Her çıtırtıda havaya zıplarsın!

Her çıtırtıda havaya zıplarsın!
Her çıtırtıda havaya zıplarsın!
Ilsa J. Bick'in 'Küller' felaket senaryoları halkasına bir yenisini ekliyor. Roman, dünyanın sonu yarın gelecek olsaydı ben ne yapardım sorusunu da sorduruyor. Roman, gençleri bir hayli gerecek gibi...
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Felaket senaryoları içeren gelecek tasvirleri bir süredir epeyce ilgi görüyor ve bu ilginin nedenleri de ortada sanki. Dünyanın gidişatı, genç -yaşlı kimsede “işler iyiye gidecek” hissiyatı uyandırmıyor bir kere. Bireysel gelecek kaygılarımız, büyük resmin yoğun karanlığında kaybolmuş, devasa bir hayatta kalma kaygısının ateşinde eriyip gitmiş durumda. Üstelik ilahi bir gücün üzerimize yağdıracağı bir cezaya da ihtiyaç ya da inanç kalmadı. İnsan kendi kendisinin şeytanı ve tanrısı oldu çoktan, hayır da şer de insandan geliyor. Ayrıca dünyanın bütün kaynaklarını ve sakinlerinin büyük kısmını yok eden bir felaket fikri, insanın maskesini sıyırmak için ideal bir atmosfer sağlıyor bize. İnsanın, hayatta kalmak için yapabileceklerinin sınırı olmadığının, kötülüğünün ve her koşulda iktidar sahibi olma arzusunun sınır tanımadığının ispatı açısından mükemmel bir atmosfer...
Okuyucu milletinin on altı yirmi beş grubu aralığını hedeflediğinin altını çizen yeni gençlik markamız Dex de, Ilsa J. Bick’in ‘Küller’ adlı romanıyla bu felaket senaryoları halkasına ilgi çekici bir şekilde ekleniyor. Polis babası ile doktor annesini bir helikopter kazasında kaybeden Alex(andra) başkahramanımız. Alex bu kayıp yetmezmiş gibi bir de beynindeki canavarla, alınması ya da herhangi bir tedaviyle yok edilmesi mümkün görünmeyen irice bir tümörle uğraşıyor. Anne babasının külleri ve zihnindeki, savaşacağına mı yoksa pes mi edeceğine dair düşünceleriyle baş başa kampa gidiyor. Küller gölün sularını boylayacak, ama acaba o en önemli soru nasıl bir yanıt bulacak! 

Baş belası bir torun
Alex amaçlarının kıyısına bile yaklaşamadan, arazide karşılaştığı yaşlı Jack ve baş belası torunu Ellie’yle birlikteyken geliyor bildiği dünyanın sonu. Gökyüzünde çakan bir elektromanyetik darbe dalgası tüm elektronik aygıtların parçalanmasına, bilgisayar ve uyduların işlevsiz kalmasına ve milyonlarca insanın anında ölmesine ya da değişmesine neden oluyor. Jack kalp pili durduğu için ölüyor, Ellie hayattaki son akrabasını da yitirdiğinden delirme ve Alex’i delirtme noktasına geliyor. Alex’se, hastalığının bir noktasında kaybettiği koku alma duyusunu (ve anılarını) felaketten sonra tekrar kazanıyor. Hatta gelişen koku duyusu sayesinde insanların kokularından duygu durumlarını ve niyetlerini anlama becerisini kazanıyor.
Ellie’yle birlikte korucu karakoluna gitmek ve yardım bulmak için yaptıkları yolculuk, olay sonrasında gözünü kan bürümüş köpeklerin ve insan-hayvan eti yemek için yanıp tutuşan canlı zombilerin saldırılarıyla bir kâbusa dönüşüyor. Ekibe Tom’un da katılması ve karakola ulaşmalarıyla dünyanın geri kalanından ve kendilerine dayatılan bu kâbustan sıyrılıp bir süre mutlu, küçük bir aile olarak yaşıyorlar. Ama birkaç ay sonra, yiyecek stoğu bitene kadar karakolun görece güvenliğinde saklanmanın doğru olmadığına ve dışarda neler olup bittiğini öğrenmeleri gerektiğine karar verip yola çıkıyorlar ve puf! Ellie bir grup yaşlı tarafından kaçırılıyor, Tom da bacağından ciddi şekilde yaralanıyor. 

Bedeli ne?
Bu tatsız tecrübe onlara çocukların ve köpeklerin bu yeni dünyada ayrı bir değer kazandığını öğretiyor. Köpekler değişenleri ayırt edebiliyor çünkü ve çocuklar da değişmedikleri takdirde geleceğin garantisi durumundalar…
Tom’un durumu kötüleyince Alex onu bir benzin istasyonunun ofisine kilitleyip yardım aramaya gidiyor ve belki de ‘Küller’in hikâyesi esas o an başlıyor. Rule Kasabası’na ulaşan Alex, kasabadakilerle benzin istasyonuna geri döndüğünde Tom’u bıraktığı yerde bulamıyor ve arkadaşını aramasına da izin verilmiyor. Yaşına rağmen değişmediği, canlı zombilerden birine dönüşmediği için kasabada kendisine insanın zihnini karıştıran bir özen gösteriliyor. Alex güvenliğin, başının üzerinde bir dam olmasının ve karnının sorunsuz doymasının karşılığında hantallaşır ve tembelleşirken, bizim de aklımızda bütün bunların bedelinin ne olacağına dair sorular uyanıyor.
Konsey tarafından yönetilen kasabada herkesin Yeager adındaki ihtiyarı sorgusuz sualsiz dinlemesi, kasabanın bırakın dışına çıkmayı, içinde bile bir eşlikçi olmadan dolaşamaması, erkeklerin civardaki terk edilmiş birtakım marketlerden sürekli erzak getirmeleri, hataların sürgünle, yani kasabanın dışına bırakılmakla cezalandırılması, baskınlar Alex’in de kafasını karıştırıyor. Rule Kasabası’nın erkeklerinin terk edilmiş yerlerden değil de, başka insanlardan çaldıklarını öğrendiğinde kaçma fikrini uygulamaya koymaya karar veriyor. Evinde kaldığı Jess adlı kadının da desteğini alınca kaçması korktuğu kadar zor olmuyor. Fakat kasabanın dışında izlemesi gerektiği söylenen patikada Rule’dakilerin değişenlerle mücadele etmediklerini, onları beslediklerini öğrenince anlıyor neyle karşı karşıya olduğunu. Birlikte saldırma becerisi kazanmış, barınma ve ısınma ihtiyaçlarını giderebilen, silah kullanmayı ve yapmayı öğrenmiş beş kişilik bir değişenler topluluğu karşısında dehşet içinde dururken Alex bitiyor roman. İnsanı gelecek cilde dair müthiş merakta bırakarak.
Felaket sonrası kurulan ve yeni dünya düzeninin dayattığı, hayatını diğerlerinin hayatı pahasına devam ettirme, dini ve korkuyu bir afyon olarak kullanıp insanların herhangi bir sorgulamaya girişmelerinin önünü kesme, kadını bir bebek fabrikası olarak kullanma ve hapislikle koşulsuz boyun eğmeyi hayatta kalmanın iyi bir koşulu şeklinde görme mantığı, okura insanın doğasına dair çok şey düşündürüyor. Ayrıca, dünyanın sonu yarın gelecek olsaydı ben ne yapardım sorusunu da sorduruyor. Felaketten sonra bazılarının canlı zombiye dönüşmesinin “nasıl”ını şahsen pek anlayamadıysam da, bu canlı zombilerin, dünyanın mahvolmuşluğuna ilaveten, esaslı bir korku öğesi olarak kullanılmalarının romanın ürkütücü havasını pekiştirdiğine şüphe yok. Hâlâ daha, nereden bir zombi fırlayacak diye yüreğim ağzımda, her çıtırtıda havaya üç metre zıplayarak dolaşıyorum!
Bir yandan da Ilsa J. Bick’in ‘Küller’de anlattığı yeni dünyanın gidişatını ve Alex’in hayatta kalmayı başarıp başaramayacağını öğrenmeyi de heyecanla bekliyorum.

KÜLLER
Ilsa J. Bick
Çeviren: Barış Emre Alkım
Dex Kitap
2011 368 sayfa, 19 TL.