İktisadın bir kalbi var mı?

İktisadın bir kalbi var mı?
İktisadın bir kalbi var mı?
Adam Smith ekonomiyi bir makine olarak görüyordu. Nelson, manifesto niteliğindeki 'Hayatımızdaki Ekonomi'yle Smith ve klasik iktisatçılara yeni bir ekonomi imgesi öneriyor
Haber: KAYA GENÇ / Arşivi

Ekonominin bir makine olduğu fikri, onun en önemli meziyetinin işlevsellik ve verimlilik olması gerektiğini ima eder; Sanayi Devrimi’nden bu yana makineler hakkındaki fikrimiz doğası itibariyle ilerlemecidir. Makineye benzettiğimiz şey hakkında, bu metafor aracılığıyla, tıkır tıkır işlediğini, bir süre sonra biz insanların varlığına ihtiyacının kalmayacağını söylemiş de oluruz. En iyisi aradan çekilmemizdir, o en iyisini yapmaya programlanmıştır. Bir saati kurcalamak anlamsızdır, bize saatin kaç olduğunu göstererek zaten işlevini yerine getirir. Buna karşılık disütopik görüş makinelerin bir gün isyan edeceğini, öleceğini, çürüyeceğini ve makinelere olan bağımlılığımızın bir canlı türü olarak insanlığın sonunu getireceğini söyler. Makineyi sevip sevmemek konusunda kararsız bir halde kafamızı kaşırız.
Eğer iktisat, bu makine fikrini sonuna kadar götürerek savunursa o zaman bu alanın kuramcılarına düşen görev de makinenin işleyişini mükemmelleştirmek, işlevsellik ve verimlilik üzerine formüller geliştirmek haline gelir. Julie A. Nelson’un Yapı Kredi Yayınları’nın Cogito dizisinde yayımlanan kitabı ‘Hayatımızdaki Ekonomi ’, bu makine metaforunu ‘sökmek’ için bir yol öneriyor. Konu makine olduğu için ayrıca anlamlı ve yerinde bir öneri bu. Yapısökümün çağında bu söküm işinin öncelikle kuramsal olması gerektiğini gören Nelson, Amerika’nın iktisatçılar eliti içinde şekillenmiş bir akademisyen ve tarif ettiğimiz makine fikrine muhalefet etmesinden dolayı başından ilginç olaylar geçmiş. 1995 yılında çalışmaya başladığı Brandeis Üniversitesi’ndeki üçüncü yılında gerekli tüm niteliklere sahip olmasına, uzun bir akademik yayın listesine, öğrenciler tarafından çok sevilmesine ve ders programında yaptığı iyileştirmelerle saygı görmesine karşın bordrolu öğretim görevlisi statüsüne alınmamış ve buna itiraz ettiğinde okul yönetimi kendisiyle ilişkilerini keseceklerini açıklamış. Nelson ise çalıştığı iktisat fakültesinde yaşadıklarının sebebini erkek egemen fakültenin kendi felsefi yaklaşımlarına yönelik önyargısı olduğunu söyleyerek okulu dava etmiş. ‘Hayatımızdaki Ekonomi’de ayrıntılı biçimde anlattığı bu yaşantıları, ona erkekler için ekonomik makine imgesinin gerçekten de değerli olduğunu öğretmiş. Adam Smith’den Milton Friedman’a uzanan bir iktisat anlayışının insani değerleri önemsemeyen ruhsuzlardan oluştuğunu bir sanatçının veya Marksist üniversite öğrencisinin söylemesi daha kolayken, bir iktisatçının böyle sözler sarf etmesi onu bir olağan şüpheli haline getiriyor. Nelson kalpsiz olduğunu ve verimlilik ilkesini maksimize etmeye çalışırken nesnesi olan insanların insani ihtiyaçlarını gözardı ettiğini söylediği makine imgesini bir kenara koymamızı, onun yerine atan bir kalbin imgesini yerleştirmemiz gerektiğini belirtiyor.

Ve çarklar döner
Makine imgesi Adam Smith’e aitti. Smith, ‘Ulusların Zenginliği’ kitabının ikinci bölümünde kasabın, biracının ya da ekmekçinin cömertliği sayesinde değil, onların kendi çıkarlarını gözetmelerinden ötürü karnımızın doyduğunu söyler. Senin ve benim kişisel çıkarlarımız Newtoncu bir enerji yaratır ve bir makine olan ekonomik sistemin çarklarını döndürmeye başlar; biz kişisel çıkarlarımızın peşine düşmekten vazgeçersek çarklar da dönmeyi bırakacaktır. Adam Smith, İskoç Aydınlanması dediğimiz dönemin ürünü ve oluşturucusuydu ve Tanrı’nın bir saat yapımcısı, evrenin ve yaşantının ise kusursuz bir saat olduğu yönündeki fikrin bir benzerini ekonomik hayata uyarlamıştı. Nelson burada sorunsallaştırılması gereken anahtar kavramın kişisel çıkar olduğunu belirtiyor. Kişisel çıkar, iktisat söylemi tarafından hepimizde içkin, doğal bir olgu olarak tanımlanırken Marx ve Nietzsche gibi özcülüğü sorunsallaştıran düşünürler tarafından, üretilmiş ve yapay, belli bir ideolojik işleve hizmet eden bir buluş olarak yapısöküme uğratılır.
Nelson bu noktada lafı günümüze getiriyor ve iktisatçılar arasında dünyası taraftarı ve iş dünyası muhalifi iki kamp olduğundan söz ediyor. Bunlardan ikincisi, Marx ve Nietzsche’ci sorunsallaştırma/yapısöküm projesini sürdürürken, ilk ekiptekiler makineyi mükemmelleştirme yönündeki kutsal görevi devam ettiriyor. “İş dünyası yanlısı pozisyonun sorunu, tüm iyi şeylerin pazar sisteminin otomatik olarak işlemesiyle üretildiğini varsaydığında ortaya çıkar. Adam Smith’i örnek alırsak, etikle ilgili konuların doğrudan cevaplandırılması gerektiğini, çünkü ‘görünmez elin‘ açgözlülüğü bile iyilik için çalışır hale getireceğini varsayar.”
Nelson’un argümanına göre ikinci kampta olduğunu tespit ettiği muhaliflerin iktisada bakışı, gerçekte ilk kamptakilerle temel bir benzerlik taşıyor. Birisinin mükemmelleştirmeye çalıştığı makineyi ötekiler yıkmaya çalışıyor ve aslında makine, fiili olarak makine olarak görülmeye devam ediyor. Nelson burada neden makine metaforunun kullanıldığını tartışırken bir retorik araç olarak metaforun tarihine de değiniyor ve en sonunda ulaştığı, Smith’in makinesinin alternatifi olan kendi ‘atan kalp’ imgesini şu şekilde tanımlıyor. “Atan bir kalp, bedenin hayatı için gereklidir, oksijeni taşıyan ve hücrelere besini götüren akıntıyı oluşturur. Aynı şekilde ekonomi de bireylerin ve toplumun hayatını idame ettiren ve zenginleştiren erzak akışını yaratır. Yaşayan bir varlık olarak ekonomik kalp sağlıklı ve güçlü konumda tutulabilir ya da zayıf, tıkalı ve bozulmuş olabilir.” 

İktisat üzerine düşünmek için
Bir şirketin sosyal sorumluluk projelerine girişmesi, eleştirel iktisatçılar tarafından kendi içinde çelişkili bir ifade, bir oksimoron olarak görülür. Ama Friedman da zaten ‘Kapitalizm ve Özgürlük’ kitabında şirketlere en çok zarar veren şeyin mümkün olduğunca çok para kazanmak yerine sosyal sorumluluk işlerine girmeleri olduğunu yazmıştı. Bir şirket, tarihsel olarak bir şirketin yapmak için ortaya çıktığı şeyleri yapmadığı takdirde tarihten silinirdi ve şirketin şirket olmayan bir varlık şeklinde davranması kendi içinde çelişkiliydi. Friedman’ın ciddi uyarısı ile klasik iktisat muhalifinin sorumluluk sahibi şirket lafına sinik yaklaşımının kardeşliğine değinen Nelson, gereklilikler ve insan doğasına ait yasalar yerine kişisel ihtiyaçların yöneteceği bir ekonomik düzen öneriyor. Bir kurumun çalışanları, kurumun hesap verebilirliğini sağlamak için çeşitli mekanizmalar oluşturabilir, Sartrecı bir sorumluluk etiğiyle her genelleme ve gereksinim argümanına karşılık gelecek argüman ve yanıtlar bulunabilir. “Bir tür mekanik muhafazakârlığa verilecek yanıt mekanik muhafazakârlığın zıt kutbu olmak zorunda değildir,” diyen Nelson’un adil, çevresel açıdan sürdürülebilir bir yaşantı için bir manifesto niteliği taşıyan kitabı ‘Hayatımızdaki Ekonomi’, çift dipli resesyonun hükmettiği ve ülke ekonomilerinin iflas ettiği bir dönemde iktisat üzerine düşünmek için ilham verici bir vesile oluşturuyor. Üstelik kitabın argümanından hareketle, üretmekten pişman olduğumuzu idrak ettiğimiz doğallıkları yeniden düşünmek üzere Frankenstein’a, Gotik anlatılara, bilimkurgu türüne yeniden bakmak da hiç de fena bir fikir değil.

Hayatımızdakİ Ekonomİ
Julie A. Nelson
Çeviren: Didem Kizen
Yapı Kredi Yayınları
2011, 124 sayfa, 9 TL.