İntihar ve cinayet

İntihar ve cinayet
İntihar ve cinayet

Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi Gürpınar edisyonunun son kitabında yer alan iki roman 'Kesik Baş' ve 'Ölüm Bir Kurtuluş mudur?', üstadın hayatın yegâne gerçeği saydığı ölüm etrafında kurgulanmış. İlkinde cinayet, ikincisinde intihar olgusu üzerinden ölümle yüzleşmeye, 'anlamaya, anlatmaya, anlamlandırmaya' çalışıyor
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

Vedat Günyol, Çalakalem adlı kitabında 1950 yılında yayımlanan bir yazısından söz eder; “O yazıda, Cemal Nadir’le birlikte, Hüseyin Rahmi’nin evine gidişimizi anlatıyordum. Hüseyin Rahmi de, Cemal Nadir de, çoktan göçüp gitmişlerdi dünyamızdan. Ama, Hüseyin Rahmi’nin oturma odasına astığı, Hayattan Sayfalar adlı eseriyle ilgili şu sözler üstünde durmuş ve karamsar bir sonucu varmıştım: Her şey esassız, yalan; yalnız ölüm gerçek ve katı.”
Everest Yayınlarının Hüseyin Rahmi Gürpınar edisyonunun son kitabında yer alan iki roman Kesik Baş ve Ölüm Bir Kurtuluş mudur?, üstadın hayatın yegâne gerçeği saydığı ölüm etrafında kurgulanmış. İlkinde cinayet, ikincisinde intihar olgusu üzerinden ölümle yüzleşmeye, ‘anlamaya, anlatmaya, anlamlandırmaya’ çalışıyor.
Ünlü Fransız polisiye yazarı Emil Gabariou’dan çeviriler yapan Gürpınar, polisiye edebiyata her zaman yakınlık duymuş, pek çok romanında polisiyelere özgü kurgu ve motifleri kullanmıştı. Ancak 1337 (1921) yılında İkdam gazetesinde tefrika edilen Kesik Baş, doğrudan polisiye türde yazılmış ilk ve son romanıdır. Kitaplaştırılması yirmi bir yıl sonra -1942’de- gerçekleşen Kesik Baş, kapak üzerinde ‘zabıta romanı’ ibaresiyle yayımlanmıştı.
Hüseyin Rahmi uslubunu çok iyi yansıtan eleştirel ve mizahi bir girişle başlıyor hikâye. Önce insanları suça neden olan dönem hakkında kısa bir değerlendirme, ardından çok canlı diyaloglarla İstanbul meyhanelerinde geçen bir sahne ve nihayet cinayet… Meyhaneden çıkıp sarhoş halde evine dönmeye çalışan Nafiz efendi, düştüğü kuyuda bir kesik baş bulur. “Ahalide heyecan yaratan kesik baş cinayetinin tahkikına, bu gibi esrarengiz vakaları tedkik ve araştırmadaki tecrübe, ihtisas ve muvafakiyetlerile maruf Remzi ve Seyid efendiler memur” edilir. Böylelikle, polisiye edebiyatın klasik ikilisini; dedektif ve yardımcısını, Osmanlı-Türk toplumuna adapte etmiş yazar.
Klasik dedektif tipinin Türk romanındaki belki de ilk modern örneği olarak Remzi efendi, yazarın fikriyatını da ortaya koyacak şekilde örnek bir Aydınlanma insanı; “Fransızca, oldukça da Rumca bilir, biraz Ermeniceden anlar, Polis mektebinin yetiştirdiği zekiler içinde parlamış, mesleğinin kıvanç duyacağı, yorulmak, üşenmek bilmez, hemen hemen eşsiz, üstün bir zabıta memurudur. Bu önemli vazife için tecrübeler kadar ve belki ondan da çok gerekli olan yeteneğe, doğuştan özelliklere, niteliklere sahip bir kimsedir. Bir olayın iç yüzünü derinden derine yeteri kadar incelemedikçe görünüşe aldanmaz. İlk ip uçlarında telâş göstermez. Ağırbaşlılığı elden bırakmaz. İşi aceleye getirmeden ağırdan alarak gerçeği ortaya çıkarma yolunu bulur. Çünkü bazı hallerde gerçekmiş gibi görünen aldatıcı hatalar olduğunu bilir. Boşuna gurur ve gösterişlerden hoşlanmaz. Bir cani yüzü, onun için birçok defa okunmuş bir kitap sayfası, esas sınırları çizilmiş bir muammadır. Çeşitli kimselerde ortaya çıkan aynı hastalık, seyrinden, gösterdiği arızalardan nasıl tanılırsa, bütün katillerdeki ortak çizgileri, işaretleri, kusurları, fenalıkları öyle ölçüye vurarak, karşılaştırarak görür, anlar. Gereken hükümleri çıkarır, isabetli nonuçlara varır.”
Katillerin izini süren dedektifler şehrin farklı yerlerinde farklı beden parçaları bulacaklar ve olay daha deheşetengiz bir boyut kazanacaktır. Beyoğlu, Şişli, Kuledibi, Eyüb gibi semtlerde, İstanbul’un gizemli atmosferinde, metruk mekanlarında aranan gövdeye ve katillere bir türlü ulaşılamaz. Ne var ki Remzi Efendi’nin gözüne çarpan küçük şipuçları bir aray geldiğinde çember daralacaktır…

Hüseyin rahmi’nin polis memurları
Hikâyede her şey belli bir rasyonellik içinde, okuyucuyu kandıracak hilelere başvurulmadan, suç delilleri ortaya serilerek gelişiyor. Aydınlanma düşüncesine, naturalizmin pozitivizmine sıkı sıkıya bağlı bir yazar olan Hüseyin Rahmi’nin polis memurları, yine akıl yürütmenin erdemleri içinde hareket etmekle birlikte, oturdukları yerden çözüme ulaşmıyor, kentin dört bir yanında gezinerek, insanlarla konuşarak, suç mahallini arayarak varıyorlar sonuca. Her ne kadar katiller gayri müslim arasından seçilmişse de, bu, yazarın Ermeni, Rum ya da Yahudi düşmanlığı yaptığı biçiminde değerlendirilemez. Komiser Remzi efendinin “ Türkiye ’de sanayii nefiseyi uyandıran ermenilerdir. Ressam Civanyanlar, Dikran Çuhacıyanlar, Manakyanlar, Mari Nuvartlar... Hâlâ bir çok evimizin duvarlarını bu san’atkarların tabloları süsler. Hâlâ türk salonlarında çalınan piyanolarda milli opera namına Çuhaciyanın besteleri ruhlarımızı gıdalandırır” sözleri, romandaki şüphelilerin bu cemaat içinde olmasının yaratacağı ‘ötekileştirmeye’ karşı bir tedbir olarak düşünülmelidir.
Gürpınar, romanını cinayeti bir takım sosyal nedenlerle ilişkilendirip, toplumun suç ve ceza kavramlarını da tartışacak bir şekilde genişletirken, anlattığı dönem İstanbul’undan, çeşitli etnik gurupların yaşam tarzlarını, değişik şivelerini, mekanlarını da sergiliyor. Özellikle romanın girişindeki meyhane anlatısı, masalarda sürüp giden muhabbetler, tramvaylar, sinemalar, İstanbul’un kenar semtlerindeki yoksulluk, bildik polisiyelerin çok ötesine taşıyor metni. Polisiyelerde rastlanmayacak kadar yoğun toplumsal tahlillere yer verilen metinde, hayat felsefisini ortaya koyacak, kalemini sivriltecek pek çok konuya değinmiş. Hüseyin Rahmi, Zola tarzında ele almış suç olgusunu. Tıpkı Therese Raquin, ya da Hayvanlaşan İnsan‘daki gibi, iki sevgilinin yaşamın acımasızlığına karşı ayakta durmak amacıyla giriştikleri bir eylemdir cinayet. Yazar, beşeri adaletten memnun olmamakla birlikte, suçun cezasız kalmasına da izin vermez. Bir ahlaki düşüklük sonucunda giriştikleri cinayetin sorumluları, ahlaki düşüklüklerini sürdürerek birbirlerinin sonlarını da hazırlarlar. Romanını; “tabiat mahluklarını her ne bahasına olursa olsun diğer hayatların zararına yaşamaya icbar ediyor. Müthiş düstur. Bu hisde hayvanlarla müşterek yaşamın medeniyetle telifi kabil mi? Kanunlar beşerin bu vahşetini yenmiye uğraşıyorlar. Mücrimi cezalandırmak için bulunan çare yine öldürmektir. Zavallı insaniyet kendi bağrını hançerlemek cinnetine bir tedavi seromu bulamıyacak mı?” feryadıyla noktalarken, bugün hâlâ çözümlenememiş bir insani trajediyi dile getirmektedir.
Tefrikasının üzerinden yine çok yıllar geçtikten sonra yayımlanan Ölüm Bir Kurtuluş mudur? roman biçiminde kurgulanmış hayat dersleri niteliğinde. Bu nedenle hikâyenin bağlantıları zayıf; Hüseyin Rahmi, birbirinden bağımsız intihar vakalarını bir araya getirip acı sonuçları sergileyerek, her zamanki gibi toplumu bilinçlendirmeye çalışmış. Hayat felsefesinin romana sindirilmesi açısından Kesik Baş’taki başarısını yakalamamakla birlikte, gerek mizahi üslubu gerek İstanbul’dan insan manzaralarını yakalamasıyla diğer romanlarından aşağı kalır yanı yok.
Az önce toplumu bilinçlendirmek, hayat dersleri vermek isteğinden söz etmiştim. Ancak intihar olgusunun romana girmesi, kuşkusuz toplumda intihar olaylarının yaygınlaşmasından kaynaklanmıyor. Bireyin yapabileceği en trajik tercihin arkasındaki psikolojik sorunları ve toplumsal meseleleri tartışmak ve hayattan kaçışın yanlışlığını vurgulamak, hatta yanlışlıktan caydırmak için kullanıyor intihar motifini. Böyle bir bakış açısıyla, Ölüm Bir Kurtuluş mudur? romanında toplumda intihar olaylarının artması üzerine, intihar edenlere rehberlik etmek amacıyla büro açan Doktor Nusret Hulki Bey, toplumu tedavi etmeye soyunan Hüseyin Rahmi’nin kendisidir.
Nusret Hulki Bey’in üztesinden gelmeye çalıştığı sorunlar, Hüseyin Rahmi’nin önceki romanlarında işlediği sorunlarla benzerlikler gösterir. Aile baskısının gençler üzerindeki bunaltıcı baskısı, aşk, toplumsal engeller, aldatma, kıskançlık, mutsuz evlilikler… Nusret Hulki, kimisinde sorunları aşmalarına yardımcı olur, kimisinde intiharların önüne geçemez. Ama sonuç ne olursa olsun Hüseyin Rahmi’nin “Ölüm bir kurtuluş mudur?” sorusuna yanıtı “Hayır” olacaktır. İntihar; “Bizi dünyaya gönderen Yaratıcı’nın geriye çağırmasını beklemeden yapılan bir başkaldırma hareketi ; yaratılışa darılıp da O’na veremeyeceğimiz cezayı kendi nefsimize uygulamaya kalkışmak sapıklığı”dır.
Kesik Baş ve Ölüm Bir Kurtuluş mudur? romanları Hüseyin Rahmi külliyatından iki nadide parça.

KESİK BAŞ
ÖLÜM BİR KURTULUŞ MUDUR? 
Hüseyin Rahmi Gürpınar
Everest Yayınları
2010
305 sayfa
15 TL.


    ETİKETLER:

    Türkiye

    ,

    İstanbul

    ,

    Cunda

    ,

    Beyoğlu

    ,

    hayat

    ,

    kitap