Herkese Tom'dan bir bira

Herkese Tom'dan bir bira
Herkese Tom'dan bir bira
Babasının birayı neden bu kadar çok sevdiğini, bira içtikten sonra 'komik' ya da 'garip' diye tabir edilecek şekilde davrandığını, biranın nerden geldiğini merak edenler için anarşist bir roman diyebiliriz sanırım 'B, Bira' için
Haber: Aslı Tohumcu - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Acayip bir adam Tom Robbins. Edebiyatını paradoks ve çelişkiler üzerine kurmuş, kalemini hem sıradışı ve güçlü, hem de komik ve ciddi ‘tutuşlarla’ sallayabilen bir yazar. Çoğunu çılgınca bir şiirsel uslupla kurduğu romanlarının satır aralarından, güçlü sosyal, politik ve felsefi dip akıntılarının sesi gelir. Her romanında sıkı araştırılmış tuhaf gerçeklere ve pek bir antika konulara rastlarsınız. Kendisi Vonnegut, Brautigan ve Pynchon gibi isimlerle aynı familyadan bir yazar olarak görülür ki doğrudur. Üstelik yazdığı her satırla edebiyat dünyasının çoktan Seinfeld’i olmuştur. Bazı büyük ve çok satar yazarların ‘sulu’ diye nitelendireceği böyle yorumlardan rahatsızlık duymaz ve zaman zaman Tim Robbins’le kardeş oldukları rüyasını görür. Bir tanedir o, bir tane.
Bir çocuk kitabı yazmış Tom Robbins, bilmezdik: ‘B, Bira’. Çocuklar için yetişkin kitabı, yetişkinler için çocuk kitabı deniyor roman için; durum biraz karışık ve elimizdeki kesinlikle ‘herhangi bir’ ya da ‘başka bir’ çocuk kitabı değil. Babasının (ya da falancanın) birayı neden bu kadar çok sevdiğini, bira içtikten sonra ‘komik’ ya da ‘garip’ diye tabir edilecek şekilde davrandığını, biranın nerden geldiğini (ama nereye gittiğini değil), huyunu suyu merak edenler için cesarete, sevgiye ve mutluluğa dair bir parça anarşist bir roman diyebiliriz sanırım ‘B, Bira’ için. 

Sarı renkteki içecek
Robbins’in beş yaşındaki Gracie Perkel’in ağzından aktardığı hikaye, bir çocuğun bakış açısının basitliği ve komikliği kadar, bir çocuğun ‘anlam verememe’leri sayesinde de zirve yapıyor. Ama işin özü de bu anlam verememelerde olmasın sakın; çünkü Tom Robbins’in romanın (ve okuyucunun) ipini tutup çektiği nokta da bu. Gracie’nin çişe benzettiği (ve bu nedenle azar işittiği) sarı renkteki bu içecek Gracie’ye yasak, hatta günah. Ancak anlaşılan o ki yetişkinler bu günahı işlemeden duramıyor ve çocuklara bu konuda iyi bir örnek teşkil edemiyorlar. Çocukların meraklarını tatmin etmek için biradan bir yudum almalarına, hadi izin verildi diyelim, meraklarının anında tiksintiye dönüşmesine ne diyeceğiz? ‘B, Bira’ elbette!
Babasının bir seyahati yüzünden (sekreteriyle gittiğine göre iş seyahati olmalı, değil mi?) kaçırdığı doğum gününe, kreş arkadaşlarının yarısı lanet bir virüs yüzünden yataklık olduklarından, kalan yarısı da evde karantinada tutulduklarından gelemeyince, yıllardır(!) istediği pembe cep telefonunu da hiçbir AVM’de bulamayınca, Gracie altıncı yaşına girdiği gün yıkılır. Annesi bahçede yan komşuyla tatsız bir sohbete dalmışken, Moe Amca’sının telesekretere bıraktığı, son ve sonsuz aşkıyla Costa Rica’ya yerleşmek için şehirden ilelebet ayrıldığına, bu nedenle onu söz verdiği gibi Redhook Bira Fabrikası’na götüremeyeceğine dair mesajı da, her şeyin üzerine tuz biber eker. “Karnı, kurutmaya geçmiş bulaşık makinesi gibi”, “kalbi ise hava kaçıran bir balon gibi” olan Gracie o dakika açar buzdolabının kapısını ve hüznünü bir kutu birada boğmaya karar verir.
Robbins’in “sakın bunu evde denemeyin” diye uyardığı bu bölümü, Gracie’nin Hello Kitty’li halısının üzerine kusup sızması izler (gitti güzelim Kitty halısı). Biraya duyduğu merakın zaten hayrını görmemiştir Gracie o ana kadar. Hatta mesela, sorduğu sorular ve yorumlarla Pazar okulu öğretmenini çileden çıkarmıştır. En son, yeniden doğmanın gerekliliği üzerine hararetle bir şeyler anlatırken öğretmen, amcasının bir daha dünyaya gelirse sirke kurdu olacağına, sirke kurtlarının Almanya’da yaşayan bir parazit olduğuna, bira bardaklarının kenarlarını yediklerine dair bir şeyler geveler Gracie. Bu “edepsiz putperest zırvalıkları Hıristiyanların ibadet yerine sokma”sının ödülü o soğuk havada, dışarda beklemek olur. Ancak öğretmen Gracie’nin annesinin varlığını hesaba katmamıştır. Annesinin bu müsamahasızlığa yanıtı şahanedir: “İncil’deki köylüler tarafından tüketilen şarap miktarını düşünürsek, buna İsa’nın ve havarilerinin defalarca ve kutsal olan veya olmayan nedenlerle katıldığını da dikkate alırsak; Son Akşam Yemeği’ndeki kadehlerin büyüklüğünü düşünür ve Kurtarıcımız’ın bir seferinde sıradan içme suyunu kendi istediği alkollü bir içeceğe mucizevi bir şekilde dönüştürdüğünü hatırlarsak Yüce Tanrı’nın beş yaşındaki küçücük bir çocuğu….” Bu şekilde başlayan ve din adamlarının ikiyüzlülüğüne çakan bu uzun tiradın, “Tanrı aşkına, sen ne yapıyorsun, sabahları kedi maması falan mı yiyorsun yoksa?” şeklinde bitmesi (nihayet birinin öğretmenin ağız kokusuna gönderme yapabilmesi) ayrı bir komedi. 

İçkinin yaptırdıkları
Sızma anına dönersek… Bir süre sonra uyanınca göğsünün üzerinde küçük, kanatlı bir yaratık görür Gracie; bir Bira Perisi’dir bu, dişidir ve kendisiyle dişi perilerle dalga geçileceği şekilde/kadar dalga geçilir. Gracie’nin periye sorduğu, “Sen de nesin böyle?” sorusunun karşılığı, başta perilerle yaşananlar olmak üzere, masallardaki bütün bu olağanüstü karşılaşmalarla kafa bulur niteliktedir: “Kim olduğumu sanıyorsun, Yehova şahidi falan mı? Kız İzci Kurabiyesi satan birine mi benziyorum? Ben Bira Perisi’yim diye bağırmam mı lazım?”
Periyle Gracie’nin çıktıkları, arpa tarlasından başlayıp bir bira fabrikasının şişeleme bölümüne uzanan, birayla ilgili a’dan z’ye her şeyi öğrendikleri bu yolculuk bir tepecikte sonlanır. Tom Robbins’in, biranın, kendisini kaldıramayan bünye ve karakter üzerindeki etkisini bir tecavüz girişimiyle anlatmayı tercih etmesi, bunu yaparken de kurbanı “çığlıklar atan bakire”yi yani, tasvir edişindeki bir şeyle bakirenin ‘sevişme korkusu’na da gönderme yapabilmesi hakkında söyleyecek söz bulamıyorum. Benim de o bakire gibi gözlerim yuvalarından fırladı! Perinin cüssesi yeterli gelmediğinden Gracie’nin müdahale ettiği girişim başarısızlıkla sonuçlanır ve bakire de evinin yolunu tutar da Allahtan, ikili karakolda şahit yazılmaktan kurtulur. İçkinin kararında içilince cesaret verici olabileceğine, bir adamı ölümden, bir başkasını sevdiğini kaybetmekten kurtarabileceğine dair iki yaşantıya da tanık olunca ikili, bira da sadece tü kaka olmaktan kurtulur.
Pazar okulu öğretmeninin teolojik saçmalamasına cep telefonlarına dair bir eleştiri, anne babasının boşanması ve beş parasız ortada kalmaları, hızlı kaka denilen tuvalet tekniği (en fazla iki pırt), annesi alkolik olma yolunda hızla giderken Gracie’nin Yeşilçemlık bir tiradla onu (ve tabii kendisi) kurtarması, Amerikalıların neden çoraplarını çok sıkı bağladıkları ve bu tutumun Amerikalıların milli kimliğine dair neler söylediği, Moe amcanın ısrarıyla Costa Rica’ya taşınmaları, Moe amcanın aşkı Costa Rica’da ancak başka ve tanıdık birinde bulması gibi şeyler de eklenince ortaya daldan dala atlar gibi görünürken, aslında belli bir mevzuya sıkı sıkı tutunmuş, hareketli ve sürükleyici bir roman çıkarmış ortaya Tom Robbins.
Romanı, Gracie’nin ağzından anlatmayı tercih etmişse de, sanki iş kendisine geldiğinde, diyeceklerini Moe amcanın ağzından demiş Robbins. Onun yetmediği yerde de, kendisiyle de dalga geçmek ister gibi Bira Perisi kılığında girmiş sahneye. Evet, periyle yaptıkları yolculuk (o tepeye gelene dek) romanın hızını biraz kesiyor ama okuyucuya da soluk alma şansı veriyor. Gracie’nin çocuk masumiyeti ile dünyanın ikiyüzlü piçliği, bu ikisinin ilişkisindeki çelişkiler ve Robbins’in zekice yorum ve esprileriyle harmanlanınca, ortaya çocuklar için mi bilemem ama kalben çocuk olanlar ve gerçekten eğlenceli bir kitap okumak isteyenler için harika bir roman çıkmış. Hani, insanın bira göbeğini hoplata hoplata okuyacağı türden.

B, BİRA
Tom Robbins
Çeviren: Aysun Babacan
Ayrıntı Yayınları
2011, 112 sayfa, 9 TL.