Huzur 'aşk'ta...

Huzur 'aşk'ta...
Huzur 'aşk'ta...
Willow Wilson, kültürel farklılıklar, inanç, aşk ve daha nice tartışmalı konu üzerinden, kimi zaman esprili ve neşeli kimi zaman hüzünlü bir roman yaratmış 'Kelebeği Kurtarmak'ta
Haber: DARYA DEMİR / Arşivi

Amerikalı bir genç kadın ile Mısırlı bir erkeğin İslam ekseninde aşkını düşünmenizi istesem, aklınıza ne gelir? Kendinizi Batı’da oluşan intibadan ayırmadan düşünseniz, erkek egemen Arap Yarımadası’nı göze alsanız? İnsanın aklına ‘Kızım Olmadan Asla’ görüntüleri geliyor, doğruya doğru. Bastırılan bir kadın, bastırılan içgüdüler, bastırılan öfke, bastırılan hisler. Uzun sakallı kötü bir adamın karısı ve çocukları (mutsuz çocuklar şart!) üzerinde tahakkümü. Kapalı perdeler, tozlu evler… Zorla başını örten melek yüzlü masum kadınların gözyaşları. Batı özlemi, özgürlük hasreti, kişisel alan ihtiyacı. Haksız mıyım?
Bir de diğer hikâye var, romantik hikâye. Sahra Çölü’nün günbatımında kızıla boyanan uçsuz bucaksız kuru denizi üzerinde, nazik rüzgârlarla menekşe rengi elbisesi, beyaz başörtüsü dalgalanan, ayakları kınalı (ve güzel, her zaman güzel) mutlu bir kadın imgesi. Kadraj batan güneşi ortalamış, bembeyaz dişli, İngilizceyi kusursuz konuşan eğitimli, yakışıklı bir erkek silueti kadına yaklaşıyor. Kadının kadınsı özelliklerini seven, onu koruyup kollamak isteyen, onun ayaklarının altına dünyayı serecek erkeğin elleri kadının bembeyaz elleriyle buluşur, günbatımına ilerlerler. Son.
İlk hikâyenin sinir bozucu yanı, Doğu nezaketinin göz ardı edilmesi herhalde. Bir milletin sadece kötü özelliklerle anılmasının tastamam propaganda olduğu insanın gözüne sokuluyor. ‘Doğu kötü, Batı cici!’ artık midemizi ağzımıza getiren, yanlış bir söylem. Buna karnımız artık tok. İkinci hikâyede de insan kendine bir ‘Sakin olalım yahu, bu kadarı da duygu sömürüsü’ diyor; aşk her ne kadar masalsı bir şey olsa da ortada zaman zaman aşılmaz sorunlar olabileceğini hepimiz (en uslanmaz romantikler hariç) aşağı yukarı tahmin edebiliyoruz sanırım. Ayrıca erkeğin ‘kültürlü ve yakışıklı’ olması şartı da var. Ne yani, bütün Batılılar iyi eğitimli ve açık fikirli de onlara erişmeye mi çalışıyor Doğulu adamlar? (Yine banallik ve ayrımcılık!)
Günümüzde çizgi roman yazarlığı yapan, Amerika’nın önde gelen dergi ve gazetelerinde Ortadoğu üzerine yazılar yazan Willow Wilson, ateist bir aile tarafından yetiştirilmiş. Geçirdiği uzun ve ağır bir hastalık sırasında, içindeki ‘ilahi varlık’ ihtiyacıyla barışıp din değiştirmesi, Mısır’a yerleşmesi ve orada âşık olup bir aile kurmasını konu eden Kelebeği Kurtarmak’ta, az önce bahsettiğim iki hikâyenin ortası yakalanmış diyebiliriz. İslam’a merak salan yazarın, din değiştirme isteğinin 11 Eylül olaylarına denk gelmesiyle cevabı açık ama açıklamasını yapmak zor bir soru çıkıyor ortaya: ‘Batı ile İslam zıt mı?’ Fikri açıdan hiçbir zıtlık oluşturmaması gereken bu iki kimliğin tek bir vücutta vuku bulması, Wilson’da önce çelişki yaratsa da sonraları ikisini barıştırabilecek bir köprü kuruyor.
Kitapta, birtakım önemli sorunlar genç yazarın bakış açısıyla dile getiriliyor. Özellikle İslam’da kadının yeri ve rolü yoluyla feminizm konusunun üstünde sıkça duruluyor. Akademik ve felsefi anlamda pek çok akımı olsa da, Batı’da genellikle feminizmden kadınların ‘erkek dünyası’na ayak uydurmasının anlaşıldığı gün gibi ortada. Bir kadının çalışmamayı seçmesine ‘erkek egemenliğine boyun eğmek’ olarak bakılıyor mesela, ama bir tercih olarak asla bakılmıyor buna. Kadın çalışmalı, erkeklerle devamlı bir savaşım içinde olmalı ve kendi kimliğini, erkek özelliklerini üstüne giyerek yaratmalı; çünkü öyle yapmak zorunda. Özgürlük karşılığında çoğu zaman güvende olmak, şefkat ve anlayış görmek gibi ihtiyaçlarımızdan vazgeçiyoruz, bunu yadsıyabilir miyiz! Erkek egemen bir dünyada eşitlik duygusunu tadabilmek için ‘erkek gibi kadın’ olmak zorundayız, bu kesin. 

O önyargı ki...
Nerede kaldı eşitlik, kendimizi en rahat hissettiğimiz şekillerde davranamıyorsak? Yazar da işte bu durumun üzerinde sıkça duruyor. Amerika’da kendi çevresindeki erkeklerden asla göremediği bir özen ve nezaketi Mısır’da görüyor ama diğer insanlardan soyutlandığını da hissediyor bu kültürde; kadına verilen değerin farklı şekillerde çalıştığını gözlemliyor bu iki ayrı dünyada. Amerikalı editöründen yazdığı yazı için kuru bir teşekkür bile alamazken, Mısır’da sofra hazırladığı için ellerinin öpülmesini duygulanarak, içtenlikle anlatıyor. Kadın olması için kendisine daha çok alan yaratıldığını fark ediyor Doğu’da… Tabii bu çok tartışmalı bir konu; bu yanıyla yazara hak vermemek elde değil ama diğer yandan, Batılı görüş kişisel özgürlükleri hep destekleyecek. Bu kişisel tercih meselesi mi, toplumsal bir güdüm mü? Bu sorunun yanıtını işin uzmanlarına bırakalım.
Bir başka konu, Doğu ile Batı’nın birbirine karşı önyargısı. Yazar medyada yaratılan Doğu’nun kötü bir karikatür olduğundan sıkça bahsediyor romanda. Türkiye topraklarında yaşamanın verdiği bir kültürel zenginlikle rahatça Doğu’yu da Batı’yı da gözlemleyebiliyor ve iki tarafın da niye birbirinden korktuğunu anlayabiliyor olsak da, dile getirmeyi güç bulabileceğimiz birkaç noktaya parmak basıyor. Örneğin, Batı kültürünün materyalizm aracılığıyla bir hastalık gibi hızla yayılması ve bunun sonucunda da tüketiminin kolay olmasına Doğu halkının çok tepkili olduğundan, kültürlerini korumak amacıyla da Batı’yı öcüleştirdiklerinden ve kendi halklarına mümkün mertebe yasakladıklarından bahsediyor. Batı kültürünün etkisinde kalarak kadın erkek ilişkilerinin çok daha rahat kurulmasıyla kadın şeyhlere ihtiyaç duyulmaması örneğin, Doğu’da feminizmin gerilemesine ve kadın dini liderlere iyi gözle bakılmamasına yol açmış; bunu anlatıyor kitaptaki bir şeyhika. Doğu’daki insanların saldırganlığını bir anlamda yavrusunu korumaya çalışan bir aslanınkine benzetiyor anlayacağınız.

Bunun yanı sıra dönem gündemine de değinilmiş ‘Kelebeği Kurtarmak’ta. Dönemin Şeyh-ül İslam’ı ile yapılan bir röportaj mesela oldukça ilgi çekici… Mübarek yönetimi, muhalifler, gösteriler… Yazarın İran seyahati sayesinde, onun gözünden İran’ın hüznünü yaşama fırsatı da elde ediyoruz. Bu çarpıcı konu ve olaylar arasında güzel bir aşk yaşandığını da unutmayalım. Aydın bir ailenin oğlu, gelenekçi Ömer ile ilişkilerinde zaman zaman birbirlerine kültürleri yüzünden yabancı kalmaları, ancak ortak bir nokta bulmaya çalışmaları, bunu her seferinde başarmaları ve zorlukların üstesinden gelmek için uğraşmalarından öğrenebilecek bir iki şeyimiz var. İki farklı kültürden iki ailenin sonsuz anlayışla (bir taraf ateist, diğer taraf Müslüman) çocuklarının mutluluğu için bir araya gelmesi ise gerçek olamayacak kadar güzel, hatta örnek alınası.
Yazarın anlatımı samimi, dili akıcı ve bakış açısı ilginç. Willow Wilson’un fikirlerini yer yer cüretkâr ve iddialı bulmak mümkün ama itici değil. Müslüman bir kadının nezaketi ile Batılı bir gazetecinin mantığını tek bir dile sığdıran Wilson kültürel farklılıklar, inanç, aşk ve daha nice tartışmalı konu üzerinden, kimi zaman esprili ve neşeli kimi zaman hüzünlü bir roman yaratmış ‘Kelebeği Kurtarmak’ta.

KELEBEĞİ
KURTARMAK
G. Willow Wilson
Çeviren: D. İmra Gündoğdu
Derin Kitap
2011, 272 sayfa, 19.95 TL.