İnsan dağa ağlar mı?

İnsan dağa ağlar mı?
İnsan dağa ağlar mı?
'Kaçkarlar'da Bulut Olsam', doğanın insanla barışık biçimde yan yana gelişinin kutsanması. Biryol'un yapıtında ağaçlarla insanlar, yan yana bile değil, iç içe
Haber: ERTAN KESKİNSOY / Arşivi

Kaçkarlar’ı tüm ülkede ayrıksı kılan, insanoğlunun doğa ile kavga etmeyi bırakıp onun döngüsüne, kaprislerine boyun eğdiği, isteklerini yerine getirirken gocunmadığı bir coğrafya olmasıdır. Bu, yalnızca doğasını değil, insanını da ayrı kılar Kaçkarlar’ın. Yayla – köy döngüsü, doğanın baş edilemez saatine göre ayarlanmış bir döngüdür. “Zamanın durduğu yer” abartılı olur, ama zamanın yüz yıl önceki ritminde -belki biraz, ama çok az daha hızlı- aktığı yerlerdir o sıradağlar. Bu yüzdendir ki, çok sayıda şehirli insanın gözleri parlar ‘Kaçkarlar’ deyince. Kimi o yavaşlığı en azından bir süreliğine edinmenin hazzını yaşadığı ya da yaşamayı arzuladığı için, kimi için ise bu yavaşlık, yaşamı boyu bir kızıl elma olarak kalacağından.
Uğur Biryol, bu kızıl elmaya ulaşmayı kafasına koyup, ‘Gurbet Pastası’ adlı yakın Hemşinli tarihi çalışmasını ( İletişim , 2007) bitirdikten sonra memleketine geri dönmüş bir Hemşinli. Dönüş o dönüş, hala orada; o dönüşün meyvesi ise ‘Kaçkarlar’da Bulut Olsam’ olmuş. Yapıt, bize Kaçkarlar’ı, o dağların insanlarını, hem de bu kadarcık sayfada nasıl olduğunu hâlâ anlayamadığım bir yoğunlukta anlatıyor. 

Tırmandığım dağlar
Önce Biryol’un kitabının ne olmadığından başlayalım. Bir turist kılavuzu, kesinlikle değil. Burada ayak bastığı iklimin havasını yalnızca zaruretten soluyan ‘turistleri’ kastediyorum, ki Kaçkarlar’a gidip o dağların havasından daha fazlasını kapmadan dönmek, çok zor. Kitapta Kaçkarlar’ın rotaları, bir başlangıç olarak, var tabii ki. Ancak GPS koordinatlarıyla, haritalarla bezenmiş rotalar beklemeyin. Bunları küçümsediğim sanılmasın: tırmandığım dağlar tepeler içinde kaybolduğum tek yer Kaçkarlar. Kitaba adını veren bulutların arasında dolaşmak, sizi kah keyifli, kah endişe verici bir çaresizliğe sürükleyebilir Kaçkarlar’da. Sözümüze geri dönersek, bu kitap, size yolları noktalarıyla gösteren bir mükemmel kılavuz değil.
Kitap, her ne kadar fotoğraflarla bezeli olsa da, o fotoğrafların biri bile Kaçkarlar’ı özetlemeye muktedir değil. Aksine, Kaçkarlar, özetleyici fotoğrafçılığın yetersizliğini sezebileceğiniz en iyi yerdir. Uçsuz bucaksız, bulutlarla kaplı ufukları vizöre hapsetmeye, ekosistemin renkliliğini yakalamaya çalışmanın nafileliği, Kaçkarlar’daki ikinci, bilemediniz üçüncü gününüzde kendini dayatır. Öyle yerler vardır ki, elinizdeki kameranın size verdiği görüntüleme hevesi, yerini insan gözü ile tanık olma hevesine bırakır Kaçkarlar’da. Kamerayı bırakır, dağları dinlemeye, o dağların öyküsünü hayal etmeye koyulursunuz. O yüzden, bu kitabın çok da iyi yerleştirilmiş fotoğraflarından alıp alabileceğiniz, o hayale henüz varmadan önceki birkaç yüz metrenin görüntüsüdür. Bu kitap, doğanın insanla barışık biçimde yan yana gelişinin kutsanması. Biryol’un yapıtında ağaçlarla insanlar, tıpkı o dağlarda olduğu gibi, yan yana bile değil, iç içe.
Ağaç türlerinden tulumun öyküsüne atlıyor, bunda bir gariplik hissetmiyorsunuz. Yalnızca iyilik güzelliğin anlatılmasının bir şey ifade etmeyeceğini bilen Biryol, özellikle son dönemde HES’ler vesilesiyle ayyuka çıkmış çevre tahribatına da ayrı bir bölüm ayırmış. Bir vakanüvis soğukkanlılığına sahip değil Biryol. Doğruyu söylemek gerekirse, o dağların havasını soluyan ve devam etmekte olan bu çevre katliamına karşı soğukkanlı kalabilen herkesin iyiliğinden şüphe etmek gerek zaten. Bizim parça parça haberdar olduğumuz inşaat çabalarının -ki bunlar yalnızca HES’lerden ibaret değil-, bir araya geldiğinde ne denli büyük bir katliamın parçaları olduğunu görüyor, üzüntünüzü ve öfkenizi dizginlemekte zorlanıyorsunuz.
Kaçkarlar’ın önümüzdeki on yılının kavgası, ilk paragrafta sözünü ettiğim bir arada yaşama halinin, kalkınmanın getirdiği, ne pahasına olduğu o anda anlaşılmayan ‘kolaylıklar’ ile kavgası olacak. Yaylaları birbirine bağlayan asfalt yollar, köylülerin birbirine rahat ulaşmasını sağlayacak belki, ama tüm bölgenin ekosisteminin o rahatlık noksanlığı üzerine kurulu olduğunu anımsarsak, önce doğa, sonra ruhunu o doğadan alan insan, geri dönmemecesine bozulacak. Bu bozulmanın nelere mal olacağını bilenler, bir dozer, HES inşatı için köylerine jandarma eşliğinde girdiğinde gözyaşı döküyor. Bu kitap, o gözyaşının niye döküldüğünün kitabıdır.

KAÇKARLAR’DA BULUT OLSAM
Uğur Biryol
Phoenix Yayınları
2011, 252 sayfa
27.5 TL.