'Hume din fetişizminin panzehiridir'

'Hume din fetişizminin panzehiridir'
'Hume din fetişizminin panzehiridir'

Örsan K. Öymen

Bu yıl Hume'un doğumunun 300. yılı... Örsan K. Öymen: 'Hume, Türkiye'nin gündemiyle doğrudan ilgilidir. Televizyonlarda cüppelilerin saatlerce konuştuğu, beyinlerin yıkandığı bir ortamda, Hume bir antitezdir'
Haber: BAVER DEMİRCAN / Arşivi

Hume’un Doğal Din Üstüne Söyleşiler, Dinin Doğal Tarihi, İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme ve İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma’sını bir araya getiren ‘Hume’ kitabını derleyen Örsan K. Öymen’le kitabı ve filozofu konuştuk... 

Öncelikle bizi, Hume’un felsefe tarihi bakımından yeri ve önemi, nelerle ilgilendiği, ne tür eserler kaleme aldığı ve onu diğer filozoflardan ayıran özellikleri konusunda bilgilendirebilir misiniz?
David Hume 18. yüzyılda yaşamış İskoçyalı bir filozof. Hem bilgi felsefesi, hem ahlak felsefesi, hem de din felsefesi açısından felsefe tarihinde köşe taşı sayılan filozoflardan birisidir. Bu alanda söyledikleri dönemine göre oldukça radikaldir ve sonrasında yaşayan birçok filozofu etkilemiştir. Örneğin, ünlü Alman filozof Immanuel Kant, “Beni dogmatik uykumdan uyandıran filozof Hume olmuştur” demiştir. Kant’ın bu uykudan gerçekten uyanıp uyanmadığı tartışılabilir, ancak şu kesin ki, Hume insanı dogmatizmden, düşünce bağnazlığından kurtarabilecek birisidir. İnsanın anlama yetisinin sınırları nedir? Nedensellik ilkesi zihinde nasıl oluşur? Tanrı’nın varlığı, nitelikleri ve ruhun ölümsüzlüğü bilinebilir mi? Din kitaplarında öne sürülen mucizeler gerçekten olmuş mu? İntihar günah sayılabilir mi? Benlik bir kurgu mudur? Toplumsal barış ve adalet nasıl sağlanır, burada duygunun ve duygudaşlığın rolü nedir? Bu konularda Hume’un söyledikleri onu kendisinden önce yaşamış birçok filozoftan keskin bir biçimde ayırır. Hume, Tanrı ve dinin temel tezleri konusunda agnostik, yani bilinemezcidir; bu konuların bilinebileceği düşüncesine kuşkuyla yaklaşır. Aynı kuşkuyu felsefedeki metafizik geleneğe karşı da duyar. 

Hume kitabının hazırlanma sürecinden biraz bahsedebilir misiniz? Sizi böyle bir kitabı hazırlamaya neler yöneltti, bu kitaba hayat veren fikir nedir acaba?
Hume ile ilk tanışmam, ODTÜ Felsefe Bölümü’nde öğrenci iken oldu. İlk okuduğumda eserlerinden çok etkilendim. Daha sonra New York Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Yüksek Lisans tezimi Hume üzerine yazdım. Ardından ODTÜ’de Doktora tezimi Antik Çağ kuşkucularından Sextus Empiricus üzerine yazdım, ancak o tezde de Hume’u bırakmadım, bir bölümünü Hume-Sextus ilişkisi üzerine yazdım. Ancak sonuçta Yüksek Lisans ve Doktora tezleri çok somut bazı konulara odaklanır, buralarda Hume’u bir bütün olarak anlatmak olanaklı olmaz. Ayrıca tez denen olayın da herkese ulaşması olanaklı olmaz, belli bir dar çevrede kalır bu işler. O nedenle Hume’u bir bütün olarak anlatmak ve onu en azından kitap ve yayın dünyasını takip eden biraz daha geniş bir çevreye ulaştırmak istedim. Tabii sonuçta bu çevre de çok dar, belki sadece bin kişi, en iyi ihtimalle ikibin kişi, ancak bu düşüncelerin bir yerden çıkması ve yayılması gerekiyor. Belki yüz yıl sonra onbinlerce kişi bu düşüncelerden etkilenir hale gelir. Kim bilir? 

Bu kitapla Hume’un çok çeşitli alanlarda yazdıklarını doğrudan okuyucuyla buluşturuyorsunuz, hatta kitapta daha önce Türkçeye çevrilmemiş birçok metin var. Bu metinlerin seçimini nasıl ve neye göre yaptınız?
Kitap, Hume’un yazdığı eserlerden seçmelerden oluşuyor. Sonuçta bir filozofu anlamanın en iyi yolu onu ikinci elden değil, doğrudan, kendi eserleri üzerinden anlamaktır. Ancak bu eserleri okumak, anlamak da çok kolay değil; okuyucunun işini kolaylaştırmak ve onun felsefesini bir bütün olarak en can alıcı noktalarıyla okuyucuya sunmak için, uzunca denebilecek, yaklaşık 70-80 sayfalık bir giriş yazısı yazdım. Bu yazıda yaşamını da özetledim; Hume’un din hakkındaki görüşleri nedeniyle üniversiteden dışlanması, Jean-Jacques Rousseau ile dostlukları ve çatışmaları gibi ilginç konulara da değindim. Eserlerinden seçmeleri yaparken de hem bilgi felsefesi, hem ahlak felsefesi, hem de din felsefesi alanında yazdıklarını dengeli bir biçimde vermeye çalıştım. Çünkü Hume genellikle akademik camiada epistemolojisiyle, özellikle de nedensellik ilkesi çözümlemesiyle tanınır ve o alanda işlenir. Oysa Hume’da bilgi, ahlak ve din felsefesi çok iç içe geçmiştir, bunları ayırmak olanaklı değildir. Bunun dışında Hume’un bugüne kadar Türkiye ’de hiç yayımlanmamış bazı metinleri de var kitapta. Örneğin, İntihar Üzerine, Ruhun Ölümsüzlüğü Üzerine, Beğeni Ölçütü Üzerine gibi yazıları. Ayrıca 1970’lerden beri piyasada bulunmayan ve ulaşılamayan İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma eserinden de uzunca bir bölüm bu kitapta mevcut. Böylece Türkiye’de yaklaşık otuz yıldır bulunmayan ve basılmayan bu çok önemli metni de okura ulaştırmış olduk. Burada bu eserlerin çevirilerini yapan ve çevirileri bu kitapta yayınlamamıza izin veren Mete Tunçay, Oruç Aruoba ve Ergün Baylan’ın adlarını geçmeden edemeyeceğim. Onların bu esere katkıları çok büyüktür. Onlar bu eserleri Türkçeye çevirmemiş olsalardı bu kitap da olmazdı. 

Peki, bu kitabın genel olarak Türkiye’ye, Türkiye’deki felsefi incelemelere ne tür katkılarda bulunacağını düşünüyorsunuz; ayrıca kitabınız Hume’un felsefesini oldukça kapsamlı bir şekilde tanıtıyor, Hume’un felsefesinin Türkiye için yararları neler olabilir?
Elbette bir katkısı akademik camiaya yöneliktir. Özellikle Türkçe eğitim verilen üniversitelerin felsefe bölümlerinde Hume ile ilgili derslerde bu kitap önemli bir kaynak olabilir. Ancak genel olarak, makro düzeyde yararı şu: Hume birçok şeyi bildiğini sanan ancak aslında hiçbir şey bilmeyen birçok filozofun, ilahiyatçının, din adamının, politikacının havasını, ukalalığını ve egosunu söndüren, özellikle de Türkiye gibi, hala Ortaçağı andıran sosyal ve siyasal gelişmelerin yaşandığı ülkeler için son derece gerekli bir tedavi aracıdır. Hume 18. yüzyıl’da Avrupa’da hala izleri silinmemiş olan Ortaçağ zihniyetine karşı mücadele ediyordu. Türkiye’nin de durumu bugün pek farklı değil. Hume, Türkiye’nin gündemiyle doğrudan ilgilidir. Televizyonlarda her gün ilahiyatçıların, cüppelilerin saatlerce konuştuğu, beyinlerin sistematik bir biçimde yıkandığı bir ortamda, Hume bir antitezdir. Hume din fetişizminin panzehiridir. 

Bu yıl Hume’un doğumunun 300. yılı. Kitabınız bu açıdan da oldukça anlamlı ve 300. yılında Hume’un anılmasına öncülük etmekte. Peki, 2011 yılında dünyada ve Türkiye’de Hume’u anmaya yönelik başka ne tür etkinlikler düzenlenecek?
Özellikle ABD’de ve Batı Avrupa’da birçok üniversite, dernek ve vakıf Hume üzerine konferanslar, sempozyumlar düzenleyecek gelecek yıl. Bunların en önemlilerinden bir tanesi Hume’un doğduğu ve yaşadığı kent olan Edinburgh’ta Temmuz ayında gerçekleşecek. Bu etkinliği Hume Society (Hume Topluluğu) adlı dernek düzenleyecek. Bu Hume çalışmaları için kurulmuş olan önemli bir dernek. Türkiye’de de benim kurucusu ve başkanı olduğum Felsefe Sanat Bilim Derneği iki etkinlik düzenleyecek. Derneğin Assos’ta Felsefe adlı etkinliği 2011 yılında Hume’a ayrılacak, hem Şubat ayında Türkçe gerçekleşecek olan ulusal toplantı, hem de Temmuz ayında gerçekleşecek olan uluslararası toplantı Hume’da Tanrı, Din ve Ahlak konusunda gerçekleşecek ve dünya çapında önemli Hume uzmanları Türkiye’ye gelecekler. Ayrıntılı bilgi almak isteyenler etkinlikten 1 ay önce www.philosophyinassos.org adresinde gerekli bilgileri bulabilirler.

Hume
Çeviren: Örsan K. Öymen
Say Yayınları
2010
485 sayfa
22.5 TL.