Hep genç kaldı

Kimdir Erdal Öz? Şu yirmi birinci yüzyılda bile, ne yandan bakarsanız bakın, hep kendi kendisi olmuş, hep kendi kendisi olmuş, hep kendi kendisi kalmış bir insan.
Haber: TAHSİN YÜCEL / Arşivi

Kimdir Erdal Öz? Şu yirmi birinci yüzyılda bile, ne yandan bakarsanız bakın, hep kendi kendisi olmuş, hep kendi kendisi olmuş, hep kendi kendisi kalmış bir insan. Hiç ilerlemediği için mi? Hayır, tam tersine, yetmiş bir yıllık yaşamı boyunca çok şey başarmış, çok yol almıştır. Ama yetmişinden sonra bile hep öyle genç, hep öyle yakışıklı, hep öyle güleryüzlü kaldığı gibi, duygularında, düşüncelerinde, edimlerinde de özüne hep bağlı kalmış, hep bu soylu özü geliştirmiştir. Hem de doğallıkla, içtenlikle, kendiliğinden.
25'inde ilk romanı
İşte yapıtları. Daha yirmi beş yaşında, Odalar gibi usta işi bir roman, Yorgunlar gibi özgün bir öykü kitabı yayımlar, sonra, kimi kez uzun, kimi kez kısa aralıklarla, Yaralısın gibi, Havada Kar Sesi Var gibi, Gülünün Solduğu Akşam ve Sular Ne Güzelse gibi birbirinden özgün yapıtlar gelir. Hepsi de şu ya da bu biçimde belirli bir insan ya da toplum gerçeğine gönderir, hepsi de yoğun bir biçimde yaşanmıştır, ama hepsi de öncelikle yazın yapıtıdır. Hepsi de, doğallığını yitirmeden, yalınlığı şiirsellikle birleştirir. Okur da hemen tadına varır bu özgün yapıtların, değerini bilir. Ne var ki Erdal Öz yapıtının yarattığı ilgiden yararlanarak kendini öne çıkarmaya gönül indirmez hiçbir zaman, sözü döndürüp dolaştırıp kendi yapıtlarına getirenlerden değildir. Örneğin Yaralısın yayımlanışından çok kısa bir süre sonra, tutucu iktidarların parasal desteğiyle değil, yazınsal değeri, içeriği ve güncelliği nedeniyle beş ayrı dile çevrilir. Ama, oldukça sık görüşmemize karşın, ben bile yıllardan sonra öğrenirim bunu. Neden mi? Erdal Öz hiçbir zaman kendi kendinin çığırtkanlığını yapanlardan olmamıştır hiçbir zaman. Yazmak doğal bir şeydir onun için, bir iç gereksinimdir, içinden geldi mi yazar, gelmedi mi bir tümce başında tırnak çiğnemektense, susmayı yeğler. Siyasal tutumu da böyle. Kimi yapıtlarının da tanıklık ettiği gibi, Erdal Öz hep solda yer almış, hep özgürlüğü, eşitliği, devrimciliği savunmuş, bunun bedelini de fazlasıyla ödemiştir, ama, dönem değişince, bundan yararlanmayı usundan bile geçirmediği bilinir.
Yayıncılığı da böyle.
Çoğu ünlü yazarlarımızın bile kitaplarını yayımlayacak yayınevi bulamadıkları bir dönemde Can Yayınları'nı kurduğunda, hiçbirimiz, özellikle de Erdal Öz'ün kendisi, çağdaş Türk yazınının temel kurumlarından birinin, önemli bir yazın okulunun kuruluşuna tanık olduğumuzun ayrımında değildik. Ama Can Yayınları onun doğal olduğu kadar da yaratıcı çabasıyla ülkenin en büyük ve en saygın yayınevlerinden biri oldu. Can Yayınları yalnızca bizim kuşağın yapıtlarını yayımlamakla kalmadı, bir yandan Türk okuruna Batı yazınlarının klasik ve çağdaş yapıtlarını sunarken, bir yandan da ülkemizin adı sanı duyulmamış genç öykücü ve romancılarını özellikle arayıp buldu, onlara Can'ın olanaklarını sundu. Ama bu büyük ve kişilikli yayınevinin kurucusu ve sürdürücüsü hep aynı Erdal Öz'dü. Hiçbir zaman patron olmadı, yayınevi çalışanlarının da "Erdal abi"si olarak kaldı her zaman. Kendisini görmeye gelen yazarlar, ozanlar da "Erdal bey meşgul" ya da "Erdal bey toplantıda" yanıtını almadılar hiçbir zaman. Öte yandan, yayıncıların büyük çoğunluğu yazarlara yapılacak ödemeleri olabildiğince ileri tarihlere atarken ya da taksitlere bağlarken, Erdal Öz bir an önce ve toptan ödemek isterdi yazarının parasını. Çevirileri de sayarsak, sanırım, Can'da en fazla kitabı ben yayımladım; bu nedenle, kim bilir kaç kez "Erdal'cığım, acelen ne?" dediğim oldu. Ama huylu huyundan vazgeçmezdi: bu Erdal Öz parayı almaktan çok, vermeyi seviyordu. Geçen yıl, yayınevinin uğradığı hırsızlığın kendisini en çok üzen yanı da yazarlarına yapılacak ödemelerin birkaç hafta ertelenecek olmasıydı.
Herkesin 'abi'si
Öte yandan, hiç yaşlanmıyordu bu adam, hastalanıyordu, kilo veriyordu, kilo alıyordu, saçları azalıyor, bıyığı ağarıyordu, ama, ne olursa olsun, Odalar'ın çiçeği burnunda yazarı olarak kalıyordu. Aynı kuşaktandık, ama vatandaşlar bana sokakta, dolmuşta ya da vapurda "amca", "beyamca", "dayı", "baba", "babalık" diye seslenirken, o her yerde ve her zaman "abi" olarak kalıyordu. Abiydi de gerçekten, ister genç olalım, ister yaşlı, bizim abimizdi Erdal Öz. Geçen yıl, Çiçek Bar'da, yetmişinci yılını kutlarken de söylemiştim: "Can Yayınevi'nde de, Can Kitabevi'nde de, Arif'in Yeri'nde de, evde de, sokakta da herkesin Erdal abisi, Can'ın da, Samiye'nin de, Tahsin abisinin de Erdal abisi".
Şimdi bir de ortak dostumuz Fethi Naci'nin çok sevdiği "İnsan tükenmez" sözü takıldı dilime. Belki ölümüyle gelen sızıyı biraz olsun köreltmek umuduyla, belki de Erdal Öz her zaman, her yerde, her koşulda Erdal Öz kaldığından, olmalı, "Erdal Öz tükenmez", diyorum.
Umarım, ölüm de tüketemez Erdal'ı.