İşgale karşı şiir

İşgale karşı şiir
İşgale karşı şiir

Süreyyya Evren

Süreyyya Evren ikinci şiir kitabı 'Ebu Garib Neşesi'nde, Ebu Garib işkencelerini odak noktasına alarak insanlığın 'gösterişli' utanç fotoğraflarına bakarken bir yöntem tartışmasının içine giriyor
Haber: SEMA ASLAN / Arşivi

Süreyyya Evren, ikinci şiir kitabı ‘Ebu Garib Neşesi’nde açık seçik mesaj kaygısı güdüyor ve okurunu erke dair bir tartışmanın içine sürüklüyor. “Ağrınızı tarif etmeniz gerekirse, elinizi koyun / televizyonunuzun üstüne, bastırın” diyerek acı ve utançla mesafemizi ölçüyor. Ebu Garib işkencelerinden Festus Okey’e, Festus Okey ile işkencecisinin arasındaki boşluğa ve insanlığın diğer ‘gösterişli’ utanç fotoğraflarına bakarken bir yöntem tartışmasının içine giriyor; şiirleri, yöntemin hem tartışıldığı hem uygulandığı bir alana dönüşüyor. Son noktada “Acıdan, direnişten, neden olmasın arkadaşlar, kafiyeyle bahsettik” diyor… 

Ebu Garib Cezaevi işkenceleri, 2003’e tarihleniyor. Görsel medyada işkencenin fotoğrafları fazlasıyla yayımlandı. Sen bu işkenceden ve onun fotoğrafla ifşasından ‘Ebu Garib Neşesi’ni çıkardın. Süreçten söz edebilir misin?
İşkencenin ilk fotoğrafları yayımlandıktan hemen sonra Varlık Dergisi’nde bir dosya hazırlandı 2004’te; ben de o dosya vesilesiyle işkence üzerine bir yazı hazırlayacaktım. Fakat doğrusu, çığrından çıktı çünkü galiba çok çalıştım! Ebu Garib’e dair ifadeleri, ilgili CIA raporlarını, Arap zihniyetinin işkence için nasıl kullanabileceğine dair metinleri, işkence tarihini vs. okudum ve sonuçta ‘İşkence ve Gösterisi’ adlı yazıyı hazırladım. Birkaç ülkede daha yayımlandı o yazı. Ancak bende o makaleden fazlası kaldı. Ebu Garib derdi benimle gelmeye devam etti. Ana fikrim, fotoğrafların ifşa olmasının eleştirel bir yaklaşımla açıklanamayacağı idi. Bence işkence karşıtlarının işkence fotoğraflarını çoğaltması, bir çelişki. Çünkü ‘gösteri’, işkencenin bir parçası ve devamı. Gösteri olarak işkencenin uzak varlığı –ama aynı zamanda yakın oluşu, kerteriz noktalarımdan bir tanesiydi. Bir diğeri de Ebu Garib’te her şeyin çok sistematik bir biçimde işlemiş olmasıydı. Arap psikolojisi üzerine çalışılmış ve çalışmanın sonuçları işkence yöntemlerine yansıtılmıştı. Arapların neresi zayıf dendiğinde, cinselliğe ilişkin unsurlar toparlanmış bilgi olarak ve Araplar cinsellikle ‘vurulmuş’. Bu nedenle ben Ebu Garib Cezaevi’ndeki işkence fotoğraflarının yayımlanmasının hem Araplara fakat hem de Batı’ya bir mesaj iletmek niyetinde olduğunu düşünüyorum. 

Nasıl işledi bu yöntem?
Modernleşmenin ilk zamanlarında Batılı sömürgeciler Doğu’ya gittiklerinde Arapları aşırı seks düşkünü olarak ilkel buluyorlardı. Bu ilkel sefahat toplumunun ilerlemesi için bir şekilde sömürülüp ilerleyebilir modern bir topluma dönüştürülmesi gerekiyordu. Aradan geçen zaman içinde ilerleme ve gerileme yer değiştirmiş durumda; püritenlik ilkellik iken, sefahat ve haz arayışı günün konumu olmuş durumda. Şema hep aynı insanların geride kaldıklarını ve ilerletilmeleri gerektiğini söylüyor. Hangi konumda olurlarsa olsunlar hep yanlış zamanda yanlış yerde sayılıyorlar.
Bir şiirinde diyorsun ki, “…kendi mekânımda yaşanmayan olaylar tarafından kıskıvrak sabitlendiğimi hatırlıyorum.” Bir diğerinde de “Ebu Garib bir uzak gösteridir dokunmaz”. Başka bir zamanda, başka bir yerde yaşanmış olaylar yüzünden kendisini kıstırılmış hisseden biri var…
Ben deneyci ama aynı zamanda siyasi bir sanat yapma biçimini, onun şiirini arıyorum. “23 Nisan Ağıdı” da bu arayışın bir örneğiydi. Nasıl bir ‘politik şiir’, sorusu üzerine çok durduğum kitaplar bunlar. Kendi bulunduğum mekânda yaşanmamış, birebir deneyimlemediğim, tanık olmadığım acıların, adaletsizliklerin, direnişlerin ve eşitsizliklerin gerçekliğine dair bir tavır alma arayışıdır bu. Elbette bu çabanın önündeki başlıca engellerden biri Ebu Garib’in ve benzer başka gerçek acıların bize bir gösteri formunda taşınıyor olmasıydı. 

Nasıl bir politik şiir peki? Edebiyatımızdaki politik şiir geleneğiyle ilişkileniyor mu?
Türk şiirinin avangardizmle, avangardizm olarak modernizmle, modernist sanat akımlarıyla ilk tanışması, aynı zamanda politik de olan bir sahnede gerçekleşiyor: Nâzım Hikmet şiirinde. Bu, Türk şiiri için bir rastlantıydı –ki iktidar kısa sürede avangardizmi düpedüz etti. Acıklı olan, Türk şiirinin bu ezmeyi içselleştirmesi ve sonrasında da yoluna siyasi ve sanatsal avangardizm şeklinde iki ayrı gelenek halinde devam etmesi. O noktadan sonra biz modern şiiri tekrar keşfetmek zorunda kalıyoruz; zaten keşfetmiş olduğunu unuttuğun tuhaf bir süreç bu. İşte burada, önce unutma sonra da yeniden keşfetmeyle çatallanan yeni bir tarih başlamış oluyor. Siyasi olarak radikal bir yaklaşımla, sanatsal olarak radikal bir yaklaşımı tek ve aynı şey olarak görmekten söz ediyorum. Özellikle ‘Ebu Garib Neşesi’nde ama genel olarak bütün çalışmalarımda sanatsal radikalizm ile siyasi radikalizmi iç içe düşünmeye yönelik bir eğilim olduğu söylenebilir. 

Bunun senin anarşizminle bir ilgisi olsa gerek, form üzerinden, forma dair söylenebilecek bir şey mi bu?
Evet, çünkü anarşizmin kendisi forma dair bir özen. Sosyal ilişkilerin, siyasal ilişkilerin formuna dair bir özen… İyi bir yere varılacak diye kötü bir edimi anarşizm adına yapamazsın çünkü yaptığının formu belirleyicidir. Özgürlüğün formu da önemlidir nasıl özgürleşeceğin de. 20. yüzyılda sanat hareketleriyle anarşist hareketin iç içe olmasının nedeni de bu. Bugün nasıl örgütlendiğimiz, hangi amaçla örgütlendiğimiz kadar önemlidir anarşistler için. Dolayısıyla biçimi içerikten ayırmak mümkün değildir. 

Biz utanılacak bir şey gördüğümüzde “Fazla söze gerek yok,” deriz, o kadar utanılacak bir mesele ki, üzerine konuşmaya gerek yok… Derken sen bir şiirinde “piyasaya fazladan sözcük sürmek” ve ortalığı “bulandırmak”tan söz ediyorsun.
Acıya giderken bazı setlerle karşılaşıyoruz. Bunların bir kısmı hazır anlatı biçimleri, algının ön belirlenmesi, siyasi doğruculuklarla ilgili ama bir kısmı da kendi setlerimiz. Duyduğumuz utancı ortaya dökmek istemeyen defansif hallerimiz… Bu setleri kırmak ihtiyacından söz ediyor işte o alıntı. 

Adı en çok geçen isim Lynndie England. Zaman zaman onun zihnine girmek istemişsin gibi.
Evet. Ebu Garib’teki işkencenin ne kadar kötü olduğunu söylemek için işkencenin ya da Lynndie England’ın fenalığını söylemek yetmezdi –hatta bu doğru da olmazdı. Bu söylem, makale yazarken işime yarasa da şiir yazarken beni ancak acıdan uzaklaştırırdı. Dolayısıyla bu söylem gruplarından oluşan yapıyı kırmak için denediğim çeşitli yöntemler oldu. Lynndie England ya da sevgilisi ya da seyirci ya da aralarındaki boşluk benim için takas edilebilir durumdaydı.

EBU GARİB NEŞESİ
Süreyyya Evren
Pan Yayıncılık
2011
52 sayfa, 7.5 TL.