Henry James'in çevresinde

Henry James'in günlerini, ilişkilerini, sevinçlerini, üzüntülerini 'Yazar, Yazar' aracılığıyla takip ediyorum
Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

O eski İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun Dram bölümünde ‘Miras’ı kim izlemiş, hatırlamıyorum. Fakat bu izleyişe dair bir sahne yaşayıp durdu. Yer Kadıköyü, saat akşamüstü suları, zaman 1950’lilerin ikinci yarısı, mevsim güz. Genç mi, yaşlı mı, bir hanım, Tepebaşı Dram Tiyatrosu’nda seyrettiği oyunu anlatıyor:
Aktris, elinde şamdan, merdivenden ‘tek başına’ çıkıyormuş! Işıklar git git kararıyor, perde ağır ağır kapanıyormuş...
Çok uzun yıllar sonra bu sahneyi bana, değerli tiyatro sanatçısı Gül Gülgûn anlatacak. Meğer, Samiye Hün’ün unutulmaz bir oyun sergilediği ‘Miras’ın son sahnesiymiş. Seyirci, beş altı ay önce yitirdiğimiz büyük aktris Samiye Hün’ü ayakta alkışlıyormuş...
Samiye Hün’ü birkaç kez seyretme imkânım oldu; gerçekten güçlü bir oyuncuydu. Ölümünün bunca az yankı uyandırması utanç verici, yürek yakıcı. Mehmet Atak söylemeseydi, haberim bile olmayacaktı.
Bellek tuhaf biriktirici. Çocukluğumda dinlediğim sahne, günün birinde, ‘Bu Yalan Tango’nun son sayfalarına yansıdı. ‘Miras’ı sanki Fatma Asaf izlemişti ve sanrısında, kendini Samiye Hün sanıyor, basamaklardan çıkıyor, alkış sesleri arasında perde ağır ağır kapanıyor...
‘Miras’, Henry James imzalı ‘Washington Meydanı’ romanından tiyatroya uyarlama. Fatih Özgüven’in çevirisinden ‘Washington Meydanı’nı çok severek okumuştum.
Ama Henry James’le tanışmam daha eskilerde. Çeviri edebiyatımıza katkısı büyük. Naciye Akseki Öncül’ün Amerikan yazarlarının hikâyelerinden derlediği antolojisinde, James’in “Orta Yaş” adlı noveli de er alıyordu. Bizdeki ilk Henry James çevirisi galiba o. Derken Varlık Yayınları’ndan ‘Daisy Miller’ çıktı karşıma: Göz kamaştırıcı bir kısa roman.
Derken, Ünal Aytür’ün kaleme getirdiği ‘Henry James ve Roman Sanatı’. Kılı kırk yararak yazılmış bu incelemeyi Yapı Kredi Yayınları 2009’da iyi ki yeniden yayımladı. Hemen ekleyeyim, Necla Aytür’le Ünal Aytür’ün Henry James’in bizde tanınmasına emekleri uçsuz bucaksız.
Bir Kitap Kapağı’nda daha önce yazmıştım: Git git, en sevdiğim yazarlardan biri oldu Henry James. İyi çeviriler, kötü çeviriler, Türkçe’de ondan ne yayımlansa, günlerce baş ucumda.
Yazık ki, kötü, yalapşap çeviriler de söz konusu. Büyük bir anlatım, üslûp ustası olan James, yalapşap çevirilerde ancak uzaktan sezilebiliyor.
Ünal Aytür, James’in romancılık anlayışını yorumlarken belirtiyor. “James yaşamla sanat arasındaki farkı hiçbir zaman unutmamıştır. Yaşam dağınık, tutarsız, ayrıntılarla dolu, başı sonu olmayan bir süreçtir. Büyük ölçüde rastlantıya dayanır. Roman ise seçme, düzenleme ve yoğunlaştırma yoluyla bu dağınıklığa biçim ve anlam kazandırma sanatıdır.”
Henry James, yaşamı ancak sanatın anlamlı kılacağına inananlardan. Tabii bu sanat, okurun nabzına göre şerbet veren eften püften yazılar çiziler değil; tam tersine, okuru enikonu zorlayan bir yazış.
Şimdilerde, Ayrıntı Yayınları’nın verimi, Henry James’in yaşamöyküsünden esinli ‘Yazar, Yazar’ı okuyorum. ‘Yazar, Yazar’ı David Lodge yazmış, dilimize Suzan Aral Akçora çevirmiş. Lodge’un Türkçe’de başka romanları varmış, yeni öğreniyorum.
‘Yazar, Yazar’ nefis bir ölüm bölümüyle başlıyor. Ölen Henry James. İroninin başrole çıktığı bölümde, her şeye rağmen, büyük bir romancıyı kaybetmenin hüznü de yaşanıyor. Sonra, David Lodge, ironiyi, hüznü ikinci plana atarak, serinkanlı biyografi yazarı kimliğinde yol alıyor. Bunu bir kusur diye söylemiyorum. Hatta, David Lodge iyi ki öyle yapmış diyebilirim: Çok sevdiğim Henry James’in günlerini, ilişkilerini, sevinçlerini, üzüntülerini ‘Yazar, Yazar’ aracılığıyla adım adım takip ediyorum.
‘Yazar, Yazar’, küçük punto, 400 sayfayı aşkın bir roman. 217. sayfadayım. Daha bir o kadar var diye mutluyum. Okuma saatlerime günlerdir ‘Yazar, Yazar’ coşkular getiriyor... 

Gündeş öneriler:
‘Trenler de Ahşaptır’, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2011, her zamanki ‘Haydar Ergülen inceliğiyle’.