'İlerlemek varlığı biriktirmektir'

'İlerlemek varlığı biriktirmektir'
'İlerlemek varlığı biriktirmektir'
On yıllar evvelinden konuşmuş bir düşünür Gasset. Zekânın bir kamu malı olmasından son derece ürküntü duymakla kalmayan, onu 'sahte yaşamın uşaklığının' gördürülmesi karşısında isyan eden de kendisi
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Yer yer Heidegger, yer yer Nietzsche, yer yer de Rilke sesi duyarsınız sanki Gasset’nin metinlerinde. Bu sizin zihninizin yakıştırmaları hatta buluşturmaları da olabilir. Buluştura buluştura okumak denilen bir şey vardır da bunu okurun zihni kadar yazarın dünyası, sesi, duyuruşları da kurar. Sevdiği yazarlarda sevdiği yazarları, sevdiği konularda ortak çağrışımları bulur okur dediğin. Yazılışları, söylenişleri ister birbirlerinden önce ister sonra olsunlar ne fark eder ki. Neticede, fikirde öncel, sanatta yaratıcılık, okurun önünde bir olurlar, birbirlerine katılırlar. Hele, Heidegger’in meşhur ‘düşünmek nedir’ konuşmasında sorduğu; “ bugün korkunç olan insanın hâlâ neden düşünmüyor olmasıdır” saptayımının öncülü gibi duran şu cümleleri okuduğunuzda, Gasset hakkında başka ne düşünebilirsiniz ki! “Düşünce üstüne biraz durup konuşmakta yarar var, öyle ya dünyadaki onca şey arasında günümüzde en az moda olan konu bu…” Dikkatli okur acı acı gülecektir, günümüz deyiminin ne kadar da güncelliğini koruduğunu görerek… On yıllar evvelinden konuşmuş bir düşünür Gasset. Zekânın bir kamu malı olmasından son derece ürküntü duymakla kalmayan, onu “sahte yaşamın uşaklığının” gördürülmesi karşısında isyan da eden kendisi. Zekâ ile aklı, yaratıcılık bakımından sezdirerek ve özenle ayrıştırır aynı zamanda. Akıl, Gasset’in bu kitaptaki temel konusudur.
Şundan konusudur, çünkü, aklın Batı dünyasındaki evrimini anlamadan Batı’yı anlamak imkânsızdır. Batı’yı anlamadan da onun tarihini anlamlandırmak boşuna bir çabaya dönüşür. Batı nicedir akla getirdiği yorum sebebiyle; “insanın kendi başından geçen şeydir” gerçeğini tersyüz etmiş, onun bir doğası olabileceği yanılsamasına kapılmıştır. Oysa “insanın doğası yoktur… Tarihi vardır’. Hiçbir zaman da olmamıştır ona göre. Varsa eğer doğası ‘yapmış olduğu şeyler’ demek gerekir ona. Ermiş Augustinus’un ‘Tanrı’nın doğası yapmış olduğu şeydir.” Hükmünden hareketle insan da öyledir, “yapmış olduğu şeylerden başka doğası yoktur” onun. İnsan önüne yontulan akıl heykeline mutlak tabi olmuş, “varlığın avaresi, oldum olası göçmen” vasfını yitirmiştir ne yazık ki.
Nedenlemeleri, şiirsel dokunuşlar yanında temelli bir bilim eleştirisi ile sürer gider Gasset’nin. Bir tür Paretocu görüş çağrışımı yapan “ hayat tecrübesi” kavramı onda “olmuş olmak” fikriyle sarınımlanır. Tortular ve türevler sadece bireysel değildir çünkü. “Ama hayat tecrübesi yalnızca benim kendi yaşadığım deneyimlerden, kendi geçmişimden oluşmaz. Aynı zamanda içinde yaşadığım toplumun bana aktardığı, ataların geçmişinden de oluşur.” O yüzden “toplum her şeyden önce geçmiştir ve insana nazaran gecikmelidir.” Gasset’nin düşünce evreninde insan, özellikle ve dikkatle gözetilir. Toplum “hayal” etmeyebilir ama insan her zaman hayal eder çünkü. Burada vurgulamakta yarar var, tecrübe, olmuş olan, insanın hem ayak bağı hem de açılımıdır ona göre. “Olmuş olmak” biçiminde süregelen şey, “o şeyi bir kez daha olmayı kendiliğinden önleyen güçtür.” Olumlu ve olumsuz anlamıyla elbette. Olmuş olduğumuz şey bundan sonra olabileceğimizi olumsuz anlamda etkiler.
Döner dolanır ve ısrarla o cümleyi kurar Jose Ortega Y Gasset; “Çünkü insanın doğası yoktur.” “İnsan hiçbir “şey” değildir, olsa olsa bir dramdır.” Batı, akıl anlayışıyla, zihinsel kalıplar yaratmış ve bu kalıplar da kriz üstüne krizler doğurmuştur. Oysa, “gerçeğe sadık kalmak istiyorsak, onu kendi zihinsel kalıplarımızdan arındırmamız gerekir.” Fikir denilen şeyi, Heine’ın arabacısının yorumladığı yalınlıkta algılamanın yolunu bulmalıyız. Hegel’in bir dersinden çıktıktan sonra Heine arabacısına; “Fikir nedir?” diye sormuş, “Fikir mi?... Fikir insanın kafasına soktuğu şeydir,” deyivermiş arabacı. Oysa güne kadar hem ruh şövalyecileri hem de doğa bilimi savaşçıları insanı unutagelmişler, Gasset’nin deyimiyle; “insani konuların fiziksel- matematiksel akıldan sepete dökülmüş su gibi kaçıp gittiklerini,” akıl edememişlerdir. “Ve akla olan inancın yakınılacak bir çöküntüye girmiş olmasının nedeni buradadır.” Çünkü “insan nesne değildir, insanın doğasından söz etmek hatadır, insanın doğası yoktur.” Batı aklı insanı da nesne gibi görmek yanlışına düşmüştür.
Öyleyse nesi vardır şu insanın, peki öyleyse tam olarak nesi vardır şu insanın? Bir bilim adamının vaktiyle ileri sürdüğü ‘bir gün gelecek insanoğlunun ahlaksal edimleri dediğimiz şeyler basit yönelim olarak açıklanacaktır’ kehaneti çökmüşse, nedir insan? “İlerlemek varlığı biriktirmektir” fikrini ileri sürer Gasset. “İnsan bir ilk insan, sonsuza değin Adem değildir, biçimsel olarak ikinci, üçüncü vb. insandır.” Vardığı yer, insanın bu haliyle tarihin kendisi olduğu fikridir. “Değişiklik koşulunun kendince bir hikmeti ve nimeti vardır çünkü.” “En güncelliğin bilimi olarak tarih’ de yaşamımız olan temel gerçeği sistematik hale getirir.” “Geçmiş benim kendimdir.” Şu mirasçı insan, mirasın aynı zamanda bir hazine değil yük de olduğunu unutmamalıdır….

SİSTEM OLARAK TARİH
Jose Ortega Y Gasset
Çeviren: Neyyire Gül Işık
İş Bankası Kültür Yayınları
2011, 93 sayfa
12 TL.