'Hevesli' âşığın denemeleri

'Hevesli' âşığın denemeleri
'Hevesli' âşığın denemeleri
Mehmet Serdar'ın 'Yirmi Film, Yirmi Deneme'si, bir filmi 'niçin' sevdiğini kendisine anlatan, 'hevesli okur' yazılarından oluşmuş bir kitap
Haber: CENGİZ ALKAN / Arşivi

Radikal’in romantik-nostaljik sinema yazarı Uğur Vardan’ın sıkı takipçileri bilir, üç aşağı beş yukarı bir şablonu vardır Vardan’ın. Önce filme dair –siyasal, düşünsel ya da magazinel bir gündemle bağlı- bir girizgâh, ardından filmin yönetmenin filmografisindeki yeri (“Bu sonuncu hamlede…”), sonra filmin konusu (“Önce hikâye/konu/… diyoruz”), arada minik espriler (“Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık”ın birkaç yüz çeşitlemesi… İtiraf ediyorum, ben bazen gülüyorum) ya da hümanist-solcu perspektiften küçük yorumlar (bu konuda falsosu yoktur), daha sonra ‘oyunculuk’ (son zamanlarda dikkatinin filmlerdeki ‘en güzel nesnelere’ yoğunlaşmasını 45 yaş üstü olmasına bağlamak gerekli artık) ve filmi soykütüğü (‘benzeri’ olan filmlerle akrabalığı ve rekabet edebilirliği). Son olarak da coşkulu bir beğeni ifadesi ya da ‘Akşamki Barça-Real Madrid maçı daha iyi bir alternatif’ tarzında filmden pek hazzetmediğinin beyanı. Tabii, arada başka pek çok şey var ama bu şablon üç aşağı beş yukarı tutar. Ha bir de araya bol bol futbol literatüründen bir şeyler serpiştirmek gerekli, ne de olsa ruhen ve fiziken ‘sporcu’ adamdır. 

Böyle bir sevmek
Burada bir yanlış yok. Günlük bir gazetede vizyondaki filmler hakkında yazılar yazacaksanız, siz kurgulamasanız da bir süre sonra yazılarınızın mantığı bir şablona oturmaya başlar. Bu da hem yazma hem de okuma kolaylığı sağlar ve gidip gitmeme konusunda film hakkında bir fikir de edinirsiniz. Sinema yazmanın tek yolunun bu olmadığını biliyoruz. Akademik yazılar mesela... Onlarınkinin artık şablon falan değil zorunluluk olduğunu söylemek gerek. ‘Tez ya da makale yazmanın kuralları’ diyebileceğimiz bir zorunluluğa uymaları gerekiyor ve ne yazık ki pek çok durumda epeyce sıkıcı oluyorlar. Arada başka tarzlar olmakla birlikte bir de tamamen başka bir kategoriye konabilecek bir ‘sinema yazısı yazma pratiği’ var: Hevesli okur yazıları…
‘Hevesli’ doğal olarak ‘amatör’ çağrışımı yapıyor ki bu iyi bir şey. Sözünü sakınacak bir durum yok bir kere. Camiada ne denir diyecek bir kasılma da yok yanlış bir şey söylersen. En önemlisi de yazanın konusuyla olan duygusal yakınlığını hissetmek: Filmler, bu yazıyı yazanın hayatında epey bir yer tutuyor duygusunu okura geçiren yazılar.
Mehmet Serdar’ın ‘Yirmi Film Yirmi Deneme’si ‘hevesli okur’ yazılarından oluşmuş bir kitap . Sinemanın dilini neredeyse anadilimizden önce öğreniyoruz. ‘Bir Zamanlar Anadolu ’da’daki elma yuvarlanıp, sonunda bir cesede çarpmayınca bir tuhaflık hissediyoruz, çünkü o elma onlarca kez yuvarlanıp bir cesede çarpmıştı. Yani erken yaşlarda bu dili öğrenmeye başlıyoruz. Tabii çoğunlukla ‘Anlıyorum ama konuşamıyorum’ durumu söz konusu. Konuşabilenler de zaten film çekiyor.
Yine de ‘Herkes sinemayı sever’le ‘aşkla sevmek’ arasında epey bir fark var. ‘Hevesli okur-yazar’, sevgilisini niçin sevdiğini sevgilisine, hiç olmazsa kendisine açıklamak zorunda hisseden âşığa benzemesiyle ayırt edilebilir: Aşkımın mânâsı sadece bende değil, daha da fazla olarak sende, senin içsel gerçekliğinde. Mehmet Serdar’ın denemeleri böyle bir sevmek.
Türk(iye) sinemasının 40-50 yaş arasındaki yönetmenler kuşağının filmleri üzerine yoğunlaşan bir okuma yapmış Serdar. ‘Yeni sinema’ diye adlandırdığı bu kuşağın her bir üyesinin özgünlüklerini dışlamadan ortak eğilimlerini saptamaya çalışmış: En önemli niteliklerinin popülizm karşıtlığı olduğunu söylediği bu sinemacıları ‘düşünür yönetmenler’ olarak sınıflandırmış: Nuri Bilge’den Zeki Demirkubuz’a, Reha Erdem’den Semih Kaplanoğlu’na, Derviş Zaim’e, Yeşim Ustaoğlu’na…Bu kuşağın sinemasına serinkanlı bir bakış için belki de mesafe almayı gerektiren bir zamana ihtiyaç var. Nesnel olabilmek için. Ama sinemanın önemini erken bir zamanda fark eden Walter Benjamin’e kulak verirsek “Uğruna mücadele verilen nesne yeterince değerliyse, ‘nesnellik’ taraf olma ruhuna daima kurban edilmelidir.” Aşk da böyle bir şey galiba.

YİRMİ FİLM,
YİRMİ DENEME
Mehmet Serdar
Sözcükler Yayınevi
2011, 192 sayfa, 12 TL.