İdeolojinin anlamı, anlamsızlığı

İdeolojinin anlamı, anlamsızlığı
İdeolojinin anlamı, anlamsızlığı
İdeoloji, baktığınız her şeyi istediğiniz gibi görmeyi sağlayan bir gözlüktür. Onu çıkarınca artık ne uzağı ne yakını görebilirsiniz. İdeolojiden ayrı kalamamanın bu sonuçları, ondan ayrı kalmanın sağlam nedenleri sayılır
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Siyaset literatürünün ne olduğu en belirsiz, ne olduğunda en anlaşılamayan, en kaygan ve en kaypak kavramı ideolojidir. Ne olduğu ve olumlu ya da olumsuz olup olmadığı üstünde anlaşmak olanaksız. Çoğu kez, ideolojik yakıştırmasıyla olumsuz anlamda kullanılıyor, ama bu arada ideolojiyi onsuz olunmaz görenler de az değil. David McLellan da ‘İdeoloji’ kitabında, ideolojinin yirminci yüzyılda Marksist hareketler tarafından yaygınlaştırılan bir terim olduğunu belirtiyor. Sonunda olumlu anlamından büsbütün vazgeçilmemiş bir terim ideoloji. Kimlerce? Dünyayı değiştirmek için yola çıkmış, Marksizmi siyasal iktidar savaşımına endekslemiş, yığınlara öncülük etmeyi amaçlayan sol ve devrimci hareketlerce. Aslında burada siyasallaştıkça Marksizmden uzaklaşılacağının da turnusolu yerinde ideoloji. Değil mi ki devrimci hareketin dünyayı değiştirme aracıdır ideoloji, Marksizmden de önce gelir ve bir koçbaşı olarak kullanılmak içindir. Asıl sapma budur aslında. Yaşanan dönemin öznel açıklaması, dolayısıyla bugün varsa yarın yok olacağı bilinen ideolojinin mutlaklaştırılarak savunulması, yoldan çıkaran asıl etmenler arasında oldu.
Marx’ın, “Her dönemde hâkim fikirler, hâkim sınıfın fikirleridir” sözü, geçerliğini yitirmedi. Bu sözü aynı zamanda bütün altdünyalar için de geçerli görebilir miyiz? Sözgelimi sosyalist hareketlerde de hâkim fikirler, o hareketler içinde iktidar olanlarındır. Dolayısıyla ideoloji, düzeni değiştirebilecek, yeni bir toplum biçiminin kurucusu olacak kertede etkin ve güçlü, her derde deva bir düşünce olarak alındı geçmişte, ama onu bugün de aynı biçimde kullananların var olduğu kuşkusuz. 

Gerçekliği kuşkulu
Oysa ideoloji, bilinçle özdeşleştirilebilirse eğer ya da bilincin kendini yansıtma biçimlerinden biriyse, genelgeçerliği düşünülemeyecek, yarına kalamayacak bir düşünce demektir. Gerçekte olup olmadığı kuşkulu olgulardan çıkmış bir düşünceden söz ediyoruz. Öznelliğin dışavurulma biçimi olarak bir anlamı olabilir elbette, ama o öznellikle sakatlandığını bilerek. Siyasal örgütün kendini güncel politikalar içinde anlatma biçiminin aracı olarak. Yoksa bir şeylerin kurucusu olma işlevi yüklenirse ideolojiye, bundan yalnızca zorbalık çıkar. Marksizmin yanlış bilinçle özdeşleştirdiği ideoloji, Lenin ile savaş aracına dönüşürken esnekliğini de yitirdi. İktidar amacı, gerçekleşmiş olsun ya da olmasın, her duruma özgü ideolojilerin bir üst ideolojiyi tamamladığı bir programla kendini anlatır. Lenin’in, yalnızca burjuva ve işçi sınıfı ideolojisinin olduğu ve öteki bütün toplumsal kesimlerin ideolojilerinin mutlaka bu ikisinden birine ait olacağı düşüncesi, tam da ideolojinin en çok tıkandığı noktayı gösterir.
David McLellan’a göre, Gramsci ideoloji konusunda daha kapsamlı ve belli ki derinlikli bir düşünce oluşturmuştur, ama ideolojiye onda olmayan nitelikler de vererek. Onun organik ideoloji kavramı, yığınları kendiliğindenlikten çıkarıp kendinde bir güce dönüştürürken, yalnızca bir yanılsama olamazdı. Gramsci, organik ideolojinin işlevini, onu oluşturan organik aydınların varlığına bağlar. Bu yüzden, “Gramsci’nin Lenin’den daha geniş bir Parti görüşü vardı; çünkü Parti, devlet iktidarını ele geçirmek yanında, ideolojik ve kültürel mücadele sürdürmekle de yükümlüydü.” Lenin’in görüşleri Parti’nin siyasal niteliğini derinleştirmişti belki; ama Gramsci, toplumsal niteliği bakımından Parti kuramının ufkunu genişletmiş, böylece siyasetin alanını genişletirken, ideolojiye nesnel bir güç özelliği vererek aslında daha dar bir siyaset kuramı oluşturmuştur.
İdeoloji, siyasal iktidar amacı olan herkese gerekir. Ele geçirilen iktidarın da yeni toplum düzenini kurmak ve korumak için birleştirici bir harca gereksinimi vardır. Değil mi ki iktidar kendini azınlık olarak çoğunluğa anlatmak gibi bir sorunla da yüklenmiştir artık, ideolojik düşünceleri art arda dışavurdukça, kendi düşünsel iktidarını egemen kılmaya çalışır. Herkes ötekilerden farklı bir düşünce sistemi ortaya koymalı ki, inandırıcı olabileceği bir kesim de yaratsın. Bu, kendi içinde parçalanmaya yatkın öteki siyasal hareketlerin yanında, Marksist hareketlere daha yakın bir eğilimdi.
İdeoloji, baktığınız her şeyi istediğiniz gibi görmeyi sağlayan bir gözlüktür. Onu çıkarınca artık ne uzağı ne yakını görebilirsiniz. İdeolojiden ayrı kalamamanın bu sonuçları, ondan ayrı kalmanın sağlam nedenleri sayılır. Peki onsuz bir hayat yaşanabilir mi? Soru önemli, ama yanıtı zor değil. İnsan, bir topluluğun parçası olduğunda, o topluluğun düşünce ve davranış biçimine uyum göstereceği için, şu ya da bu nitelikte bir ideolojik tutum içinde olmaktan kaçınamaz. Oysa bir başına, kendi bireyliğiyle yaşamayı başarabildiğinde ürettiği düşünceler, doğruyla yanlışı ayırt etme amacı taşımadığı, belli hedeflere yönelmediği için, ideolojinin de dışına çıkar. 

İdeoloji totalitarizmi destekler
Slavo Zizek, ‘İdeolojinin Yüce Nesnesi’nde ‘Gülün Adı’nı ideoloji bağlamında tartışıyor. Zizek, “Bu kitapta canımızı sıkması gereken şey temelde yatan tezidir” diyor. “Totalitarizmin kaynağı, resmi dünyaya dogmatik bağlılıktır: Gülmenin, ironik mesafenin olmayışıdır.”
Temel olan konusunda Zizek’e hak vermek zor: Totalitarizmin kaynağı, resmi dünyaya dogmatik bağlılıktır tezi, sağlam bir tezdir çünkü. Siyasal musibet hep bundan çıkar. Gülme ile ironinin bunu tamamlamasıysa, elbette tartışılabilir; gülme, bazen iktidar tarafından da kullanılabilir, muhalif olmayı her zaman göstermez.
Hayatın sıradan yanlarını mutlaklaştırmak, onları kendimiz için dogmalara dönüştürmek de ideolojinin çukuruna çekebilir bizi. Sözgelimi iyi ile kötü kavramları –edebiyatın da çokça kullandığı kavramlardır–, iyinin katılaştırılmasına ve dolayısıyla dünyevi olanın ret edilmesine yol açarsa, Zizek’in haklı olarak belirttiği gibi, “iyi fikrimize uymayan her şeye yönelik yıkıcı bir nefrete dönüşebilir”, dolayısıyla ideolojik kavramlara dönüşür.
Gülme de içinde bulunduğunuz yere, zamana, kültüre göre değişiyor, bir toplumun güldüğüne öbürü gülmüyorsa, totalitarizmin kaynağı olarak görülmesi zorlaşır. Ama resmi dünya var; o hem kendiliğinden ona bağlananları sakatlar, hem de iktidarların ilk amacı toplumu ona uyumlu hale getirmektir ki, totalitarizme her yerde kaynaklık etsin. 

‘İdeolojik fantezi’
Her zaman doğruluğuna inanılan ve doğruluğu sınanmamış düşünceler dizisidir ideoloji. Marksizm içindeki siyasal hareketler, bir bakıma bunun parlak örneklerini verdiler. Marksizme gerçeklik kazandırırken ve onun içindeki yordamları, sosyalizmi bütüncül bir ideolojiye dönüştüren bir dizi tartışmalı ya da yanlış uygulamaya dönüştürürken, doğru olmadığı bazen bilinen, bazen de yalnızca inanılan düşünceler içinden çıkılmaya hâlâ çalışılıyor. Bu yüzden ideoloji bazen de, ait olunan “toplumsal gerçekliğe ilişkin yanlış bir tasarıma” sahip olmaktan ibarettir, diyor Zizek. Onun bir de “ideolojik fantezi” kavramı var ki, siyasal hayatın aktörlerinin duruşunu tam açıklıyor. “Şeylerin gerçekte nasıl olduğunu gayet iyi bilirler, ama yine de bilmiyormuş gibi davranırlar,” diyor Zizek. “Dolayısıyla bir çifte yanılsama söz konusudur: O da gerçeklikle kurduğumuz gerçek, fiili ilişkimizi yapılaştıran yanılsamayı gözden kaçırmayı içerir.”
Bütün bu, gerçeğin gerçekten ne ve nasıl olduğunu bilmemenin ürünü olmak, Marksizm içinde kurulan ütopyaları nasıl etkiler? Sözgelimi sosyalizmin, denenmiş biçimlerinin dışında, tam anlamıyla gerçeklik kazanamamış, ama iktidar amaçlarının dışında oluşan demokratik biçimleri ve arayışları nereye konabilir? Bu düzeyde ütopyalar ideoloji yerine alınamaz: çünkü ideolojinin anladığı ya da anlamadığı, doğru tuttuğu ya da çarpıttığı gerçeklik, somut olmalıdır; ütopyaların soyutlamalarla kurulan dünyaları bunun için ideoloji sayılamaz.
Değil mi ki soyutlamalar, gerçekliğin öğelerini bütünden yalıtlayarak anlamayı ve yorumlamayı sağlar, ideolojinin çarpık ve yanılsamalarla dolu dünyasından kurtulmanın, doayısıyla yaratıcı Marksizmin kendini sürekli yeniden üreten doğasını yakalamanın da tek gerçek yolu, yordamı, reçetesidir.

İdeoloji, David McLellan, Çeviren: Barış Yıldırım, Bilgi Üniversitesi Yayınları.

notoskitap.blogspot.com