İçinden tren geçen yazılar

İçinden tren geçen yazılar
İçinden tren geçen yazılar

FOTOĞRAF: NURİ BİLGE CEYLAN

Viyana, Eskişehir, Haydarpaşa, Ankara garı fark etmez. 'Trenler de Ahşaptır' yazıları trenlerle, raylarla, istasyonlarla ve belki de en önemlisi içinden şiir geçen trenlerle ahbaplığın hani neredeyse kardeşliğin kitabı
Haber: RENGİN ARSLAN - arslan.rengin@gmail.com / Arşivi

Bir tren yazısına başlayamam ben. Beş yaşımdayken eşyamı toplayıp evden kaçmayı planlarken, “Dedemin evine giderim, hem orası istasyona da yakın” dediğimi hatırlayabilirim. 15 yaşında sabah beşte sevgili arkadaşımla, ‘gün doğmadan çıkacaksın yola’ şiarına uyup bisikletle istasyona gittiğimizi, trenleri olmayan sahipsiz peronlarda Eskişehir’in üzerine güneşin doğmasını beklediğimizi hatırlayabilirim... O peronların trene kavuşmasını, trenin Eskişehir’e varmasını, trenden inen yolcuları, adres soran yetmişindeki kınalı teyzeyi yeniden düşünebilirim. Ankara ’ya giderken, gecenin dördünde hafif bir ürpertiyle her seferinde Eskişehir’e yaklaşırken uyandığımı, yanımda oturan arkadaşıma istasyonu gösterip, “Bak, Eskişehir” dediğimi; istasyonu Eskişehir saydığımı anımsayabilirim. İstasyona giden yolun iki yanındaki atkestanesi ağaçlarını, baharsa, onların beyaz çiçekli dallarını çağırabilirim.
Haydar Ergülen’in ‘Trenler de Ahşaptır’ kitabını okumaya başladığımdan beri İstanbullu eşim dostum, bu çocukluk, ilkgençlik yıllarının trenli, istasyonlu hatıralarını dinliyor benden. Anlatıyorum ki, insanı İstanbul’dan müteşekkil saymasınlar. Taşranın, bozkırın tadını, bir tren düdüğünün koca düzlüğe nasıl dağıldığını bilsinler. Sanıyorum içinden düdüğünü savura savura trenlerin geçtiği bir kentte büyümeseydik başka olurdu hayatlarımız, diyelim ki yazgımız... Ama bunları anlatmam sebepsiz değil. Haydar Ergülen bana, okura anlatıyor, ben onunkinin yanına kendi istasyonumu sıkıştırıyorum. İnsanın içine bir kere anlatmak düştü mü kurtuluş yoktur ne de olsa.
Trenlerin yazgısını, hayatını değiştirdiklerinden biri Haydar Ergülen. Öyle anladım ben kitabını okuyunca. Kitabı okumadan bilmiyor muydum? Sanırım hayır. Aynı yayınevinin yolcusuyken Eskişehir’e “ne zamandır” gidemediğini söylerken, anlayamamışım hasretini. Hem trene hem Eskişehir’e. Ankara’yı, Eskişehir’i ve Haydarpaşa’yı ve cümle tren raylarını birbirine nasıl eklediğini konuşmamışız. Kitabı okuyunca anladım. Ama daha da önemlisi, bir treni sonsuz bir cümleye dönüştürmesini, trenin içinden şiir geçirmesini anlayamamışım. Olsun, varsın. Beş dakikalık konuşmalarda anlaşılacak şey değil ki bu. Trenler de Ahşaptır anlattı beş günlük bir yoluculukla, sağ olsun. Belirtmem gerek mutlaka, ‘Nar Trende’ başlıklı yazıyı okurken anladım en çok. Yani diyelim ki en çok Nar anlattı bana tren yolculuğunu.
Yazacağım diğer cümlelerden önce kısacık söyleyeyim: Ergülen’in kitabı şiirli bir tren şarkısı. “Çocukluğun çaresi yoktur, mutlaka geçer! Geçmeyen bir yazıdır, çoğu kere ne zamanın ne hayatın çıkarabildiği bir leke gibi kalır” diyor. Biz okuruna da iyi ki kalmış demek düşüyor. Ergülen’in şiirlerini hadi şimdilik bir yana koyalım -malum yazının konusu yazılar- ‘yazısının lekesi’ iyi ki geçmemiş.
Yoksa nasıl bilirdik, Che’nin Haydar Ergülen’in Eskişehir’den bir akrabası olduğunu. Babasının, Kel Hasan Usta’nın kendi elleriyle yaptığı kitaplığa iki de kitap koyduğunu. Birinin yazarının Fakir Baykurt, diğerinin Che Guevera olduğunu. Bu yüzden Che’nin Ergülen için, “genç ölmüş bir amca veya dayı” olduğunu. Bu bir tren değil Eskişehir’dir aynı zamanda. 

‘İyiliğin merkez istasyonu’
Yine de unutmamak gerek, trenin yarattığı bir Eskişehir’dir o. Cer atölyesinin işçilerinin sosyalist dergi çıkardığı, edebiyat toplantıları yaptığı, sinema gösterimleri düzenlediği bir Eskişehir’dir. Ben babamın yalancısıyım. Eskişehir’deki aydınlığın, aydın insanların kaynağı sorunca, “İşçilerdir, cer atölyesinin işçileridir” demişti. Doğru, yanlış bilemem...
Doğduğum, 17 yaşımı bitirdiğim kent olduğundan Eskişehir iltimaslı oldu bu yazıda ama ne yapalım. Ergülen’in dediği gibi ne de olsa Eskişehir, “İyiliğin merkez istasyonudur, çünkü bütün trenler oradan geçer.”
Sanmayın ki bu kitapta bir tek Eskişehir var. Genç yaşlarında Avrupa ’ya yaptığı tren yolculuğu, Ankara Garı, içinden tren geçen şiirler, içinden şiir geçen trenler, o trenlerin yolcuları, Cemal Süreya en başta, Atilla İlhan, Edip Cansever bu art arda sıralanmış vagonların yolcusu. Hem edebi hem ebedi yolcusu...
Trene yolcu olan neden şairdir, şiirdir peki? Ergülen şöyle açıklıyor: “(...) tren adamı yolcu yapar, gurbetçi yapar, öğrenci yapar, asker yapar, nişanlı yapar, bilemedin şair yapar! Trenden romancı çıktığını hiç duymamıştım (...)” Üstelik başka bir yerde, trenle Viyana’ya vardıklarında yaşadıklarını anlatırken şöyle yazıyor: “Henüz masallara ihtiyacımız vardı, o kadar büyümeyi istemiyordum, ‘hayatımız bir roman’ demeyi bilmiyordum, hem böyle fiyakalı cümleler kurulmazdı o yıllarda, hem de öyle söylenmezdi, kimse ‘roman’la övünmezdi, herkesin şiiri, her hayatın bir hikâyesi varsa bu yeterdi, üstelik böylesi daha kıymetliydi. Romandan çok hikâyeye yakışırdı yaşadıklarımız. Ne aristokrattı çünkü ailelerimiz ne de burjuva, kentsoylu da değildik atadansoylu da, orta halli ama asla ortadan hallice değil.”
Viyana, Eskişehir, Haydarpaşa, Ankara garı fark etmez. ‘Trenler de Ahşaptır’ yazıları trenlerle, raylarla, istasyonlarla ve belki de en önemlisi içinden şiir geçen trenlerle ahbaplığın hani neredeyse kardeşliğin kitabı. Yolunuz bunların hiçbirine düşmediyse, Boğaz’da bir yürüyüş yerine denize Haydarpaşa’nın mermer merdivenlerinden bakmayı deneyin. Yolcuysanız, aceleniz varsa, tren sizi beklemeyecekse, Haydarpaşa’da derin bir soluk almayı, oradan geçmişleri düşünmeyi deneyin. Dahası varsa, yolculuğunuz Eskişehir garından geçiyorsa, Eskişehir’de inen yolcuların arasından başınızı uzatıp, bozkırı tadın. Hiçbiri olmuyorsa, Haydar Ergülen’in cümlelerinden bir trene binin evinizin rahat bir köşesinde. Şairler yanı başınızda, trenler de, istasyonlar da öyle. Ha unutmadan, yolcular da... Bir kitapla yola koyulmanın, “Ben onu kiraz ağacını sever gibi sevdim” diyen yolcunun yanına oturmanın tam vaktidir.

TRENLER DE AHŞAPTIR
Haydar Ergülen
Kırmızı Kedi Yayınevi
2011
241 sayfa
16 TL.