scorecardresearch.com

İnsan deneyiminin doğası

İnsan deneyiminin doğası
Martin Jay 'Deneyim Şarkıları'nda, deneyim kavramını ele alıyor. Epistemolojinin, dinin, siyasetin ve tarihin de merkezinde olan bir kavram olarak ele alıp, disiplinler içindeki gelişimini irdeliyor
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

Deneyim, modernlik bağlamında en önemli felsefi kavramlardan biri. Dahası modernliğin vaat ettiği yaşama tarzının merkezinde yer alan bir kavram. Kavramın bize, pek derin görünmemesinin nedeni, deneyim/tecrübe kelimesinin Türkçedeki kullanımından kaynaklanıyor. Bu kelimenin Türkçenin günlük kullanımdaki anlamı, “görmüş geçirmişliği”, “bir işi becerebilecek görgüyü kazanmış olmayı”, yani çaylaklıktan çıkmış olmayı dile getirir. Bu anlam da, bir yandan, deneyimden gelen bilgelik gibi bir bilgelik anlayışını diğer yandan da, bir defa kazanıldıktan sonra, sanki bütün hayatın şifresine sahip olunmuş bir özgüven duygusunu ifade eder.
Oysa kavramın Latincedeki anlamı, Martin Jay’ın işaret ettiği gibi, tehlikeli bir durumu göğüslemeyi de içerir: “Deneyim, bir badire atlatmak ve bu karşılaşmadan bir şey öğrenmiş olarak çıkmak”, dahası “hayatta karşılaşılabilecek engelleri ve tehlikeleri göğüsleyip aşarak masumiyeti geride bırakmış olan bir dünyeviliği” ifade eder. Aslında sadece Latince kökeni değil, Jay’ın referansıyla, terimin günümüzdeki yorumu da benzer içeriğe dikkat çeker: Çağdaş İngiliz felsefeci Stuart Hampshire göre de “deneyim fikri, suçlu bilgi fikridir, kaçınılmaz pislik ve kusur beklentisinin, zorunlu hayal kırıklıkları ve katışık sonuçların, yarı başarı yarı başarısızlıkların suçlu bilgisi.”
Burada, sadece, deneyimin yalnız arzu edilenle değil, aynı zamanda, kişinin istemediği, arzulamadığı şeylerin de deneyimleyebileceği söylenmiyor, aynı zamanda, arzu edilenin de tam olarak veya istenildiği gibi deneyimlenemeyeceğine de dikkat çekiliyor. Deneyim anında, kendimizi geleceğe ertelemekten kendimizi alamayız. Dolayısıyla deneyimin ne olduğu sorununun yanında, deneyimin olanaklılığı da, deneyim hakkındaki tartışmaların merkezini oluşturur. Önemli sorunlardan bir diğeri ise, deneyim kavramının, modernliğe ilişkin bir durumu anlamak için tartışılırken, kavramın aynı zamanda Antik Yunan felsefesinden beri varolagelmesi arasındaki farktan kaynaklanır. Sokrates ile Aristoteles’i burada anmak gerekiyor. Sokrates’in “sınanmamış hayat değersiz hayattı” sözü, her ne kadar, hayatın deneyimi göğüslemesi gerektiğine dikkat çekse de, asıl önemini, örtük olarak dile getirilen, birçok hayatın deneyimi göğüsleyemeden devam ettirildiğini, ettirilebildiğini söylemesinden alır. Deneyim, cesareti gerektirir; değerlilik bu cesaretle ortaya çıkan çabadadır. Aristoteles, ‘İkinci Çözümlemeler’de deneyimi sorun edinir ve şöyle tanımlar: “Anı duyumdur, aynı nesneye ait anının sık sık yinelenmesinden ise deneyim oluşur: bir deneyim sayıca pek çok anıdır. Deneyimden sanat ile bilimin ilkesi çıkar: oluşla ilgiliyse sanatın ilkesi, varlıkla ilgiliyse bilimin ilkesi.” Kavramın modern zamanlardaki kullanımı, tam da Aristoteles’in, “bir deneyim sayıca pek çok anıdır” tanımından farklı bir bağlama işaret etmesinden kaynaklanır. Bu farklı bağlam, biraz, yukarıda “suçlu bilgi fikri” dediğim bağlamı dile getirir. 

Dolaysızlık ve kalıcı sonucu
Bu nedenle, Martin Jay’ın ifadesiyle söylersem, “‘deneyim’in Almanca karşılıkları özel bir ilgiyi hak eder”: “Erlebnis” ve “erfahrung”. Bu iki sözcük, Türkçede tek sözcükle, “deneyim” sözcüğüyle karşılansa da iki farklı anlayışı dile getirir. Deneyim kavramı, aslında Alman felsefesinin gündemine aittir. Jay’ın yaptığı ayrıma göre, erlebnis, “daha dolaysız, düşünüm-öncesi ve kişisel bir deneyim çeşidini ifade” ederken, erfahrung, “dışsal, duyusal izlenimlerle ya da bu izlenimler hakkındaki bilişsel hükümlerle ilişkilendirilmektedir.” Erlebnis, “biricik, duyumsal olanı arzular, diğeriyse ebedi aynılık arar. İlki zaman içinde anlamlı tekrarlar doğuramayan tekil olaylardı, diğerinin ise kalıcılığı vardı.” Gadamer’in ayrımını dile getirirsek, “erlebnis, iki şeyi dile getirir. Dolaysızlık ve onun keşfedilen ürünü ve kalıcı sonucu.”
Burada, her ne kadar çevirmenin tercihine bağlı kalsam da, ben, Türkçedeki “yaşantı” kelimesini, erlebnis’e karşılık olarak düşünme eğilimindeyim. “Erlebnis” sözcüğünün, Hans-Georg Gadamer’in, ‘Hakikat ve Yöntem’nin tercümesinde de, “tecrübe” sözcüğüyle karşılandığını da belirtmek gerekir.
Gadamer, erlebnis sözcüğünün, ilk defa Hegel’in mektuplarından birinde sahneye çıktığını söylüyor. Ona göre, kelimeyi kullanmamakla birlikte, “kavramın icat edilmesini provoke eden” Goethe’dir. “Çünkü onun şiiri çok yeni bir anlamda tecrübe ettiği şeyden hareketle anlaşılabilirlik kazanır. Goethe’nin bizatihi kendisi de şiirinin kapsamlı bir itiraf karakteri taşıdığını söylemiştir.” Yani şiirin, epistemik değil, bir oluş deneyiminin dışavurumu olması durumu.
Deneyim kavramı, her ne kadar, estetikle ilgili tartışmalarda, orada da şiir bağlamında ortaya çıkmış bir kavram olsa da, kavramın ve sözcüğün, gerek anlamı ve ortaya çıkışı göstermektedir ki, deneyim, modernliğim ortaya çıkışı sürecindeki yaşantısal dönüşümü konu edinen bütün disiplinlerle alakalı.
Martin Jay’ın ‘Deneyim Şarkıları’ adlı kitabı, deneyim kavramını, modernliğin bütün bağlamlarının merkezinde, epistemolojinin, dinin, siyasetin ve tarihin de merkezinde olan bir kavram olarak ele almakta ve kavramın bu disiplinler içindeki anlamsal gelişimini irdelemektedir. Başka bir deyişle, Jay, “deneyim’”in gerçekte ne olduğuna ilişkin bir açıklama sunmak yerine, birçok farklı gelenek içinden pek çok farklı düşünürün neden tam da böyle bir açıklama sunmak zorunda hissettiğini anlama”ya çalışıyor. Dolayısıyla Jay, bu kitapla, bize, daha önce Türkçeye çevrilmiş olan ‘Hakikat ve Yöntem’ (Gadamer), ‘Ben ve Sen’ (Buber), ‘İç Deney’ (Bataille), ‘ Tarih Tasarımı’ (Collingwood) gibi yapıtların da hangi bağlamda yazılmış olduğuna ilişkin bir okuma stratejisi sunmuş oluyor.
Kitabın dikkati çekici bölümlerinden biri, “Dinsel Deneyimin Cazibesi: Schleiermacher, James, Otto ve Buber” başlıklı olanı.. Jay, dinsel deneyim kavramı bakımından şu ayrıma dikkat çekiyor: Tanrı ve yaratısı hakkındaki belli önermelere dayalı iradi imandan, duygu yüklü, algıya dayalı dindar veya sofu davranışı olarak imana, “kutsallık deneyimi” kavramının oluşumuyla geçilmiştir. Bu bölüm, dinin batılı entelektüelin dikkat ve problem alanına girmiş olduğunu göstermekle kalmıyor aynı zamanda, Yahudiliğin Batılı entelektüeller tarafından onanması anlamına da geliyor. Yahudiliğin felsefi önem kazanmasında rol oynayan filozoflardan biri Emmanuel Levinas ise diğeri, kuşkusuz Martin Buber’dir. Buber’e göre, “bir başka insan ile gerçek ilişki yalnızca kısa karşılaşmalarda başarılabilir, bunun dışındaki karşılaşmalarda, öteki “deneyim nesnesi” durumuna düşer.”

DENEYİM ŞARKILARI
Martin Jay
Çeviren: Barış Engin Aksoy
Metis Yayınları
2012, 512 sayfa, 32 TL.


http://www.radikal.com.tr/108265010826500

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.