Her şey bir gecede duruverdi

Her şey bir gecede duruverdi
Her şey bir gecede duruverdi
Hafif içkili bir kafayla, matematik bölümü mezuniyet kutlamasından, yanında güzel sevgilisiyle dönerken, aniden önlerine bir geyik çıkar. Burnundan buharlar üfleyerek ormandan fırlayan geyik, arabanın şiddetli bir şekilde ağaca çarpmasına neden olur. Genç kız hemen orada ölür, yazar ise yüzünün büyük bir kısmını kaybeder
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE / Arşivi

Son yıllarda roman ile otobiyografi arasında, oto-kurgu denilen yeni bir türden söz edilir oldu. Yaşam öyküsünden yola çıkan, hayal ve halüsinasyon katkılı, kurgunun biçemsel olanaklarından yararlanan bir tür olarak yazarlar tarafından benimsendi. Kurgusal iskeleti sağlam duranlar, türün iyi örnekleri sayıldı; sıradan örneklerde ise, yazarın metni terapiye dönüştürdüğüne tanık olduk.
Antoni Casas Ros’un ilk kitabı Almodovar Teoremi, bu türün iyi örneklerinden. Genç yazar, yaşadığı trajik kazayı metnin merkezine yerleştirmiş ve buradan yola çıkarak sanrılarla dolu hayatını anlatmış. Roman, fazla vakit kaybetmeden hemen ilk sayfalarında, yazarın hayatını belirleyen kazayı anlatır: hafif içkili bir kafayla, matematik bölümü mezuniyet kutlamasından, yanında güzel sevgilisiyle dönerken, aniden önlerine bir geyik çıkar. Burnundan buharlar üfleyerek ormandan fırlayan geyik, arabanın şiddetli bir şekilde ağaca çarpmasına neden olur. Genç kız hemen orada ölür, yazar ise yüzünün büyük bir kısmını kaybeder. Bu kazadan sonra internet üzerinden matematik dersleri vererek ve bazı küçük şirketlerin muhasebesini tutarak geçinir; kimsenin kendisini görmesini istemediği için, günlerini evde geçirir. Sadece geceleri şapka ve atkıyla yüzünü örterek sokaklarda dolaşır. Kendisini tamamen yalnızlığa bırakmıştır. “On beş yıldır beni kimse görmedi. İnsanın bir hayatı olması için bir yüz gerekir. Benim yüzüm bir kazada parçalandı ve her şey bir gecede, yirmi yaşımda duruverdi.”
Yazar, çok sevdiği Arjantinli şair Roberto Juarroz’un “Boşluğun merkezinde başka bir şenlik var” dizesini kitabın başına koymuş. Bu sözler, romanın anatemasını belirliyor. Kazadan sonra, uzun bir süre kaçış içinde yaşayan Antoni, artık karanlıkta kalmaya bir son vermek ister gibidir. Boşluk içinde başka bir yaşam bulabilir insan, hayal gücünün rolü mutlaka büyük olacaktır fakat olanaksız değildir. “Başka bir şenliğin, kutlamanın boş alanın merkezinde nasıl bulunabileceğini anlamak, sadece bunu anlamak için yazıyorum” diye açıklıyor. Yazdıkça kurduğunu, kurdukça kendi gerçekliğinden koptuğunu, koptukça da şairin sözünü ettiği ‘şenlik’ havasının uzakta olmadığını yazarla birlikte biz de hissediyoruz.
Ünlü yönetmen Almodovar burada devreye giriyor. Kimsenin bakmasını istemediği yüzünü kameralara teslim etmek istemesinde bir çelişki görünse de, uç noktalarda hissetmeyi seven biri olarak karanlıktan ancak böyle çıkacağını da biliyoruz. Kendini Almodovar’la konuşurken hayal ederek başlıyor. Yaratıcı bir şekilde hayal ile gerçeği birleştiriyor bu noktada Casas Ros. Hayali Almodovar ile Cenova’nın dünyanın en güzel travestilerinin bulunduğu sokağında yürürken karşılarına Lisa adlı bir transseksüel çıkıyor. Yüzünü kaybederek bir dönüşüm geçirmiş olan Antoni gibi, Lisa da cinsiyetini değiştirerek bir dönüşüm geçirmiştir. Antoni’yi en çok etkileyen şey, Lisa’nın kromozomları aldatmış olmasıdır. İkisi de doğdukları bedeni geride bırakmış, yeni bir bedenle yaşıyorlardır fakat Lisa’nın ki kendi seçimidir.

Romanda matematik
Gaudi’nin mimari eserleri ya da Picasso’nun kübist portreleri gibi, damarlarındaki Katalan ve İspanyol kanında deformasyonu taşıyan Antoni, yüzünün yok oluşunda yeni bir estetik arayışına girer. Bu yönüyle kitap, sıradan bir otobiyografi olmanın dışına çıkar. Nesnelerin formunu bozarak yeni bir estetik değer yaratan sanatçılara göndermeler yapan Casas Ros, kendi de yeni formunda, yeni bir güzellik bulmak ister. Günümüz sanatında orantı, güzelliğin belirleyici ölçüsü olarak görülmez, oysa plastik cerrahi çağında, insan söz konusu olduğunda simetri ve uyum güzelliğin en önemli etkenleri sayılır. Yazar, çağımızın bu konudaki ikiyüzlülüğünü dile getirir.
Romandaki bir başka önemli tema olarak matematiği kullanıyor yazar. Matematik öğretmeni olan annesinden sayıların sevgisini öğreniyor. Çocukluğunun büyük bir kısmını annesini kimseyle paylaşmadan geçiriyor. Birlikte geçirdikleri uzun saatler boyunca matematik ruhu annenin bedeninden ona geçiyor. Kazadan sonra, insanlardan uzakta geçirdiği on beş yıl boyunca Antoni’nin hayatında ulaşılabilir olan tek güzellik, matematikte bulduğu güzellik oluyor.
Hayatına Lisa’nın girmesiyle yeni bir güzellik boyutuna ulaşır. Yıllar sonra ilk kez biri onun yüzüne tiksinti duymadan bakar ve yine ilk kez başka beden ona dokunur. Lisa ile birlikteliğinin anlatıldığı satırlar romanın en güçlü bölümlerini oluşturuyor. Yıllar sonra cinsellik buluşunu inanılmaz sarsıcı bir erotizmle dile getiriyor. Sadece cinsellikle uyanışı değil, parçalanmış yüzü de Lisa ile yaşadığı aşk sayesinde bütünlüğe kavuşuyor. Lisa’nın hem erkek hem de kadın bedeni, aradığı tüm hazları ona veriyor.
Lisa ile ateşli birleşmelerinin sonrasında romanın başında anlatılan, kazaya neden olan geyik, yeniden ortaya çıkıyor. Yazar geyiği hem erotik bir simge olarak hem de kazada sevgilisinin ölümüne neden olduğu için Antoni’nin suçluluk duygusunu temsil etmesi için kullanıyor. Böylesi bir simge esere derinlik kazandırmış. Kahramanın kazayla ve kazanın neden olduğu trajik boyutlarla barışması olarak algılanabilir.

İspanya’nın en iyi romanı
Almodovar Teoremi, geçen yıl İspanya’da yılın en iyi romanı seçildi. Roman, Fransa’da çok ilgi çekmesine rağmen, ödüller konusunda pek başarılı olamadı. İspanyol ve İtalyan anne babadan doğmasına rağmen çocukluğunu Fransa’da geçirdiği için Fransızca yazan Antoni Casas Ros’un kimliği bazı sorunlara neden olmuş. Fransa’da ilk romanını yazan genç yazarların tanınmasını hedefleyen bir ödül olarak verilen Prix Landerneau, yazarın kimlik sorunu yüzünden ona verilmemiş. Yapılan açıklamada, ne kitabın yayıncısı Gallimard’ın editörlerinin ne de yazarın menajerinin yazarı hiç görmemiş ve tanımamış olmaları neden gösterilmiş. Kendisiyle sadece eposta ve telefonla bağlantı kurulduğunun söylenmesi ödül jürisine bu kararı verdirmiş. Ünlü bir yazarın takma isimle yazmış olma ihtimali kadar Pedro Almodovar’ın yazmış olduğu düşüncesi de akılları kurcalamış. İronik bir şekilde, yazarın ‘yüzü’ olmadığı için bu ödüle değer görülmemiş.
Almodovar Teoremi belirgin bir biçimde ilk roman özellikleri taşıdığı için bence gereksiz olmuş bu tartışmalar. Anlattığı olaylar sarsıcı olduğu için ve sarsıcı bir benlik sorununu ele aldığı için, ortaya sarsıcı bir metin çıkmış; kitabın ilginçliği, yazının niteliğinden çok, yaşamöyküsünün ilginçliğinden kaynaklanıyor. Yazıdaki samimiyet ve kuralları umursamazlık, kurgu deneyimi olmayan bir kalem tarafından yazıldığına işaret ediyor. Yayıncısı, yazarın önümüzdeki aylar içersinde ikinci romanının yayımlanacağı haberini vermiş. Birinci kitabında kimliğinin her boyutunu ortaya koyduktan sonra nasıl bir ikinci eser çıkar ortaya, merak edileceğinden eminim. Bazı ilk romanları okurken, içinde ikinci bir roman için malzeme kalmadığı düşüncesi oluşur; Almodovar Teoremi böyle bir roman değil. Umarım yazarın yüzünü (ve kimliğini) saklaması, yıllar sonra ortaya bir pazarlama oyunu olarak çıkmaz, çünkü gerçekten ilginç ve çarpıcı bir eser.

ALMODOVAR TEOREMİ
Antoni Casas Ros
Çeviren: Öncel Naldemirci
Sel Yayıncılık
2009
108 sayfa, 10 TL.