böyle bir beklenti içinde olsun ki yazar? Bulduğu hayatın dışında üstelik bir de yarattığı hayatı yok mudur onun. Eser de oradan, onunla ve onun adına süzülüp gelmez mi? Hele, Poe gibi kurulum sürecindeki bir toplumun içine doğan bir yazar söz konusu olduğunda, merkezi Avrupa’nın soylu yazarlarından farklı yanları da olacaktır. Ne ki soylu olanlar değil hep yoksullar ve acı çekenler kurmuştur edebiyatı. Lanetliler bir de. İşte bu yüzden, lanetli ruh, yalancı, kapalı kalma deneyimine düşkün, korkutucu, anlatılamayacak derecedeki korkunç kabusları ısrarla arzulayan, karaya düşkün vs. vs. Edgar Allen Poe. Kısacık bir hayat sürmüş bir yazar. Ama yazmış bir yazar. Kalmış bir yazar. 

Poe, Poe’dur
Dünyada hiçbir okur yoktur ki yolu bir şekilde onun bir şiir ve öyküsünü okumamış olsun. Bu mümkün mü? Öyleyse bir öngörü müdür daha henüz başlarda söylediği söz Poe’nun. Peter Ackroyd onun şu sözlerini alıntılamış; ‘İnsan düşüncesinin evrensel dünyasını bir hareketle kökten değiştirmek için gereken tek şey çok küçük bir kitap yazıp yayınlamak’. Yazıp yayınlamıştır da Poe. Lakin, hüsran bir kader olarak onun da yakasını bırakmayacaktır. Ackroyd biyografisinde oldukça okunur ve anlaşılır bir kurgu yöntemi uyguluyor. Önce öldürüyor onu. Bu anlamlı değil mi? Ölümü, ölüme en yakın şeyleri ustalıkla ve inadına yazmış bir yazarın biyografisine ölümle başlamak? Adeta bu ölüm tutkusu yaratmıştır Poe’yu. Bir yetim olma trajedisinden hiçbir zaman kurtulamamış olsa da böyle bu. Üstelik; “Tanrı bana bir deha kıvılcımı verdi, ama onu kederle boğdu” diyerek serzenişte bulunsa da. Poe, Poe’dur. Yaşarken de yazarken de. Yaşamak, tam da kitaba ad olduğu şekliyle kısa ve önemsiz. Huzursuz ve sıkıntılıdır.
İşte kitabın kapağında kullanılmış bir fotoğraf. Poe, çok sevdiği ve kendisine simgesel yoldaş seçtiği siyah renkli elbisesi içinde amaçsız ama derinden bakıyor. Boynunda devrin entelektüellerinin alamet-i farikası boyunbağı. Özenle sıkılmış. Fakat kimse bu kederli, torbaları şişmiş gözlerin gördüğünü göremeyecek. Karanlıkta görmek belki de en çok onun işi. Onun oyunu. Kuralları o belirliyor. Karanlık fantezi diliyle çiçekleniyor. Öyle ya o hem; ‘uzak ihtimallerin yazarıdır hem de İngiliz dilinde fantezi edebiyatının en büyük temsilcisdir. Çünkü en evrensel ya da en derin korkulara dokunmayı ilkin o başarır’. Değil mi ki ‘dünya benim sahnem olacak, onu ya fethetmeli ya da ölmeliyim’ demiştir bir seferinde, öyleyse dünya bir ölüm kalım meselesidir onda. Ölümden kalıma uzanan bir yeşerme. Poe’nin siyah elbisesi gibi bürüyücü. İki derin göz ve bir fener gibi aydınlık yüz. Bu yüzü, eserden değil yaşamanın ara kesitlerinden okumaya çalışıyor Ackroyd. Açıkçası, Esin Eşkinat’ın başarılı çevirisiyle birlikte örnek ve yalın bir biyografi çıkıyor ortaya. P. Ackroyd sayfalar dolusu ve her tür psikolojik yoruma açık öykü ve şiirlerin arasında boğulmadan Poe’yu herkesin yapmayı başarıyor.
Gerçi yazar, onun ölümden bir güzellik çıkardığını özellikle vurguluyor. ‘Hiçbir zaman sevemedim, ölümün nefesi güzelliğin nefesiyle karıştığı zamanlar dışında’ mısralarını yazmış şair Poe’nun peşinde olduğu kritik estetiğin sınırların zorlamaya girişmiyor. Hele, ‘Timurlenk ve Başka Şiirler’ kitabının isim sembolizasyonunu fazla kurcalamıyor. ‘Timurlenk’ hırsın getirdiği hazlar ve tehlikeler üzerine gurur ve kin, kendisinden tiksinme ve düş kırıklığıyla dolu on yedi melankolik kıtaya yayılan monodik bir şiirdir’ demekle yetiniyor. Hakkında eleştiri değil birkaç basım öncesi haber çıkan kitap kurum sürecindeki Amerika’da Timur ismi ile ortaya çıkması ilginç değil de nedir?
Yaşamının kurbanı, yetim, öğrenci, asker, gazeteci, editör, yüzü gülmeyen adam, kuş…..her bir başlık kısa bir ömrü belgelere de dayanarak aydınlatmaya çalışıyor. Kitap boyunca hiçbir olayın, hayatın hatta yazarın bizzat kendisinin hiçbir şeyi aydınlatmaya yetmeyeceğini söylüyor aslında P. Ackroyd. Gammaz Yürek, bir kendisini açık etmiyordu. Yalan, ‘Kuzgun’un ebedi uçuşu. ‘Birdahaasla’olmayacak şey. 

Poe: Kısacık Bir Hayat, Peter Ackroyd, Çeviren: Esin Eşkinat, Yapı Kredi Yayınları, 2011, 136 sayfa, 10 TL.