Hayvanlar âlemiyle doğamızı keşfetmek

Hayvanlar âlemiyle doğamızı keşfetmek
Hayvanlar âlemiyle doğamızı keşfetmek
Filiz Özdem çocuklara hayvanlar âlemini tanıtıyor. Ancak buradaki hayvanlar âlemi, doğadaki hayvanlar âlemi değil, insanın edebiyatında sözlü ve yazılı kültüründe deyim-atasözü olarak oluşmuş, yani tinsel hayvanlar âlemi
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

Filiz Özdem’in Kitap Kurtları İçin serisini, Nisan’a kitap seçerken keşfettim. Çocuk kitapları üzerinde analiz yapmış değilim. Nisan’la birlikte kitap okuma saatlerinde başladı bu süreç. Kuşku duymayacağım yayınevlerince yayımlanmış kitapların da sorunlu olduğunu bu dönemde fark ettim. Bir masal kitabında, öfkeli bir ayı tarafından parçalanmak üzereyken kurtulan bir avcının, tuzağına düşürdüğü ayının karnını bıçakla yarmasından bahsediliyordu. Şiddetin kültürel madde yoluyla öğrenilmesi, şiddetin olağan görülmesine ve kanıksamasına yol açar. Bir başka kitapta, masal kahramanının bir eylemi anlatılırken, o sırada kilise çanlarının çalındığından bahsediliyordu. Belki üzerinde durulması gerekmeyen küçük ayrıntılardı bunlar. Ama kızımın, dört yaşını aşarken bunları öğrenmesini istemem kuşkusuz. Bu yaşındayken ona, bunları anlatmanın zorluğundan dolayı değil. Bu türden ayrıntıların, bizi, kültürel ayrımcılığa götüreceği, götürdüğü gerekçesiyle. Zamanı geldiğinde, yani somut düşünüş biçiminden soyut düşünüş biçimine geçtiğinde, ‘kilise’yi de ‘çan’ı da öğrenecek kızım kuşkusuz. Ama şimdi, yani henüz somut düşünme evresinde öğretmek durumunda kaldığınızda, bizde ne olduğunu da soracak. Kuşkunuz olmasın, soracaktır. Öğrendiğinde, öğreneceği şey, somutlaştırılamayan bir ‘biz’ ve ‘onlar’ ayrımı olacak, insani benzerlikler değil, kültürel farklılıklar fikrinin larvası olacak. Tarihsel sürecin geçmiş-şimdi-gelecek kategorileri, mutlaklaştırılmış şimdiye indirgenecek; (uygarlık) tarihi(ni)n karşıtlıkları, ontolojik karşıtlıklar gibi, değişmez mutlak karşıtlıklarmış gibi algılanmasına yol açacak. Burada sözünü ettiğim masal yazarının, o hikâyeyi yazmakla asıl niyetinin, işaret ettiğim farklılıkları öğretmek olmadığını belirtmeliyim. Dahası söz konusu yazarın reel sosyalist ülkeler döneminin sosyalist bir yazarı olduğunu da... Onlar, çocuk edebiyatını bile gerçekçilik akımı içinde oluşturmak gerektiğini düşünüyorlardı sanırım. Söz konusu kitap da muhtemelen sosyalist kültür bilinci oluşturmak amacıyla tercüme edilip yayınlanmış olsa gerekti. Netice bakımından oldukça trajik bir durum.. Enternasyonalizm veya evrenselcilik fikrinin, söz konusu ülkelerde, diğerini yok etmeye dayalı milliyetçiliklere, kültürel ayrımcılıklara dönüşmesinin kültürel kökenlerinin açıklanmasında, sözünü ettiğim türden masal kitaplarının rolü göz ardı edilmemeli sanırım. 

Benzeri olmayan bir tarz
Çocuğun yetişmesinde, onu, içinde yaşadığı kültüre yabancı kılmayacak ama başka kültürlere de karşıtlık mantığına sokmayacak veya düşmanlık duyguları oluşturmayacak pedagojik metinler nasıl olanaklıdır? Kültürlerarası farklılıklara değil, benzerliklere işaret eden metinler... Hem edebi ve masal evreni içinde hem de hikâyede anlatılanın gerçekliğine ilişkin asıl (bilimsel) bilginin bir arada olduğu ama didaktik de olmayan metinler... (Bu sonuncusu, edebi metinler ile bilimsel metinler birbirine karşıt olduğu varsayıldığı için, yaygın olarak bir arada düşünülmez)
İşte Filiz Özdem’in Kitap Kurtları İçin serisinin kitapları, tam da bu boşluğu dolduruyor. Bu kitaplar konu bakımından çocuklara hayvanlar âlemini tanıtıyor. Ancak buradaki hayvanlar âlemi, doğadaki (belgesel) hayvanlar âlemi değil, insanın yaşamına sızması engellenemeyen dolayısıyla onun edebiyatında sözlü ve yazılı kültüründe deyim ve atasözü olarak oluşmuş, yani tinsel hayvanlar âlemi. Bu âlemdeki hayvanlarla ilgili söz, deyim, atasözü, masal ve hikâyeler, hangi mizaç ve karakterin hangi durumda nasıl ve neden öyle davrandığını dile getiriyor. Temelde hayvanlar âlemi anlatılırken, aslında yapılan insanın etik doğasının bilgisel keşfinin ortaya çıkarılması. Aşkın temellere dayanan anlayışlar, insanla hayvanın özleri bakımından birbirinden farklı olduğunu dile getirirken, deyim, atasözü ve masalların taşıyıcısı durumunda olan kültür, buna sözlü kültür de diyebiliriz, insanın kendisini, daima hayvanlara bakarak, doğaya kendisinden önce gelmiş bu canlı âlemine göre tanımladığını, dolayısıyla onlara aslında ne kadar benzediğini dile getirir. Deyim ve atasözlerinin, ideolojik sözler olmadığını, insanın uzun yıllar içinde edindiği bir tecrübe bilgisi olduğunu hatırlatmakta fayda vardır sanırım.
Kitap Kurtları İçin serisini oluşturan metinler, masal değil, öykü değil, ansiklopedik bilgi değil, deneme değil, kılavuz değil, sözlük değil, anekdot değil; ama bütün bunların türler arası ilişki tarzında sentezinden oluşan metinler. Yani hem deneme, hem anekdot, hem masal, hem öykü, hem kılavuz, hem sözlük, hem ansiklopedik bilgi ve bu metinlerin bütünlüğünde. Filiz Özdem, benzeri olmayan, tamamen kendi keşfine özgü bir tarz yaratmış durumda.
Metinlerin adları ya bir deyimden oluşuyor ya da bir deyime atıfta bulunuyor: Maymun İştahlı, Tilki Uykusuna Yatmak, Kurt Kocayınca, Çantada Keklik, Tavşan Dağa Küserse, Örümcek Kafalı gibi... Metinler, dolayısıyla söz konusu hayvana ilişkin deyimin analiziyle, yani denemeyle başlıyor. Örnek vermek gerekir ise, Tilki Uykusuna Yatmak şöyle:
“Kurnazlık dendi mi, akla hemen tilki gelir. Tilki gibi deyimi, kurnazlık eden kişiler için kullanılır. Ama biliyorsunuz, kurnazlık ile zekâ aynı şey değildir. Kurnazlık, açıkgözlülüğü, hile yapmaya yatkınlığı belirtmek için kullanılır. (…) Tilkinin dönüp geleceği yer kürkçü dükkânıdır atasözü, tilki ne kadar kurnaz bir hayvan olursa olsun, sonunda avlandığı ve postundan kürk yapıldığı için ortaya çıkmıştır. İnsanlarla ilgili olarak söylendiğinde ise, kişinin ne işle uğraşırsa uğraşsın, nerede yaşarsa yaşasın, sonunda kendi alışkanlıklarına ya da ait olduğu ortama geri döneceğini belirtmek için kullanılır. (…) Tilki uykusuna yatmak sözü de, bir şeyi elde edebilmek için fırsat kullanılan durumlar için söylenir. Birisi için, kafasında kırk tilki dolaşır, kırkının da kuyruğu birbirine değmez deniyorsa, o kişinin sürekli haince planlar kurduğu, ama bir türlü bu düşündüklerini hayata geçiremediği anlaşılır.” 

Biz büyürken böyle kitaplar yoktu
Kitap Kurtları İçin serisinin resimlerinin de özgün olduğunu belirtmeliyim. Serinin resimlerini, Emine Bora yapıyor. Genellikle güçlü hayvanlar, onlar da, öfkeli iken, saldırgan ve yırtıcı haldeyken resmedilirler, küçük hayvanlar ise, sevimlilik halinde.. Emine Bora, hayvanları, hisseden, hisli varlıklar olarak resmetmiş. Bilgelik merakı içinde, şaşkınlık ve hayret halinde. Kiminde yalnızlık içinde, kiminde çaresizlik halinde.. Bu resimlerdeki, bir başka ortak özellik ise, gözlerde ortaya çıkıyor. Gözler, her birinde, onun hisliliğine açılan bir pencere gibi. Ne yapacağını bilememe halini değil de, sanki daha çok, söz konusu hayvan hangisi ise, onun, kendisini nasıl doğru ifade edeceğinin yolunu arayan bir halde olduğunu gösteriyor bu gözler.
İlk kitabı geçen yıl yayımlanan, Kitap Kurtları İçin dizisi, bugün dördüncü kitaba ulaştı: ‘Doğadaki Dostlarımız’ (Ağustos 2010), ‘Kuşlar Bize Neler Söyler?’ (Kasım 2010), ‘Tavşan Dağa Küserse, Kaplumbağa Koşarsa’ (Mart 2011), ‘Pirenin Yorganı, Karıncanın Rüyası’ (Haziran 2011). Dördüncü kitabın önsözünden öğrendiğimize göre eşek, deve, at, keçi gibi hayvanların konu nesnesi edinildiği beşinci kitap da önümüzdeki günlerde yayımlanmak üzere.
Filiz Özdem’in kitap kurtları serisindeki başarısında belirleyici rol oynayan bir özelliğini, onun aynı zamanda bir felsefeci olduğunu unutmamamız gerekir sanıyorum. Biz büyürken böyle kitaplar yoktu.

Kitap Kurtları İçin Serisi
*DOĞADAKİ DOSTALARIMIZ
*KUŞLAR BİZE NELER SÖYLER?
*TAVŞAN DAĞA KÜSERSE, KAPLUMBAĞA KOŞARSA
*PİRENİN YORGANI, KARINCANIN RÜYASI 

Filiz Özdem’in yazdığı Emine Bora’nın resimlediği kitaplar Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanmaktadır.