"...iki enkaz"

"...iki enkaz"
"...iki enkaz"
'Mişima ya da Boşluk Algısı'nı özümseye özümseye okudum. Bazen bir cümle için, bir paragraf için saatlerim akıp geçti. Zaten Marguerite Yourcenar başka türlü okunamaz
Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Ağustos başında İstanbul ’dan ayrılırken yol çantamda ‘Mişima ya da Boşluk Algısı’ vardı. Bir iki başka kitapla birlikte. ‘Mişima ya da Boşluk Algısı’ aziz dostum Zeynep Çağlıyor’un armağanıydı. Can Yayınları’nın verimi, dilimize Haldun Bayrı çevirmiş; kitabın yazarı, Fransız edebiyatının büyük bir romancısı, Marguerite Yourcenar.
Hem Yourcenar hem Mişima çok sevdiğim yazarlar. Zeynep’le Doğan Kitap’ta birlikte çalıştığımız o güzel günleri, yılları anımsadım. Mişima’nın Türkçe’ye kazandırılmamış bazı romanları için düşler kurmuştuk...
Örnekse ‘Yasak Renkler’. Gerçi bu roman için Yourcenar handiyse piyasa işi bir kitap yargısına varmış. Bir de bizdeki ‘piyasa işi’leri okusa dudağı uçuklardı herhalde...
‘Mişima ya da Boşluk Algısı’nı özümseye özümseye okudum. Bazen bir cümle için , bir paragraf için saatlerim akıp geçti. Zaten Marguerite Yourcenar başka türlü okunamaz. Başyapıtı ‘Hadrianus’un Anıları’ nice zamanlar gönlümü çeldi.
Yourcenar, bu kez Mişima’nın acı serüvenini irdeliyor. ‘Hadrianus’tan o kadar uzak değil. Roma İmparatoruyla Japon yazarı arasında yakınlıklar kurulabilir. Çağlar geçse de insanın trajik hikâyesinde ruh ikizliği sürüp gidiyor. Birey söz konusu olunca Doğu/Batı, Roma/Uzakdoğu birbirine yaklaşabiliyor.
Ama Yourcenar’ın Mişima’ya ilgisine başka sebepler de söz konusu. İki hafta önce, Radikal Kitap’ta, Asuman Kafaoğlu yazıyordu: “Bu kitabı, yirminci yüzyılın çok değerli iki yazarının buluşması olarak düşünebiliriz.” Yourcenar geçmişte Hadrianus’un kimliğine neden büründüyse, Mişima’nın ardını aynı sebeple kovalıyor.
Ayrıca belirtmem yersiz: Yourcenar’ın meselesi kişisel yaşamı ‘ifşa etmek’ değil. O, acıyı yazabilmenin derdine düşmüş. Şimdi bizim gitgide yitirdiğimiz bir mesele.
‘Bir Maskenin İtirafları’nı okuduğum zamandan bu yana Mişima benim için hep yaralayıcı oldu. Bu roman için Yourcenar, “kara şaheser” diyor. Bence öteki yapıtları da kapkara. ‘Yaz Ortasında Ölüm’de öyle hikâyeler vardır ki, duru edebiyata tutkun öz okurlar için büyüleyicidir, etkileri yıllarca sürer.
Mişima -bir bakıma- imkânsızlığı seçmiş, geleneksel No oyunlarını yirminci yüzyıla taşımayı denemişti. Yedi ya da sekiz oyunu Zeyyat Selimoğlu dilimize çevirdi. Olağanüstü güzellikte metinler. Bizde yankı bulmadı.
‘Mişima ya da Boşluk Algısı’ yankı bulacak mı, bilmiyorum. Oysa harikulâde bir metin. Deneme mi, biyografi havasında bir açımlama mı, karar okurun. Fakat o okuru nerede arayacağız, kestiremiyorum. Yourcenar “vasat burjuvaziye zevkine göre bir yem sunmak”tan söz açıyor. Bizde bugün bu yemler pek bol.
Bu bolluk, kirli bereket ortasında ‘Mişima ya da Boşluk Algısı’ türünde kitaplar -iç kapakta belirtildiğince- bizde ancak bin adet basılabiliyor: “Bu kitabın 1. baskısı 1000 adet yapılmıştır.” Bence bu içli sayıları artık ön kapağa taşımak gerekiyor. 

Yaşadım diyebilir miyim bilmem
Mişima’nın yaşamında ve eserinde iz süren Yourcenar şamarı ne zaman indirecek diye bekliyordum. Bekleyeşimde yanılmamışım: “Ve şimdi, sona sakladığımız en sarsıcı görüntünün...” Görüntü, “uçsuz bucaksız dalganın bir anlığına kumda kuru bırakıp sonra tekrar alarak götürdüğü iki enkaz.”
Böylesi görüntülerin bin çeşidine her yerde rastladığımız halde, bin çeşidini her gün yaşadığımız halde ‘Mişima ya da Boşluk Algısı’nı gündem dışı bırakıyoruz. Yıkım burada.
Oysa, Yourcenar alıntılamış, Mişima Temmuz 1960’ta şöyle yazmış: “Şu son yirmi beş yılı kafamda tekrar canlandırdığımda boşluğu beni şaşkınlığa gark ediyor. Yaşadım diyebilir miyim bilmem.”

Gündeş öneriler:
a) Güzellik Salonu, Mario Bellatin, Şevin Aksoy’un çevirisi, Notos Kitap, 2011
b) Gammazcılar, Juan Gabriel Vasquez, Süleyman Doğru’nun çevirisi, Everest Yayınları, 2011