Her şeye kadir sol ayağım!

Her şeye kadir sol ayağım!
Her şeye kadir sol ayağım!
Christy Brown'ın biyografisinden uyarlanan Jim Sheridan imzalı 'Sol Ayağım', Daniel Day-Lewis ve Brenda Fricker'ın mükemmel performanslarıyla hayata tutunmanın dersini veriyor
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Büyük Britanya’da İrlandalı olmak başlı başına bir ‘lanet’ken, bunu bir de ‘beyin felci’yle birlikte yaşamak zorunda kalan Christy Brown, 1932’de yoksul bir duvarcı ustasıyla bir ev kadınının oğlu olarak doğduğunda ‘zihinsel özürlü’ bir çocukları olduğunu düşünerek üzülen geniş ailesi, yıllar geçtikçe onun ‘dâhi’ özellikleri taşıdığını görür ve yeteneklerini sergilemesini takip eder büyük bir gururla. Ama bu süreç, Brown için tam bir ‘mücadele’ demektir ve onu zaman zaman ‘umutsuz’ kılacak dönemleri de getirir beraberinde.
Christy Brown’ın 1954’te yayımlanan biyografisi ‘Sol Ayağım’, henüz 22 yaşındayken anılarını yayımlatma başarısını gösteren yazarın (aynı zamanda ressam) serüvenini ilk elden önümüze koyan bir çalışma. Doğumundan başlayarak hayatının kırılma noktalarını sayfalara taşıyan Brown, bu kitapla beyin felcinin onun ruhunda yarattığı ‘korku’yu aktarır bizlere. Özellikle annesinin hiç bitmeyen ‘umut’undan beslenen genç adam, sol ayağı dışında hiçbir uzvunu kullanamıyor oluşunu bir avantaja dönüştürmeyi bilir zamanla. Annesi, babası ve kardeşleriyle olan ilişkileri, resme başlaması, aşkı tatması, çevresini tanımaya başlaması, çoğu zaman içine kapanması, uzun tedavi sürecine gösterdiği tepkiler, anılarını yazma kararını alması, vb. hayatın ayrıntılarını hatıratına yansıtan Christy Brown, tüm bunların ötesinde yok olmaya programlı bir hayata tutunmanın dersini verir bu kitapta. Onun çok da kolay olmayan, birçok kez yıkılıp baştan kurulan serüveni, ‘azim’ kavramının tam karşılığı gibi duran bir mücadeleyi işaret eder.
Kitabın ayrıntıları arasında en çok dikkat çekense yazarın annesiyle olan ilişkisidir. Oğlunun bir ‘geri zekâlı’ olmadığına ilk günden itibaren inanan anne, onu hayata tutunma konusunda motive etmek için elinden geleni yapar, bunda da büyük oranda başarılı olur. Herkesin, Christy’nin bile umudunu kestiği dönemlerde devreye girer ve oğlunu olabildiğince ‘normal’ hissettirmek için efor harcar.
Christy Brown’ın resimle ilişkisi küçük yaşlarda başlar, sol ayağıyla harikalar yaratır. Yazarlık serüveninde onu destekleyense bir doktordur. Charles Dickens okuyarak yazma isteği duyan Brown, Dickens etkisiyle ağdalı bir dil kullanır başlarda. Onu bu alanda yönlendiren doktor Robert Collis, anlatımının sadeleşmesinde önemli bir rol oynar, genç adamı eleştirerek doğruyu bulmasına yardım eder.
Dağınık anıların bir araya gelmesiyle vücut bulan ‘Sol Ayağım’ı sıradan bir biyografinin ötesine taşıyansa Christy Brown’ın sol ayağıyla yaşadığı ilişkidir. Ona bir tür kimlik kazandırır yazar, sol ayağıyla bedeninin diğer bölümleri arasındaki kopukluğu öne çıkarır. Onun için ‘her şey’ demek olan bu uzvuyla beyni arasında kurduğu bağlantıysa Christy’nin yaşam mücadelesinin tetikleyici unsuru haline gelir. Beyin felcinin ona dayattıklarını törpülemenin yolunu bulur böylece, hayatını katlanılabilir kılar sol ayağı.
Bu kitap, ‘yaratıcı’ olabilmenin koşullarını ortaya koymak için gereken azmin işaretleriyle doludur. Düş kırıklıkları da dahil olmak üzere her şey, Christy Brown’ın dünyasında ‘fark’ yaratma vesilesine dönüşür, kaybedeceği hiçbir şey olmayan bir insanın kazanabileceklerini gösterir bizlere. Klişe tabiriyle ‘derslik’ bir hayat kesitini yamacımıza taşır ‘Sol Ayağım’, konforlu yaşamlarımızdaki ‘şımarıklıkları’ da hatırlatarak... 

Biyografiyi sinemalaştırma zorluğu
Biyografik bir kitabı sinemalaştırmak, genellikle yığınla eksiltme ve çoğaltmayı getirir beraberinde. Jim Sheridan’ın 1989 yapımı aynı adlı çalışması da benzer bir durumu barındırır bünyesinde. Christy Brown’ın hikâyesi, bu filmde bir tür ‘hatırlama’yla hayat bulur. Brown, kitabın sonunda da okuduğumuz bir yardım etkinliğine katılır ve orada daha sonra karısı olacak hemşire Mary ile bir odada bekler. Hemşire, kitabı okumaya başlar ve yazarın serüvenini doğumundan itibaren izleriz.
Film, birçok karakteri değiştirir, olayların akışına müdahale eder, ama kitabın temel özelliklerini yansıtma becerisini gösterir yine de. Christy Brown’ın yazdıklarını aynen aktarmak değildir Sheridan’ın derdi, ‘kilit’ olaylar ve kişiler üzerinden hereketle bu anılar bütününün altındaki ‘hazine’dir asıl ilgilendiği. Tüm olumsuzluklara rağmen ayakta kalmayı başaran bir insanın hayata tutunma hikâyesini anlatır, bazı ayrıntıları eleyerek. Örneğin yazarın Lourdes gezisi yoktur filmde ya da uzun tedavi süreci. Ama bu eksiltmelerin genel yapıya zarar vermediğini söyleyebiliriz rahatlıkla. Aile fertlerinin isimlerinden Christy Brown’ın serüvenine bir şekilde etki etmiş diğer karakterlerin isimlerine kadar birçok değişiklik de göze çarpar, hatta bazı karakterlerin isimleri yer değiştirir filmde. Bunlar da ‘hırpalayııcı’ bir etki yaratmaz sonuçta.
‘Sol Ayağım’ın beyazperde uyarlamasının asıl başarısıysa oyuncu kadrosunun becerili performanslarından geçer. Daniel Day-Lewis, Oscar’ı da kucakladığı Christy Brown kompozisyonuyla bir oyuncu için tam bir ‘meydan okuma’ya girişir ve buradan ‘hasarsız’ çıkar. Fiziksel ve ruhsal olarak alabildiğine yorucu bir performanstır onunki, ama sonucu gördüğünde o da rahatlamıştır mutlaka. Christy Brown’ın çocukluğunu canlandıran Hugh O’Conor da rolünün hakkını verir, küçük yaşına rağmen bedenini ve yüzünü kusursuzca kullanır. Filmin diğer Oscar’lı oyuncusu Brenda Fricker ise ‘anne’ kompozisyonunda ‘taşıyıcı’ kolonlarından biri haline gelir hikâyenin, yapımı beklenen ve istenen boyuta taşır.
En iyi film, yönetmen ve uyarlama senaryo dallarında da Oscar’a aday gösterilen ‘Sol Ayağım’ (My Left Foot: The Story of Christy Brown), sonuç olarak dürüstlükten sapmayan bir biyografik filmdir, her ne kadar ‘rota’ konusunda farklı tercihlere sahipse de. Tamamının Dublin’de çekilmesiyse filmin inandırıcılığını destekleyen unsurlardan biri olarak öne çıkar, İrlanda işçi sınıfının yaşam mücadelesi de Brown ailesi özelinde önümüze getirilir. Christy Brown’ın ailesiyle birlikte gösterdiği azim, bu koşullarda çok daha değerlidir. Hayatı ‘bir şekilde’ sürdürmeye çalışan geniş bir ailenin birbirlerine ne derece sarıldığını görmek, bu hikâyeyi ‘özel’ olmaktan çıkarıp toplumsal bir meseleye dönüştürür, ki ‘Sol Ayağım’dan yanımıza kâr kalan şeylerin başını çeker bu durum. Jim Sheridan da bu filmle başlayan yönetmenlik serüveniyle önemli bir sinemacı kimliğine kavuşur, özellikle ‘Babam İçin’le (In the Name of the Father) başarısının rastlantı olmadığını kanıtlar.
Not: ‘Sol Ayağım’ın DVD’sini raflarda bulabilirsiniz.

SOL AYAĞIM
Christy Brown
Çeviren: Gül Yılmaz
Nemesis Kitap
2009, 189 sayfa, 12 TL.