İnsan tabiatının çeşitli tezahürleri

İnsan tabiatının çeşitli tezahürleri
İnsan tabiatının çeşitli tezahürleri
David Mitchell'in 'Bulut Atlası' farklı dönemlerden altı ayrı şahsın hikâyelerinden oluşuyor. Yazar bizi on dokuzuncu yüzyılda güney Pasifik'ten kıyamet sonrasındaki uzak bir geleceğe kadar götürüyor
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

David Mitchell’in üçüncü kitabı ‘Bulut Atlası’, her yazarın yazmak istediği türden “farklı” bir kitap . Çeşitli yerler ve zamanlardan altı anlatıcının anlattığı hikâyeler ile ayna görevi gören bir merkezi hikâyeden oluşuyor. Ama farklılığı Mitchell’ın parlak buluşlarıyla sınırlı olmakla kalmayıp, aynı zamanda iyi yazılmış bir kitap olmasından da kaynaklanıyor. ‘Bulut Atlası’, kimi modern kitapları kavramsal edebiyat başlığı altında toplayan Ted Gioia’nın deyişiyle, popüler olanla edebi olan, bir janra ait olanla anaakıma ait olan, entelektüel olanla olmayan arasına köprü kuruyor. Anlatım yapısının ana unsurlarını bozmadan cüretkâr ve deneysel olmayı başarıyor. A.S. Byatt ise onun hikâyelerini en can alıcı noktasında bırakmasını Şehrazat masallarına, tefrika edilmiş Victoria devri romanlarına ve modern pembe dizilere benzetiyor.
Gerçek şu ki, David Mitchell’ın kimseye benzetilmeye ihtiyacı yok. Beklenenin dışına çıkabildiğini daha önce de görmüştük. Gene Byatt’ın okuduğu en iyi ilk kitap olarak nitelendirdiği ‘Ghostwritten’ ve ‘Number9Dreams’ de yazarın hayal gücünün geniş ufuklarını sergiliyordu. Mitchell, birden çok anlatıcıyı, iç içe geçen hikâyeleri seviyor. ‘Bulut Atlası’ndaki altı anlatıcısına kitabın kendisinde bir gönderme yollama keyfini de kendinden esirgememiş. Müzisyen Robert Frobisher onun eski müzik parçaları üzerindeki “çakışan solistler için bir altı” dediği değişimler ile yazarına meydan okuyor. “İlk bölümde her bir solo, ardından gelen soloyla bölünüyor: ikinci bölümde her bir bölünüş sırasıyla devam ediyor. Devrimsel mi, yoksa fazla mı alengirli?”
Devrimci olmayabilir ama hem yeni, hem sürükleyici. Oysa kitabın bir yerinde Mitchell bizi tekrarlar konusunda uyarıyor da. Cavendish, ilk Luisa Rey hikâyesini okuyunca şöyle diyor: “Ama bu konu önceden bin kere işlendi! - Sanki Aristophanes’le Andrew Void-Webber arasında yüz bin kez yapılmamış bir şey varmış gibi! Sanki Sanat Nasıl değil de Ne imiş gibi!” 

Nazik bir yabancı
Önce anlatıcılardan söz edelim. Altı tane olduklarını söylemiştik. Adam Ewing, Robert Frobisher, Luisa Rey, Timothy Cavendish, Sonmi-451 ve Zachry. İlki, 1850 yılında Yeni Zelanda’daki görevinden Kaliforniya’ya dönen bir noter. Onu küçük gören kaba ve zalim deniz insanları arasında nazik bir yabancı. Frobisher ise, ailesinin kara koyunu bir müzisyen. Başka çaresi kalmayınca yarı kör olmuş dâhi müzisyen Vyvyan Ayrs’ın yanına nota kâtibi olarak girmeyi başarıyor. Yıl 1931, yer Belçika. Daha önce polislik yapmış gazeteci Lester Rey’in onun gibi doğruluktan şaşmayan muhabir kızı Luisa Rey, 1975’te Kaliforniya’da bir nükleer santral araştırmasıyla başını derde sokuyor. Günümüzde İngiltere’de yaşayan Timothy Cavendish ise, bir eleştirmeni öldürdükten sonra kendisine teslim etmiş olduğu kitabı çok satan yazarının gangster kardeşlerinden kurtulmaya çalışıyor. Sondan bir önceki anlatıcımız, geleceğin Kore’sinde, safkanların korpokratik dünya düzenine karşı çıkarak ölüme mahkum edilen android garson kız, ya da bir ‘üretilmiş’ olan Sonmi-451. 

Naif kabile üyesi
Kitabın ortasından bölünmemiş tek hikâyesi ise, diğerlerinin etrafında yer aldığı merkez olan “Sloosha Geçidi ve Sooraki Her Bi’ Şey”. Bunu anlatan kişi ise, bir “öngörülü”yü küçük adasında konuk eden ve bilim ile uygarlığın çöküşüne tanık eden genç , naif kabile üyesi Zachry. Mitchell, yazarken “novella”ların hepsini sonuna kadar götürüp tamamladı ama tek tek her birini nerede keseceğine daha yazarken karar vermişti.
Gerçi ‘Number9Dream’de “cloud atlas” lafı geçiyor ama (bulut atlası sayfalarını çeviriyor), ‘Bulut Atlası’ yapısında bir kitap yazmak fikri David Mitchell’in aklına ilk kez Calvino okuyunca düştü. ‘Eğer Bir Kış Gecesi Bir Yolcu’yu hevesle okumuş, yarıda bırakılan anlatıya kitabın sonunda dönüleceğini sanmış. “Kitabı bitirince, Calvino başladığına devam etmediği için kendimi biraz aldatılmış hissettim – ki elbette kitabın amacı da buydu.” Sonra da, ya kitabın sonuna aynaya benzer bir şey konsa ve seni yeniden başa götürecek olan ikinci kısma devam etsen diye düşünmüş. Gerçi bu fikrin 18-19 yaşından beri kafasında olduğunu söylüyor ama ancak üçüncü kitabında hayata geçirmiş.
Renkarnasyona inanmadığını söylese de, ‘Bulut Atlası’ndaki her yeni bölümde, daha öncekilerdeki bir karakterin farklı bir dönemde yeniden doğduğunu görüyoruz. Kuyrukluyıldıza benzeyen aynı tuhaf doğum izini taşıyorlar. Karakterlerini sevdiği için onları romandan romana da taşıdığını söylüyor. Ayrıca, bir karaktere ve çevresine inancımızın bir yerden bir yere aktarılabileceği görüşünde. Örneğin Luisa Rey, ‘Number9Dream’de önemsiz bir karakterken, burada yedi hikâyeden birini anlatan muhabir. Luisa Rey, oyun yazarı/yazar Thornton Wilder’ın ikinci romanı ‘The Bridge of San Luis Rey’in adını taşıyor. 

Küçük güzel hayalet kız
‘Bulut Atlası’nın, Luisa dışındaki bütün karakterleri hikâyelerini birinci tekil şahısla anlatıyorlar. Birbirlerine (doğum lekesi dışında) çeşitli şekillerde bağlılar. Adam Ewing’in Pasifik güncesini Frobisher buluyor. Luisa Rey’in eline hem Frobisher’in mektupları, hem de onun “Bulut Atlası Altılı”nın nadir bulunan bir plağı geçiyor. Forbisher’ın mektupları yazdığı ‘dost’u Rufus Sixsmith, Luisa’nın hikâyesinde de önemli rol oynuyor. Bu hikâyenin ilk kısmı, yazarı tarafından Cavendish’e gönderiliyor. Sonmi’nin infazdan önce son isteği, bir kısmını gördüğü eski bir disney’i (film) görmesinin sağlanması: “The Ghastly Ordeal of Timothy Cavendish / Timothy Cavendish’in Dehşetengiz Sınanması”. Sonmi’nin kendisi ise, Zachry’nin hikâyesinde bir tanrıça olarak ortaya çıkıyor. Aynı zamanda Zachary’nin ‘niyaz’ dediği yumurtadan çıkan küçük, güzel ‘hayalet kız’.
Sekiz yıl kaldığı Japonya’nın (İngiltere’de tanıdığı Japon eşinin vizesi bitince oraya gitmişler), Japon sanatının etkisi de görülüyor. Kitaplarında iç monologların çokluğunu, kendisinin dışta kaldığı bir çevrede yabancı olarak yaşadığı sekiz yılın etkisine bağlıyor. Yer yer edebi olarak fevkalade süslü olan anlatımına sadelik, açıklık ve incelik hakim. Ayrıca hikâyelerin hepsinde, farklı biçimleriyle kölelikten söz ediyor. Edebi kaynaklarının sayılmayacak kadar çok olduğunu söylese de, örneğin, Italo Calvino ile Haruki Murakami öne çıkıyor. Bir de Ursula K. Le Guin.
‘Bulut Atlası’nın da işi henüz bitmemiş anlaşılan. Geçen yıl Wachowski kardeşler film haklarını almıştı. Senaryoyu Tom Tykwer yazıyordu. Bu yıl da, Tom Hanks’in ve Halle Berry, Hugo Weaving, Susan Sarandon, Jim Broadbent ile Hugh Grant’in filmin kadrosuna katıldığı öğrenildi. Film Almanya ’da çekilecek. Eh, zaten Luisa da “Dünya küçük,” demiyor muydu? “Kendisiyle keşisip duruyor.”

BULUT ATLASI
David Mitchell
Çeviren: Bilge Nur Gündüz
Doğan Kitap
2011, 350 sayfa, 33 TL.