İhtilale karşı durmak

İhtilale karşı durmak
İhtilale karşı durmak
'Belgelerle Kurtuluş Savaşı', Ebubekir Hazım Tepeyran'ın Osmanlı'nın son dönemi ve Milli Mücadele yıllarını kapsayan anılarından oluşuyor. Hazım Bey, yakın tarihimizin henüz detayları iyi bilinmeyen birçok olayının içinde bizzat idareci olarak bulunmuştur, bu nedenle anıları çok kıymetlidir
Haber: SERDAR SABRİ ÖZKUBULAY / Arşivi

Ebubekir Hazım (Tepeyran) Bey, mütareke döneminde arka arkaya gelen Ali Rıza Paşa (Ekim 1919-Mart 1920) ve Salih Paşa (Mart 1920-Nisan 1920) kabinelerinde Dahiliye Nazırlığı (İçişleri Bakanlığı) görevine kadar yükselmiş bir Osmanlı bürokratıdır. II. Abdülhamid, V. Mehmed Reşad ve VI. Mehmed Vahideddin dönemlerinde İstanbul Hükümetleri, Milli Mücadele döneminde ise Ankara Hükümeti tarafından değişik illere vali olarak atanır. Yakın tarihimizin henüz detayları iyi bilinmeyen birçok olayının içinde bizzat idareci olarak bulunmuştur, bu nedenle anıları çok kıymetlidir. Tüm diğerleri için geçerli olduğu gibi Belgelerle Kurtuluş Savaşı: Sarayın İdama Mahkum Ettiği Dahiliye Nazırı Anlatıyor adlı kitaptaki anılar okunurken de, Hazım Bey’in bir bürokrat olmakla birlikte görevi ile ilgili idam hükmü giyecek derecede siyasi kimlik taşıdığını da hesaba katarak, paralel okumalara muhtaç olunduğu unutulmamalıdır.
Hazım Bey, Jön Türk hareketinin İttihat ve Terakki’ye gebe olduğu bir dönemde, 1896’da Dedeağaç’ta mutasarraflık yaparken, bu ‘habis’ hareketlere dahil olduğu yönünde II. Abdülhamid’e uçurulan bir jurnalle vazifesinden azledilir. Dedeağaç’ta yaptığı bayındırlık işlerinin fotoğraflarını çekerek oluşturduğu albümün, saraydaki bir tanıdığı vasıtasıyla II. Abdülhamid’e sunulmasından sonra affolunur ve Musul’a vali olarak atanır. Kitabın önsözünü yazan torunu Oktay Akbal’ın naklettiğine göre imardaki başarısı kadar II. Abdülhamid’in fotoğraf sanatına olan düşkünlüğü sayesinde yeniden hayata dönmüştür.

31 Mart ayaklanması ve Yıldız Sarayı’nın yağmalanması
Hazım Bey 31 Mart (1909) ayaklanması sırasında İstanbul Şehremaneti (Belediye Başkanlığı) görevini yürütmektedir. O dönemde İstanbul’da ayrıca valilik kurumu bulunmadığından her iki görevi de idare eder. 1920’de nazırlıktan istifa ettikten sonra kurulan Damat Ferid Paşa hükümetince oluşturulan ‘Kürt Nemrut’ Mustafa Nazım Paşa başkanlığındaki Harp Divanı tarafından tutuklanır. Gerekçe, 31 Mart isyanını bastırmak için İstanbul’a giren Hareket Ordusu subaylarının, hal edilen (tahttan indirilen) II. Abdülhamid’in trenle Selanik’e gönderildiği gece Yıldız Sarayı’nda yağma yapmasına ve bilahare değerli eşya ile mücevhere hükümetçe el konması için oluşturulan Tahliye Komisyonu’na başkanlık ederken değerli eşyanın sayımını yaptırmadan el konulmasına göz yummasıdır. Yargılama sonucunda Yıldız Yağmasına engel olmamak ve Bursa Valiliği ile nazırlığı döneminde Kuvayı Milliye’ye yardım etmek suçlarından idam cezasına çarptırılır. Saraydaki dostları araya girer, Vahideddin idam cezasını ömür boyu kürek cezasına çevirir. Tevfik Paşa Hükümeti sırasında, yedi ay tutuklu kaldıktan sonra suçlarından aklanarak hapisten çıkar.
Hazım Bey’in Yıldız Yağması için düşünceleri kendi ifadesiyle özetle şöyledir: “II. Abdülhamid gibi her türlü gücü bilinen bir padişahı tahtından indirip Selanik’e sürerek yerine başka bir padişah oturtan Hareket Ordusu, yok edici bir ihtilal gücü Yıldız’ı yağmalamak istese ve yağmalasa, İstanbul’un Belediye Başkanı olan ben, rastlantıyla Yıldız’da bulunmuş olsam bile, engellemeye kalkışma budalalığı bana mı düşer? (...) ‘Hiç kimse bir ihtilal gücüne karşı durmak zorunda değildir’ diye bütün düşünen insanların benimsediği bir kural bulunduğunu bu bilgisiz harp divanı kuruluna anlatmak olanaksızdır.” (s. 131)

II. Abdülhamid’in terekesi
II. Abdülhamid Balkan Savaşı sırasında sürgünde bulunduğu Selanik’in düşman eline geçme tehlikesi üzerine kadim dostu Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından 1912’de bir gemiyle İstanbul’a getirilerek İttihat ve Terakki Hükümeti’nce kapatıldığı Beylerbeyi Sarayı’nda öldüğünde (10 Şubat 1918), Hazım Bey (Mülkiye ve Maarif Dairesi Başkanı sıfatıyla) devrik sultanın terekesini yazmak üzere oluşturulan komisyonda Harbiye Nazırı Enver Paşa’yla birlikte yine oradadır. II. Abdülhamid’in odasında asılı bulunan Kuran’ı Kerim muhafazısına benzer tahta bir kutuyu açtıklarında hayretle içinden pırlantalar çıktığını görürler, vücudu üzerinde taşıdığı dua kitabı (en’am) içindeki bir kağıttaysa şunlar yazmaktadır:
“- İyi adam nasıl olur?
- İyi adam adil, halim, kerim, namuslu, doğru, sabırlı ve merhametli olur.
- Kötü adam nasıl olur?
- Kötü adam zalim, gaddar, yalancı, arabozucu, kan dökücü ve kindar
olur.” (s. 150)

Milli Mücadeleye destek ve İstanbul’un işgali
Hazım Bey, önceki hükümetler döneminde Babıâli’nin Anadolu’da görevlendirdiği bazı valilerin Mustafa Kemal tarafından geri yollanmasından dolayı Ankara ile uyum arayışındadır. Akrabası Maruf Bey’i Mustafa Kemal’le görüşmesi için Ankara’ya yollar, görevlendirmeler konusunda karşılıklı mutabakat sağlanır.
Fransız-İngiliz-İtalyan güçlerinin 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal etmesi üzerine, Damat Ferit Paşa’nın yeniden hükümet kurması an meselesi haline gelmişken Hazım Bey Dahiliye Nazırı olarak Vahideddin’in huzuruna çıkar ve Kuvayı Milliye’nin “umulmayan bir zamanda ortaya çıkan bir yaşam belirtisi” olduğundan bahseder. Bunun üzerine Vahidettin sözünü keserek, yanındaki Başkâtip Fuat Bey’e: “Söyle Fuat Bey söyle! Allah aşkına söyle ben bu düşüncede değil miydim? Bu heriflere (Sadrazam Damat Ferit ve onun kabinesini oluşturanlara) anlatabildim mi?” (s. 88)
Hazım Bey hapishaneden çıktıktan sonra Anadolu’ya geçmeye karar verir. Ankara’ya gider ve Mustafa Kemal’le görüşür. Burada kendisine evvelce de görev yapmış olduğu Sivas Valiliği önerilir. Görüşmeden ayrılırken Mustafa Kemal’in şunları söylediğini aktarıyor: “Bilmem kendisini tanır mısınız? Merkez Ordusu Komutanlığıyla o yörede bir Nurettin Paşa vardır. Azametli mazametli bir şeydir. Bununla birlikte sizin için, kendisine ve azametine önem verilecek bir şey değildir.” (s. 198)
Sivas Valiliği, acımasızlığı önce ve sonra birçok olayda belgelenmiş Sakallı Nurettin Paşa ile çekişme içinde geçer. Kimin kimin ayağına gideceği konusuyla başlayan ihtilaf Nurettin Paşa’nın kurmak istediği, düzenli ordu harici Emniyet Teşkilatı adında bir askeri örgütün, Hazım Bey’in Ankara ile yazışmaları neticesi akamete uğramasıyla devam eder. Bu anlaşmazlık Hazım Bey’den önceki Sivas Valiliği zamanında yaşanan Koçgiri İsyanı ile alakalı, resmî görev yapan bir kimse tarafından belki de hiç bir zaman açıklanmayacak noktaları öğrenmemize vesile olur. Koçgiri yöresindeki Alevi Kürtler’in topraklarından sürülecekleri korkusuyla başlattıkları ayaklanma yatışmasına, aşiret ileri gelenlerinin geri adım atmasına rağmen Nurettin Paşa’nın fikrinin şöyle olduğunu belirtiyor: “Öyle ama, bu kadar asker toplandı, ben buraya kadar geldim; bir şey yapılmazsa olmaz, dediği ve bunun üzerine askeri harekatın sürdürüldüğü, Sivas’ta yaygın olarak konuşulmakla birlikte, bu olayın doğru olduğunu -Temyiz Mahkemesi üyesi- Şefik Bey bizzat bana söylemişti.” (s. 214)
Hazım Bey bir süre sonra Trabzon’a vali atanır. Trabzon o sıra Enver Paşa’nın Batum üzerinden Anadolu’ya giriş yapması beklenen kritik bir yerdir. Mustafa Suphi’nin öldürülmesinden sorumlu tutulan Kayıkçılar Kâhyası Yahya’nın pusuya düşürülerek öldürülmesinden sonra Ankara’ya geri çağrılır. TBMM’nin ikinci döneminde Niğde’den milletvekili seçilir. Anayasa Komisyonu’nda görev alır. Cumhurbaşkanı’na verilmesi tasarlanan olağanüstü yetkilere karşı çıkması, saltanat üyelerinin yurt dışına çıkarılması kanunu görüşülürken damatların hariç tutulması yönünde bir önerge vermesi, İstanbul’dayken İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne üye kaydolmuş olması gibi olaylar gözden düşmesine neden olur. Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümüden sonra diğer muhaliflerin geri dönüşüyle birlikte 1939’da son kez Niğde’den milletvekili seçilir, 1947’de vefat eder.

BELGELERLE
KURTULUŞ SAVAŞI
Ebubekir Hazım Tepeyran
Gürer Yayınları
2009
360 sayfa
24 TL.