İki dünyayı çocuklar buluşturacak

İki dünyayı çocuklar buluşturacak
İki dünyayı çocuklar buluşturacak

Burcu Aktaş Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Neredeyse tek nefeste okunan, heyecan ve merak duygusunu hep ayakta tutan, karakterleri gibi kendisi de hedefine kitlenmiş bir roman, 'Çarpık Ev'
Haber: SEMA ASLAN - sema@semaaslan.com / Arşivi

Uzun yıllardır Radikal Kitap ’ın editörü sıfatıyla gazetecilik yapan Burcu Aktaş, ekin sadık okurlarının çoktan haber aldığı üzere, ilk romanını yayımladı: ‘Çarpık Ev’.
‘Çarpık Ev’, ilköğretim çağındaki çocuk karakterlerine ve okurlarına görünürde tek bir soru soran, onları hikâyeye ve birbirlerine bu soruyla bağlayan, bu soruyla ‘büyük’ bir maceraya sürükleyen, fakat esasen iç içe geçmiş bir sürü başka soruyu barındıran, tüm şefkatli ve güleç yapısına rağmen bu sorularıyla azıcık da ‘ürküten’ bir kitap.
Melisa, Batu, Elif Su ve Kuzgun, nerede olduğunu bilmediğimiz fakat şehrin çeperindeki ‘yeni şehir’lerden biri olduğu izlenimini veren, güvenlikli, yüksek katlı, birbirinin kopyası evlerden mürekkep bir muhitte yaşamaktadır. Bu muhit, mahalle diye bildiğimiz, sıcak, samimi, renkli, sesli, iç zenginliğinin revaç olduğu, nispeten akışkan ve doğal yapıdan elbette yoksun; başka bir gezegenin bizim dünyamızdaki yasal toprağıymışçasına bize yabancı (olması gereken), ruhsuz, soğuk, katı ve kontrollü bir yerdir. Yani aslında doğanın ve doğal döngünün ayrılmaz bir parçası (olması gereken) insanlar için uygun olmayan bir kentsel ve sosyal yapılanma örneğidir; bu örnek, bizim dünyamız için çarpıktır. Fakat işler öyle yürümemiş, yürümüyor. Bu devasa kule apartmanların ortasında ayakta kalabilmiş, üstelik en kötü ihtimalle içinde üç kuşağı büyütmüş, bahçeli, kedili–köpekli, yeşilli, ahşaplı bir ev var ki, bugünün şartlarında çarpık olan o. 

Babaane-torunun dünyası
Hikâye burada başlıyor. Bizler ve onlar dediğimiz yerde. Onlara isim verdiğimiz ve o isimden korktuğumuz yerde.
Melisa, Batu, Elif Su ve Kuzgun’un aileleri, bu çarpık evin ‘tehlike’lerinden haberdar, çocuklarını uyarmış, o evde yaşayan insanlarla her türlü ilişkiyi yasaklamıştır. Ama çocuklara yasak koymak, şükür, hâlâ engelleyemiyor onları. Yasağa uyuyor göründükleri ve belki de sahiden uyduklarını sandıkları anda, bilinçaltları onlara bir oyun oynuyor, çocuklar aynı gece, rüyalarında çarpık evi görüyor. Macera, bir bilinmezin peşinden gitmekse, macera başlıyor; çocuklar, rüyalarının peşinden gidiyor.
Burcu Aktaş, temiz bir dille, çocuk dünyasını aktarıyor. Küçük ritüelleri, bu ritüellerin iki farklı sosyal yapıda nasıl farklılaşabildiği, çevrenin/yapının/mekânın günlük yaşam rutinimizi ve hayal gücümüzü nasıl belirleyebildiği, özgürlük kavramının/meselesinin nasıl bir anlam değişikliğine uğradığı, bildiğimiz her şeyin nasıl keskin bir şekilde geçersizleştiği ve yaşam geleneğiyle nasıl onulmaz bir kopuş yaşandığı gibi soru çağrışımlarıyla bezediği romanında yine de hepten ümitsiz kalmıyor. İki dünyayı buluşturmanın yollarını arıyor. Sürpriz değil, iki dünyayı elbette çocuklar buluşturuyor. Fakat bu arada heyecan ve merak duygusunu hep ayakta tutuyor. Dedektiflik oynattığı çocuk karakterlerine, hedefe ulaşabilmeleri için ilham ve cesaret gerektiğini biliyor –o noktada da okurlarını çarpık evde yaşayan Müzeyyen Hanım ve Peyami’nin bildik, tanıdık yaşamlarına misafir ediyor. Yalan değil, Müzeyyen Hanım ve Peyami, hakikaten bu çağın insanları olamaz! İyi çeksin diye çaprazına sandalye konulan radyodan tutun da, elektrik kesintisi olduğunda mum ışığında oynanan gölge oyununa kadar tüm detaylar, kuşaklar öncesini anlatıyor sanki. Bu tezat iki şekilde yorumlanabilir. İlki yükseklikleriyle hep gölge eden, güneşi kesen, iyice yabancı, iyice paranoyak bir dünya ile kuşatılmışken kendi kendine, kendi değerlerine ve geçmiş alışkanlıklarına sarılmak, çok sarılmak… Tıpkı, kendi memleketinin uzağındayken bir insanın, değerlerine memleketindekilerden daha fazla sahip çıkması gibi. Bir diğer yorumlamaysa, bence şaşırtıcı bir yere işaret ediyor: Kitabın genç kuşak yazarının, kendinden önceki kuşakların yaşam kodlarını tanıyor, biliyor olması oysa bugünün çocuklarının çok hızlı bir kopuşla bu süreğenlikten ayrılması.
Son olarak, ‘Çarpık Ev’, çocuk romanları içinde nasıl bir alt kategoriye konumlanıyor? Son dönemde, 70’li yılların sonlarında doğan kuşağın bile hâlâ hatırlayabildiği, izlerini aradığı dünyadan çok eski bir fotoğraf karesi gibi söz eden, tüm yaşam kaynaklarını tüketmiş, insanda bir bilimkurgu metnini okuyor duygusunu uyandırabilen çocuk kitapları yayımlanıyor. O çocuk kitaplarını, daha çok, yetişkinlerin okuması gerektiğini düşünüyorum –belki kişisel olarak böylesi bir kopuşa hazır olmadığım için fakat daha da önemlisi, bu uzak dünyayı yakın kılacak, normalleştirecek bir hikâye diline –haddim olmayarak- geçit vermemek gerektiğine inandığım için.
‘Çarpık Ev’, bizi ‘bu tarafa’ çekmeye çalışan bir roman. Soğuktan sıcağa, yapaydan doğala, korkudan güvene, uzaklıktan yakınlığa… Müzeyyen Hanım’ın güngörmüşlüğü ve yaşam enerjisi sayesinde…

Akşamları meraklanmamak elde mi!
Saksağan Sokak’a akşam geldiğinde apartmanların pencerelerindeki gölgeler dikkat çekerdi. Gökyüzüne dağılmış yıldızlar gibi pencerelerde duran çocuklar birbirinden habersiz, dakikalar, hatta saatler boyunca aynı yöne bakardı. Bahçeli evi gözetleyecek diye cama burnu yapışanlar, parmak ucunda yükselmekten bacaklarına kramp girenler, sonunda yorgun düşüp yataklarına girerlerdi. Rüyalarında hep bu evi ve onun içinde yaşayanları görürlerdi.
Evin her şeyi tuhaf ve değişik gelirdi çocuklara. İçinde yaşayanların yaşam tarzlarını kendilerininkine benzetemezlerdi. Akıllarında sayısız soruyla anne ve babalarından cevap beklerlerdi. Ancak aldıkları tek karşılık, o eve ve o insanlara yaklaşmamaları gerektiğiydi. Aileleri bahçeli evi eski, pis ve tuhaf buluyordu. Hatta ona bir isim bile koymuşlardı: Çarpık Ev.
Sert rüzgarlar estiğinde gıcırdayan bu ev yıkılıp, yerine bizimkiler gibi gökyüzüne uzanan bir apartman yapılsa keşke, diye düşünürlerdi. Müzeyyen Hanım ve Peyami’ye de, pireli olup olmadığı belli olmayan kedi köpeği sokağa topladıkları için kızarlardı.
Saksağan Sokak’ın çocukları bu evi çok merak ediyorlardı ama aileleri için aynı şeyi söylemek mümkün değildi.
Bahçeli evi saymazsak, Saksağan Sokak’ta günler ev ödevi sıkıcılığında geçerdi. Ama bir pazartesi günü öyle bir şey yaşandı ki sokak bir daha asla eskisi gibi olmadı.
Kitaptan

ÇARPIK EV
Burcu Aktaş
Turgut Yüksel’in çizimleriyle
Doğan Egmont
2012, 112 sayfa, 10 TL.