İçinden biri olmak ya da olamamak

Batı'nın Doğu'yu (ABD'nin Afganistan'ı desek daha yerinde olacak) yeniden anlama/anlamlandırma telaşına denk düşen bir kitap olması The Kite Runner'ın (Uçurtmacı) hem talihi hem de talihsizliği...
Haber: MÜGE İPLİKÇİ / Arşivi

Batı'nın Doğu'yu (ABD'nin Afganistan'ı desek daha yerinde olacak) yeniden anlama/anlamlandırma telaşına denk düşen bir kitap olması The Kite Runner'ın (Uçurtmacı) hem talihi hem de talihsizliği... Kitap, aylardır en çok satanlar listesindeki yerini koruyor ve okundukça yeni açılımları da beraberinde getiriyor. Ancak bunun çoğunlukla "hani neredeyse içimizden biri taa orası ile ilgili bakın neler neler yazmış" tarzında ele alınması bir ilk kitap olarak göz kırptığı edebi tayfı hayli gölgeliyor.
Kitapta anlatılanı "bir oğlan çocuğunun babasıyla giriştiği varolma mücadelesi, bu mücadelenin getirdiği sancılı büyüme ve bu sürecin uçurtmayla sembolize edilmesi" şeklinde tırnak içersine alabiliriz. The Kite Runner, içeriğinden çok günümüz edebiyat kanonunda politik anlamda işaret ettikleri açısından da düşünülmeye değer bir roman. Kitap, Afganistan'ı anlatmasa, içinde 11 Eylül'ün yarattığı gazap ve Taliban'ın despotizminin sembolik hançeri olmasa ne olurdu? Dahası kitabın öyküsü, ortalama her Batılının gönlünde yatmaya hak kazanabilecek ölçüde kendisi ve kaderiyle küfürlü baş kahraman Sünni Amir'in değil de onun iç sesi, alter egosu Şii Hasan'ın ağzından ve dünya görüşünden anlatılmış olsaydı? Sanırım, yapıta övgüler yağdıran nizamlı Isabel Allende ve onun yolunu kendine şiar edinenler sonuçtan bu kadar memnun kalmazdı...
Bu açıdan bakıldığında Khaled Hosseini'nin The Kite Runner'i, geçen günlerde Hint asıllı İngiliz yazar Salman Rüşdi'nin İslam üzerine kaleme aldığı makaleye de gönderme yapacak bir yapıt özelliği taşıyor. Rüşdi'nin "İslamda önemli olan geleneği aşabilmek ve temiz havanın içeri dolması" diye kastettiğinin Doğu'nun Doğululuğunu bir kez daha meşrulaştırmak anlamına geldiğini, dahası bunun bir hakikat "etkisi" yaratabileceğini hepimiz sezdik. Ancak buradaki asıl husus bu "etkinin" asıl kimin tarafından ve ne için yaratılmak istenildiği olmalıydı sanki.
Filmin sonu kutsal
Rüşdi'nin altını ısrarla çizdiği, Hosseini'nin de takip ettiği, modernitenin sağlayacağı temiz hava kapakçıklarından yayılacaktı bu hakikat etkisi... Bunun içinse dünyanın yeni vicdan çehresini oluşturacak, ancak Batı'nın söylemini hemzemin geçitlerde makul bir alçakgönüllülükle üretebilecek ve analitik bir biçimde meşrulaştıracak insanlara, yapıtlara ihtiyaç vardı. Aslına bakılacak olursa, tıpkı eskiden olduğu gibi. Ancak bu kez "daha çok bizden biri" hatta "bizden olmasa da tıpkı bizim gibi" ruhuyla tütsülenmiş söylemlerle sağlanacaktı bu.
Gerçekten Batı şimdilerde bu işin peşine çok daha fazla düşmüş durumda. Amaç net ve sabitlenmiş bir hâlde: Bir an önce etki ve tepkileriyle büyüsün bu "yeni" mecazi hakikat etkisi; tumturaklı bir hayal olmaktan çıksın en has varoluş biçimi hâline gelsin. Bugünkü Doğu'da, kitap gereği Afganistan'da, bu Doğu formülü çok net bir biçimde karşımızda duruyor üstelik yüzyıllardır sömürge mantığının doğrudan ağzından çıkan söylemlerle değil, bu mantığın kendine uygun gördüğü anlatılar, aktörler ve düşünceler yoluyla.
Rüşdi "analiz şart" diyor. The Kite Runner'in Amir'i hayatını analiz etmekle uğraşıp duruyor fakat bir türlü kendine ait bir yere varamıyor... İşin o da farkında aslında. "Hayatın filmlerdeki gibi olmadığını bilirdik" diyor bir yerinde kitabın "Ama yine de merak ederdik kahramanlar eninde sonunda mutlu oldu mu; filmin sonu ise hiçbirimizin umurunda değildi." Yıllar sonra fark ettiği bir gerçek var -ki bunu çok geç fark ediyor: Bir Amerikalı için filmin asıl sonu kutsaldır... Şu karşına çıkan fırtınalar değil varılacak liman hesabı...
Bugün analiz yapmak mantığının hangi "bağımsız" zihin yapısıyla mümkün olabileceğini tahlil edebiliyor muyuz? Hangi zihin yapısıyla masaya oturacağız? Batı'nın yüzyıllardır şekil verdiği modern zamanın şartlarına ayak uydurmamızı beklediği zihin yapısıyla mı yoksa serdümen olmayı hep özlemiş olan doğal ve bizde saklı olduğunu hissettiğimiz -ki artık hiçbir zaman sahiden bize ait olamayacağını hissettiğimiz- o Doğulu ruhuyla mı?

  • THE KITE RUNNER
    Khaled Hosseini, Rıverhead, 2004, 336 sayfa, 14 USD.