İki insan bir suç

İki insan bir suç
İki insan bir suç
'Suçlu'yu okurken adalet sisteminin, özellikle çocuklara karşı, ne derece doğru işlediğini ve Rod'un arzusunun ne kadarının masum, ne kadarının tecavüze girdiğini düşünüyorsunuz
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Bazı konular hakkında konuşması gerçekten zor. Üstelik de bu, cinsellik gibi, namusun yanlış yerlerde arandığı toplumumuzda “evlenmeden olmaz” ya da “kadının kocasına karşı görevi” gibi iki acayip uç arasında yorumlanan bir konuysa. Cinsellik söz konusuysa, herkesin gözü evlilikle açılıyormuş gibi bir kendimizi kandırma durumu da var. Oysa bunun böyle olmadığını, gençlerin lise çağında cinselliklerini iyi kötü yaşadıklarını pekâlâ biliyor, duyuyoruz. Bu noktada konuşmamız gereken, “nasıl yaşamaları gerektiği” hakkında neler yapabileceğimiz olmalı aslında.
Fransız yazar Magali Wiéner’ün ‘Suçlu’ adlı romanı bana bu cümleleri kurduran. Adını Hint Okyanusu’nda bir adadan alan Rodrigues başarılı bir lise öğrencisi ve disiplinli bir yüzücü. Babası yıllar önce “kendi hayatını yaşamak” için terk etmiş annesini, ama Rod’un sadece yazları görüştüğü babasına karşı bir kırgınlığı yok. Aksine, yazdan yaza babasıyla yüzmeyi ve deniz kaplumbağalarıyla ilgilenmeyi keyifli ve yeterli buluyor. Annesinin ise, aradan geçen onca yıla rağmen bu ayrılık sorununu aşamamış olmasının hüznünü Rod’a gereğinden fazla yansıtması, Rod’un üzerine farkına varamadığı bir yük bindiriyor.
Tatil döneminde tesadüfen tanıştığı Aurélie’ye âşık oluyor Rod. Selamlaşmalar ve küçük yorumlarla sürdürdüğü bir iletişim kuruyor onunla. Aşkını açık ettiğinin, Rod dışında herkes farkında aslında. Festival zamanı geliyor ve Rod, Aurélie’yi sahnede zevkle dinliyor. Dinleyiciyle ilk karşılaşma heyecanını, ardından heyecanını yenip mahzendeki o etkileyici şarkıcıya dönüşmesini, kalabalığı etkisi altına alışını… Konser bitip malzemeler kaldırılınca Aurélie’nin eve gidiş saatine kadar birlikte dolaşıyorlar; Aurélie bira içmek istiyor, Rod içkiyle pek arası olmadığı halde ona biraz eşlik ediyor, bir yerde dans ediyorlar, sohbet ediyorlar. Aurélie sarhoş olduğu için gidip parka oturuyorlar.
Aurélie çimlere uzanıyor, üzerinde mini eteği, gece boyunca gülüşmüşler, birbirleriyle yakın temas halinde dans etmişler… Aurélie hayli çekici bir kız ve sanki bu niteliğinin farkında, bunu Rod’un üzerinde kullanıyor. Rod, Aurélie’nin gece boyunca davranışları yüzünden onun da kendisinden hoşlandığını düşünüyor, hatta bir ara elini onun elinin üzerine koyuyor. Aurélie elini çekiyor. Rod onu öpüyor. Aurélie kafasını yana çeviriyor. Bir sevgili değil de yakın bir arkadaş istediğine dair bir şarkı mırıldanıyor Aurélie. Rod, o ana kadar yeterince şarkı söylediklerini düşünüyor ve Aurélie’yi öpmeye devam ediyor, ardından sevişiyor onunla. Uyuyakalıyor Rod çimenlerin üzerinde, ama sabah uyandığında kızı yanında göremiyor. Eve gidip dinlenmeye karar veriyor, bu arada Aurélie’yi defalarca arayıp mesaj bırakıyor. Bu kadar şiddetli bir aşk yaşadığı ve aşkına karşılık gördüğü için kendini şanslı hissediyor. Kapı çalıp da karşısında üç tane sivil polis memuru görene kadar! Polis, hakkında bir kıza tecavüz ve yaralama şikâyeti olduğunu ve karakola gelmesi gerektiğini bildiriyor. 

Evet ile hayırın sınırı
Rod karakolda ıslahevine gönderilir, orada kendini hücresinde tecrit ederek diğer suçlulara ve dolayısıyla belaya bulaşmadan hayatta kalmaya çalışırken, annesinin ziyaret günlerinde kendisine moral vermekten uzak yakınmalarını dinlerken ve neredeyse ziyaretine gelmemesini dilemeye başlarken, Aurélie ile yüzleştirilirken okuyucu olarak biz de farklı sınavlardan geçiyoruz.
Kendimize durmadan “evet ile hayırın sınırı”nın nerede başlayıp nerede bittiğini soruyoruz. Adalet sisteminin, özellikle çocuklara karşı, ne derece doğru işlediğini, yanında avukatı olmadan yapılan sorgularında Rod’un toyluğunun tuzağına düşüp düşmediğini merak ediyoruz. En çok Rod’un arzusunun ne kadarının masum olduğunu, ne kadarının tecavüze girdiğini düşünüyorsunuz. Bu sevişmeyi bir tecavüz olarak yaşayan Aurélie’nin mağduriyetinin, giydiği mini etek, içtiği içki, gösterdiği samimiyet ve sıcaklıkla nasıl da “kendi kaşınmış” şeklinde dönüştürülebildiğini görmek de ayrı bir mesele roman içinde.
Yazarın en büyük başarısı, özellikle mahkeme sırasında, olayı her açıdan ele almaya çalışması. Mehmet Erkurt’un çevirisi ise romanın neredeyse Türkçe yazıldığını düşündürecek derecede nitelikli.

SUÇLU
Magali Wiener
Çeviri: Mehmet Erkurt
ON8 Kitap
2011, 248 sayfa, 18 TL.