Hepsi bu! her şey beklenildiği gibi

Hepsi bu! her şey beklenildiği gibi
Hepsi bu! her şey beklenildiği gibi
Kaan Çaydamlı'nın 'Kişisel Toplantı Notları', her ne kadar kendi iç dünyasını ve hayata dair ritüelleri anlatıyor gözükse de, yazdıklarına; değişen kent olgusunda birey olabilme bilincinin nasıl yansıdığına da şahit oluruz
Haber: Deniz Durukan / Arşivi

“Her şey değişir, virgülden önce de.” Böyle diyor Kaan Çaydamlı ‘Kişisel Toplantı Notları’nda. Buna kim itiraz edebilir ki? Değişimin dönüştürücü gücüne hangimiz karşı koyabiliriz? Zamana karşı koyamadığımızda ve yapacak fazla bir şeyimiz de yoksa eğer, belki de olup biteni izlemek, izlerken de kayıt tutmak bir anlamda yaşadıklarımızın sağlamasıdır. Bu anlamda Kaan Çaydamlı’nın doksanlı yılları ve iki binli yılların ilk üç beş yılını da içine alan bu notları, bir yandan (özelde) bizim kuşağın içindeki boşluklara tekabül ederken, bir yandan da (genelde) ekonomik, politik ve kültürel değişimin yarattığı atmosferi anlamada önemli bir değini.
Doksanların, sadece Türkiye ’de değil, tüm dünyada yaşanan hızlı bir değişim ve dönüşüm sürecinin başlangıcı olduğunu söyleyebiliriz. Küreselleşme olarak ifade edilen bu sürece her şeyi değiştirme ve dönüştürme gücü atfedilmektedir. Bu değişim sürecinde kentlerin ön plana çıkması ve geleceğin dünyasında kentlerin en önemli aktörlerden biri konumuna gelmesi öngörülür. Bu anlamda, Kaan Çaydamlı’nın ‘Kişisel Toplantı Notları’, her ne kadar kendi iç dünyasını ve gündelik hayata dair ritüelleri anlatıyor gözükse de, yazdıklarına; öngörülen yeni dünya düzeninde ve değişen kent olgusunda birey olabilme bilincinin nasıl yansıdığına da şahit oluruz. (Belki de sistemin insan üzerinde oluşturduğu baskıya karşı duran bireyin kent manifestosu da denilebilir bu notlara.) Ve dayatılan her şeye karşı nasıl bir direnç mekanizması geliştirdiğine…
“Belki de söylenecek tek şey -ki çoğunlukla en uzun yolculuklar tek bir adımdan ibarettir- attığınız her adımın sizi çıktığınız noktaya bir adım daha yaklaştırmaktan öteye gidemeyeceğidir. Yolun kaçınılmaz olarak soyut bir kavrama dönüştüğü bu anlamda onu anlamlı kılan tek şey, ulaşmakla ilgili her türlü düşünceden yolcuyu kurtarmak olabilir ki bu sonsuz küçülme soyut haline denk gelir ve genellikle ağır gelir. Bu gerçek –hangi yönde olursa olsun- insanı tek bir yolculuk biçimine ulaştırabilir ancak, sabitlenme, bir başka deyişle sonsuz eylemsizlik hali.” (s. 24)
Yol, yolculuk ya da yolcu olma ifadesi sıklıkla geçer Çaydamlı’nın notlarında. Yol başka bir açıdan baktığımızda seçenektir; öyle sunulur hayat içersinde. Ancak, sunulan seçeneklerin hiç birinin gerçek anlamda bir çıkış veya çözüm önermediği düşüncesiyle de karşılaşırız onun notlarında. Ama sistem “öyleymiş” gibi sunar. O nedenle, Çaydamlı’ya göre, asıl kurtarılması gereken yolcudur. Yolcuyu, yani bireyi gideceği yere ulaşma yanılgısından korumak gerekir. Değer verilen, önemsenilen şeylerin aslında yüklediğiniz anlam ve değeri taşımadığına dair bir uyarıdır bu söylem. Hayat içersinde yaptığımız her şey bir oyalanma biçimidir. Kendini oyalama çalışmaları... Dolayısıyla, direnmek için geliştirilecek en önemli yöntem, sabitlenme, eylemsizlik hali olmalı. İlk etapta bunu karamsar bir tavır olarak algılamak mümkün. Oysa bu tavrı tamamen bir “duruş meselesi” olarak algılamak gerek. Çünkü kazanılmış tüm zaferlerin, gerçek birer zafer olmama ihtimali yüksek. Ya da şöyle söylenebilir: En büyük zaferi kazandığın anda, o en tepede olduğun anda hissediyorsun aslında kaybettiğini. Para kazanmak veya güç kazanmak, elbette gündelik hayatı sürdürmek için hemen herkesin bir şekilde ucundan kıyısından da olsa tutunmaya çalıştığı bir durum. Ama Kaan Çaydamlı’ya göre son noktada insanın kendini terbiye ettiği bir şey var: O da zamanın geçişini seyretmek.
Kaan Çaydamlı’nın kaybetmek üzerine geliştirdiği bu dil, var olanı ciddiye almamak ya da umursamazlığı ifade etmiyor. Belki değer vermemek denilebilir buna. Değer verdiğiniz oranda karşınızdakini var etme durumundan söz ediyor. Çünkü ona göre, kaybettikçe özgürleşir insan. İşte tam da bu noktada, sistemin size öngördüğü ve her anlamda bağımlı bir kişilik yaratma çabasının, kazanmaya yönelik olan ‘diğerini yıkarak en tepeye çıkma savaşımını’, Çaydamlı eylemsizlik haliyle bozguna uğratmaya çalışıyor. Belki bu “kabulleniş” olarak algılanabilir ilk etapta; ama karşı çıkmanın birçok yöntemi var. Mesela; sistemin ön gördüğünün (diğerini yok ederek var olma vs) tam tersine davranmak. Kuşkusuz sistemin asıl amacını, pasifize etme özelliğini de göz önüne alarak söylemini sürdürüyor Çaydamlı. Bu tuzağa düşmüyor. 

Başka kapı yok
Eylemin Yitirilişi Üzerine adlı notunda arayışlardan söz ederken, bireyin hayat içersindeki arayışına değinir: “Arayış esnasında bulunan diğer şeyler, arayışın telaşıyla biriktirilir. Biriken her şey -eğer dönüp bakılmazsa- her seferinde bir üst kapıyı açar. Arayışın yitirildiği, ya da başka bir şekilde söylemek gerekirse- ki çoğu zaman gerekmez- arayışın saltık arayışa dönüştüğü nokta ise en üst kapının açıldığı andır. Artık başka kapı yoktur ve karşıdaki kapıda Kaybedenler Kulübü tabelası göze çarpmaktadır… Tabelanın hemen altında şu cümlecik okunur: Yoksa, aramak da mı yoktur…”
Buradan belki Jean Baudrillard’ın simülasyon kuramına da ulaşabiliriz, ancak buna gerek yok. Zaten Kaan Çaydamlı, ele geçirilmiş gerçekliğin yerine, gerçekmiş gibi sunulan şeyin bizi ele geçirmiş olmasından söz ediyor. Böyle baktığımızda Kişisel Toplantı Notları seksenlerde ön hazırlığı yapılan, asıl doksanlı yıllarda başlayan sürecin, yaşanan bu dönüşümün birey üzerinde yarattığı deformasyonu, özellikle de köprünün tam ortasında kalmış bir kuşağın (özellikle 40’lı yaşlarını süren kesimin) içindeki boşluklara da dokunuyor. O nedenle kitabın adı da tesadüf değil. Bireyin yalnızlaştırılması ve kişinin sürekli kendiyle bir toplantı halinde olması da bir hesaplaşmayı, iç döküşü işaret ediyor.
Aslında Çaydamlı’nın ‘Kişsel Toplantı Notları’ eğlenerek de okunacak bir kitap . Özellikle kullandığı dil, metin içersindeki diyaloglar, sizi metne bir anda yabancılaştıran, dikkatinizi farklı bir yöne kaydıran benzetmeler son derece başarılı. Tüm bunlar anlatılırken, beklemediğiniz bir anda, bir ironiyle de karşılaşabiliyorsunuz. Ciddiyetle ele aldığı konuları kimi zaman -başta kendisiyle olmak üzere- alaya alarak, o ağır havayı bozan bir üslupla sekteye uğratabiliyor. Özellikle kadın erkek ilişkileri, seks veya gece hayatıyla ilgili notlarının sonunda ye alan “kiremitte pişmiş bir alabalık rüyası gördüm” gibi dışarıdan bakınca tuhaf, içerden bakınca içten bir cümleyle karşılaşmak, sonraki sayfada hangi Kadıköy sözünü kullandığına dair bir merak da uyandırıyor okurda.
Aslında şunu söylüyor Kaan Çaydamlı: Hepsi bu! Yani her şey beklenildiği gibi. Umarız yeterli olmuştur.

KİŞİSEL TOPLANTI NOTLARI
Kaan Çaydamlı
6.45 Yayınları
2011, 64 sayfa,
7.5 TL.