'İmzam artık...'

'İmzam artık...'
'İmzam artık...'
Bir iyilik kitabı 'Yıldız İzi'. Bizi acılara, içli hatırlayışlara alıp götürdüğü kadar, insanın insana ettiklerinden arınmaya da götürüyor
Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Sevgili Zeynep, ‘Yıldız İzi’nde, annesine yazarken “İmzam artık Zeynep Altıok Akatlı olacak” diyor. Doğan Kitap ’ın verimi ‘Yıldız İzi’nin kapağında da öyle yazılı. Dikkatimi çekmişti, fakat anlayamamıştım. Sonra hüzünlerden ibaret bu çok etkileyici, çok dokunaklı kitapta adım adım yol alırken sebebini anladım.
‘Yıldız İzi’nin alt başlığı ‘Anılar, Acılar, Yaşanmışlıklar’. Çok yaraşmış. O anılar, acılar, o yaşanmışlıklar yüreğimi yakıyor.
İyi ki Filiz Aygündüz “Gel bu ay başlayalım” demiş Zeynep’e. İyi ki Milliyet Sanat’ta Zeynep yazmaya başlamış.
Garip bir benmerkezcilikle, önce, “İlle de Dostlukların Son Günü”nü okudum. Zeynep çocukluğundan beni hayal meyal hatırlıyor. Bense, o kocaman gözlü, bakışları hep sevecen küçük kızı, anneciğini, babacığını hiç unutmam. Gözümün önüne yıllar öncesinin Ankara ’sı gelir. 

Benim sevgili eleştirmenim
Yıllar öncesinin Ankara’sında, sevgili Zeynep’in anlattığı “Nezim”in evi gelir. Füsun Akatlı, Metin Altıok, küçücük Zeynep... O geceyi herhalde hatırlayamaz Zeynep Altıok Akatlı. Bense, dediğim gibi, unutamam.
“Yaşanmışlıklar”... nerelere götürmüyor ki! Bodrum’dayım, Yalıkavak’ta Metin Altıok’la karşılaşıyoruz. Ayaküstü konuşuyoruz. Füsun’la Metin ayrılmışlar. Metin Altıok’la görüşmelerimiz seyrelmiş. Yalıkavak’taki pastanede çay içiyoruz derken, peynirli poğaça. Metin Altıok’u son görüşümmüş. “Yaşanmışlıklar”...
Ve sonrası. Ne kadar isterdim sonrasının yaşanmış olmamasını.
‘Yıldız İzi’nin Metin Altıok bölümü yurdun karanlık tarihine en acı belge. Elbette “Hrant Dink İçin” yazısıyla birlikte.
Bir sevgi kitabı ‘Yıldız İzi’. Bilge Karasu’yla Füsun Akatlı çok yakın iki arkadaştılar. Okudukça anlıyorsunuz: Bilge, Zeynep’in de yakın arkadaşıymış: “Kendi söylemiyle altı buçuk dil bilen, piyano çalan, tarih anlatan, masal bilen, doktor yarısı ve daha niceleriydi o benim için.” Okur okumaz yine Ankara, bu kez Bilge Karasu’lu günler. Öyküsünü yazmak istemiştim, kararsızdım, Füsun’a sordum. Çünkü Bilge Karasu bütün yazısını çizisini Füsun’a emanet etmişti. Benim sevgili eleştirmenim Füsun Akatlı’nın yaz demesine rağmen yazamadım o öyküyü.
Zeynep bizi Nezihe Meriç’lere, Salâh Birsel’lere, Tomris ve Turgut Uyar’lara alıp götürüyor, Ruhi Su, Metin Eloğlu; hepsini yitirmişiz. Alt başlığa bir sözcük daha eklemek isterim: Özleyişler... Öyle güzel kaleme getiriyor ki Zeynep Altıok Akatlı, her birini yeniden görür gibi oluyorum.
Bir acı kitabı ‘Yıldız İzi’. 7 Temmuz 2010 günü, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ndeki o ayrılış konuşması Zeynep’in, dinlerken gözyaşlarımı tutamamıştım. Şimdi yine, okurken.
Haberi bir başka aziz dosttan, Seçkin Selvi’den öğrenmiştim: Füsun’u kaybetmişiz. Oysa buluşacak, Koço’ya gidecektik, Füsun, Zeynep, ben, üçümüz. Buluşacak, Nezim’i de alacaktık. Gerçi ben “koskoca” Nezihe Meriç’e hiçbir zaman Nezim diyemedim, Nezim kızsa bile. Bir sağanak gibi “yaşanmışlıklar”...
Sevgili Zeynep, “Herkesin gerçek bir içtenlikle konuştuğu, katıldığı, görevdir diye gelinmemiş bir veda” diyorsun, 7 Temmuz 2010’u anarken. Ben de bir şey söylemek istiyorum: Uzun süre annenin kitaplarını açamadım. İthafı, imzası, elyazısı... Sonra geçenlerde, Füsun’la konuşmak ister gibi...
Yazar çizer, derken yayımlama aşamasında, Füsun ne diyecek, nasıl değerlendirecek diye dalıp giderdim. Belki biliyorsun, kısa bir dargınlığımız da olmuştu annenle. Tam o günlerde Kafes için yazdı. Yeniden okudum o yazıyı. Kırgınlıklara, görüşmeyişlere aldırışsız, kılı kırk yaran o titiz değerlendirme; yazmaya çalışan Selim’e başka ne onur verebilir?
Bir iyilik kitabı ‘Yıldız İzi’. Bizi acılara, içli hatırlayışlara alıp götürdüğü kadar, insanın insana ettiklerinden arınmaya da götürüyor.
Zeynep, hiç değilse bu yaz, bir akşam , Koço’da buluşalım. Yitirdiğimiz eşsiz insanlara anıları için kadeh kaldıralım.

Gündeş öneriler:
‘Hamamböceği’, Rawi Hage, Püren Özgeren’in yetkin çevirisiyle, Everest Yayınları, 2011.