İnsanlığa dar gelen 'küre'

İnsanlığa dar gelen 'küre'
İnsanlığa dar gelen 'küre'
'Küresel Dünya'da oyuncakların dolaşımı, seks sektöründeki insan ticareti, sigara vakası, haşeratın küresel yayılımı ve insanlığı etkileyen virüslerin küreselleşmesi bile olgu ve rakamlarla ele alınıyor
Haber: AYCA YILMAZ / Arşivi

Ayrıntı Yayınları, 600. kitabını çıkardı. 600 sayfalık, özel ciltli, birinci hamur kağıda basılmış, hayli iddialı bu kitap , George Ritzer’in kaleme aldığı ‘Küresel Dünya ’… George Ritzer, yine Ayrıntı’nın bastığı ‘Toplumun McDonaldlaştırılması’ adlı çalışmasından tanıdığımız Amerikalı bir akademisyen. Açıkçası, kitabın baskısı da, İngilizce öğrenim sürdüren sosyal bilimler bölümlerinden aşina olduğumuz Amerikan iktisat kitaplarına fazlasıyla benziyor.
Daha evvel McDonald’s vakasını analiz ettiği çalışmasında, söz konusu ‘fast-food’ zincirinin, yemek ihtiyacını gideren basit bir lokantalar toplamı olmanın çok ötesinde, toplumsal yapıyı etkileyen bir hayat tarzı ürettiğini vurgulayan Ritzer, bu hayat tarzının büyük bir hızla geliştiğini, fazla uzak olmayan bir gelecekte bütün insanlığı etkileyeceğini savunuyordu. Öyle görünüyor ki, böylesi bir yaşam tarzının “küreselleşmesi”nden yola çıkan Amerikalı akademisyen, tüm bir küreselleşmeyi ele almadan rahat etmemiş ve hakikaten konuyu aklımıza gelebilecek her yönüyle, farklı bakış açılarını da okura sunarak tartışmış. 

Hızla yayılan virüs!
‘Küreselleşme’ başlıklı bir çalışmadan beklenen, iktisadi süreçleri enine boyuna masaya yatırmasıdır ama ‘Küresel Dünya’da oyuncakların dolaşımı, seks sektöründeki insan ticareti, sigara vakası, haşeratın küresel yayılımı ve insanlığı etkileyen virüslerin küreselleşmesi bile olgu ve rakamlarla ele alınıyor. Hem de sadece HIV AIDS ya da çoktan unutulmuş Ebola virüsleri değil, bilgisayar virüsleri de inceleniyor. Burada kitabı alıp okumak isteyen okur için hemen kısa bir not düşmek gerekiyor. George Ritzer, bir dönem tüm dünyada panik yaratan ‘Ebola’ virüsünün fazla yayılmamasını “hastalığın görüldüğü yerlerde hemen küresel tepkiler verilmesine” ve bu bölgelerin hızla karantina altına alınmasına bağlıyor. Ne var ki, durum tam olarak böyle değil: Cumhuriyet gazetesinin 27 Mayıs 1995 tarihli ‘Bilim Teknik’ ekinde bu konuda yayınlanan küçük bir haberin içinde, ABD’li “bilim adamları”nın çok daha evvelden bu virüs üzerinde ‘biyolojik silah’ üretimi için çalıştıkları ifade ediliyordu. “Ebola” yeterince ‘çevik’, yani hızlı yayılan bir virüs olmadığı için çalışmalardan vazgeçildiği de aynı haberde yer alıyordu. Bu virüsün özelliği, kandaki pıhtılaşmanın önüne geçerek, insanları kan kaybından, oldukça acılı ve yavaş yavaş öldürmesi. Böylesi virüsler bulup biyolojik silahlar geliştiren ABD’nin, ‘küreselleşen dünya’da bir ‘barış ve demokrasi taşıyıcısı’ sıfatıyla işgallere girişmesi ise hayli ironik olsa gerektir!..
Ebola örneğinin de icap ettirdiği üzere, ‘neo’laşmayan ve sayıları bugün hiç de fazla olmayan Marksist entelektüeller, ‘küreselleşme’ konusunu, ‘emperyalizm’ başlığının altında değerlendirmek gerektiğini savunuyor. Bu konuda, biçimsel bakımdan değişse de niteliği aynı kalan emperyalizm kavrayışını, Lenin’in ‘Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması’ adlı kitabına dayandırıyorlar. Ritzer ise ‘Küreselleşen Dünya’da emperyalizmi bir başlık altında değerlendiriyor ve Lenin’in bakış açısı dahil olmak üzere farklı perspektifleri ‘ders başlıkları’ biçiminde ele alıyor ama kendisini ‘sosyal teorisyen’ olarak tanımlayan birinin doğal tavrı icabı, kendi paradigmasını oluşturmaya ve ‘McDonaldlaşma’ gibi fazlasıyla Amerikan ve ‘pop’ kavramlaştırmalara başvuruyor. Bu haliyle, her ne kadar reddetse de, Amerikan sosyolojisinin sınırlarını ancak zorlayabildiğini söylemek mümkün.
Elbette küreselleşen dünyadaki sermaye yayılımı, bunun yarattığı tahribat ve tahribatın ezdiği yoksulların kaçınılmaz direnişleri de kitabın ele aldığı konular arasında. Küreselleşme karşıtı hareketleri ya da direnç noktalarını aktarırken, uluslararası işçi sınıfı hareketinin tarihçesinden, bu arada ilk üç Enternasyonal’den söz ediyor ama bugün özellikle Latin Amerika’da önemli mücadelelere liderlik eden Dördüncü Enternasyonal’i eksik bırakıyor. 

Kapsamlı bir kaynak
Kimi eksikleri bir kenara bırakırsanız ve okuduğunuz bilgiye dayalı kitapların paradigmasını kabul etmek gibi zorunluluğunuz olmadığını dikkate alırsanız, Ritzer’in bu çalışmasını küreselleşen dünyayı anlamak açısından hayli kapsamlı bir kaynak olarak görebilirsiniz. Amerikan ekolü ders kitaplarında adet olduğu üzere, bölüm sonlarında “bölüm özeti” kısımlarına, tartışma sorularına ve okunacak diğer kaynaklara yer veren Ritzer’in, kitabın sunduğu bilgi ve rakamları da dikkate alırsak, bu bakımdan hayli değerli bir çalışmaya imza attığını söyleyebiliriz.
Son olarak, daha önce başka bir vesileyle çevirmenin çevirdiği metin için bir referans sayılabileceğinden söz etmiştik. Kitabın çevirmeni, pek çok değerli kitabı yayına hazırlayan Melih Pekdemir… Pekdemir’in, bir çevirmen olmanın ötesinde, Türkiye sosyalist siyasetinde bir geleneğin temsilcilerinden olduğunu dikkate alırsak, ‘Küresel Dünya’ya harcadığı emeğin boşa olmadığı sonucuna da pekâlâ varabiliriz…

Kitaptan alıntılar, naçizane yorumlar…
* Seks sektörü, küresel kapitalizm açısından giderek artan bir önem taşır. Barlar, dans kulüpleri, masaj salonları, pornografi endüstrisi, uluslararası otel zincirleri, havayolları şirketleri ve turizm sektörü dünyanın her yerinde seks işçiliği için taleplerin karşılanmasına ve yaratılmasına katkıda bulunmaktadır. Her yıl, tahminen dört milyon kişi, ki bunların çoğunluğu kadınlar ve kızlardır (ve daha genelinde çocuklardır; bunlar da toplam rakamın içinde bir milyondan fazladır), dünyanın her tarafından kaçırılarak küresel seks sektörüne dahil edilmektedir ve kaçakçılar da bu işten yılda tahminen 6 milyar dolar para kazanır.
(İşte küresel ekonominin yarattığı fırsat: “Çürüme”yi avantaja çevirebilirsiniz!) 

* Dünya okyanuslarındaki deniz hayatı, aşırı avlanma nedeniyle büyük ölçüde azalmaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün verilerine göre, dünyanın en önemli balık alanlarının yüzde 69’u “tamamen yok edilmiş” ya da “aşırı kullanılmış”tır. 21. Yüzyıl başındaki bir araştırmada, endüstriyel balıkçılıkta, kılıçbalığı, tonbalığı ve Atlantik kılıçbalığı gibi yırtıcı balıklarda yüzde 90 bir azalmanın olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
(O halde tüm “küre”ye sormak lazım: Sizinki kaç santim?!) 

* Çin’deki insanların üçte ikisi sigara içmekte ve bu da dünyadaki sigara tüketiminin yüzde 30’una denk düşmektedir (Çin dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyor). Birçok Çinlinin sigaradan kaynaklı tehlikelere ilişkin pek az bilgi sahibi olduğu ya da bu riskleri göz ardı ettiği görülüyor. Kendi açılarından Batılı güçler en önemli sigara ithalatçılarıdır; ABD ise en büyük sigara ihracatçısıdır ve küresel bakımdan tanınmış sigara reklamlarına ve markalarına sahiptir.
(Bundan 100 yıl evvel kim derdi ki sigara en önemli emperyalist sömürü araçlarından biri haline gelecek?!)

KÜRESEL DÜNYA
George Ritzer
Çeviren: Melih Pekdemir
Ayrıntı Yayınları
2011, 600 sayfa, 50 TL.