Ishiguro'dan günbatımı nağmeleri

Ishiguro'dan günbatımı nağmeleri
Ishiguro'dan günbatımı nağmeleri

Kazuo Ishiguro

'Noktürnler'deki beş öykü, Ishiguro'nun okuruna tanıdık gelecek: İnkâr, tükeniş, kaçırılmış fırsatlar ve heba olan potansiyel... Bu beş hikâyenin her biri müzik ya da müzisyenler etrafında dönse de, gecenin kendisinden ziyade ruhu var ortada: Akşamın gelişiyle değil, karanlığın basışıyla ilgileniyor bu öyküler
Haber: KUTLUKHAN KUTLU / Arşivi

Kazuo Ishiguro’nun yeni çıkan kitabının bir öyküler kitabı olduğunu öğrenmek, okurları için en azından bir parça şaşırtıcı olmalı. Sadece şimdiye kadarki kitaplarının hep roman türünde olmasından dolayı değil... Ishiguro’nun ancak roman türünde mümkün olabilecek türden incelikli karakterler yaratma ve onların içine çöreklenmiş inkâr, pişmanlık ve çıkışsızlık gibi duygularda okurunu uzun yolculuklara çıkarma konusundaki şöhretinden de dolayı. ‘Günden Kalanlar’ı ve anlatıcısı Stevens’ı düşünün mesela: Yazarın anlattığı hikâyenin kalabalık bir olaylar silsilesinden oluşmadığı kesin, fakat Stevens’ın usulca teslim olunan çıkışsızlığı ancak ve ancak Ishiguro’nun bir romana yayılan telaşsız anlatımında tam ifadesini ve tesirini bulabilecek türden bir trajedi değil midir? 

Müzik ve gece
‘Noktürnler’deki beş öykü, belki Ishiguro’nun romanlarından alıştığımız kadar ayrıntılı karakter incelemeleri sunmuyor ama okuruna tanıdık gelecek bir duygusal coğrafyada geziniyor: İnkâr, tükeniş, kaçırılmış fırsatlar ve heba olan (en azından heba olduğuna inanılan) potansiyel... Tüm bu temalar, kitaba altbaşlığını veren “müzik ve gece” etrafında toplanıyor ama burada müziği kelime anlamıyla, geceyi ise biraz simgesel almak gerek. Çünkü bu beş hikâyenin her biri hakikaten de müzik ya da müzisyenler etrafında dönse de, gecenin kendisinden ziyade ruhu var ortada: Kelime anlamıyla akşamın gelişiyle değil, hayatta günbatımının çöküşüyle, karanlığın basışıyla ilgileniyor bu öyküler. Bir tarafta, biten ilişkiler var. Bazen “Noktürn”de olduğu gibi anlatıcının ilişkisi biten, bazen de onun vesilesiyle hayatına pencere
açılan başka bir karakterin. Fakat mecazi “günbatımı”nın kendini gösterdiği tek alan insan ilişkileri değil. Daha başka, daha içsel tezahürleri de var.
En çok da karakterlerin kendileriyle, hayattaki konumlarıyla ve gelecekleriyle ilgili kuşkularda rastlıyoruz bu ikinci şekline.
Mesela “Aşk Şarkıcısı”nda artık devrinin geçmiş olduğu fikriyle cebelleşen ve bundan yola çıkarak hayli dramatik bir karar alan eski bir Amerikalı şarkıcı tanıyoruz. “Geri dönmeye” karar vermiş durumda ve sırf bu yüzden bile umutlu görünüyor ama o geri dönüş uğruna kendi şarkılarının ifade ettiği şeyi ısrarla gözardı edişinde ve müzik piyasasının hâkim pazarlama düsturlarına boyun eğişinde umut kadar kasvet de bulmamak mümkün değil. Bu yüzden de Tony Gardner adındaki bu karakter ile annesi güç zamanlarında onun şarkılarını dinleyerek ayakta kalmış genç gitarist arasındaki konuşmalar, bir tarafın diğerinin gururunu okşadığı hoş sohbetlerden çok, genç müzisyenin hayatına damga vurmuş şarkıların ve müziklerin altının boşalmaması için uğraş verdiği bir tür uyandırma darbesi halini alıyor. 

Berrak imgeler
“Malvern Hills”de de kendinden bir genç müzisyen / emektar müzisyen karşılaşması var. Ancak bu defa genç müzisyen tam anlamıyla profesyonelliğe adım atmış değil - başkalarının şarkılarını çalıp söylemek yerine kendi şarkılarını yazdığı için hep reddedildiğini ileri sürüyor... Karşılaştığı müzisyenleri de hayran olmak şöyle dursun, tanımıyor bile. Gelgelelim müzisyenliğin o ilk başlardaki gençlik idealizminin berelenişi de, bunun farklı bir yansımasıymışcasına çatırdamakta olan orta yaş ilişkisi de bu öyküde bir kez daha karşımıza çıkıyor.
Bu iki öykü de Kazuo Ishiguro’nun atmosfer kurmadaki, berrak imgeler yaratmadaki becerisini ortaya koyduğu öyküler. Adına ihanet etmeyen bir şekilde, bu imgelerle ve onların donattığı karakterlerle sürüklenen birer müzik parçası gibi işliyor öyküleri; bir şeyler “açıklamak” yerine bir duygu yaratıyor. Arjantinli yazar Julio Cortazar için kısa öykü, tıpkı fotoğraf gibi, başka bir dünyaya açılan gizemli bir kapıydı; o kapıdan bize görünen bütün bir alemden çok, tek bir âna mıhlanmış ebedi bir çağrı gibi büyüleyici, bir imgeydi. Ishiguro’nun kalemindeyse sizi bir ruh halinde, hayattaki bir “evre”de kısa ama vurucu bir gezintiye çıkaran bir müzik parçasına dönüşüyor.
Yazarın kendisi de bu kitabından söz ederken, beş öyküyü birbirinden tamamen ayrı ama bağlantılıymış hissi veren beş bölümlük bir sonata benzetiyor zaten. Nitekim öyküleri okuduğunuzda sadece temaları ve duyguları değil, bazen yerleri ve karakterleri bile paylaştığını görüyorsunuz. Mesela “Aşk Şarkıcısı” Tony Gardner’ın eşi Lindy Gardner “Noktürn” adlı öyküde bir kez daha, yeni bir başlangıcın eşiğinde karşımıza çıkıyor. Belki de kitaptaki en ilginç inkâra ve mutasyon geçirmiş umuda yer veren “Çellistler”de ise ilk öykünün mekânına, Venedik şehrine dönüyoruz.
Geçmişin geleceği giderek daha çok köşeye sıkıştırdığı ve umudun ufak ufak cılızlaştığı öyküler bunlar ama kasvet hiçbir zaman karakterlerin kendi potansiyellerine olan inancın başını tamamen ezip mutlak bir zafer kazanmıyor. Dahası Ishiguro’dan alışık olduğumuzdan farklı bir mizah da eşlik ediyor bu “uçurum kenarı” portrelerine. Bir yanda yıkıma eşlik eden tuhaf bir trajikomedi boyutu var -mesela Noktürn’de “çirkin” olduğu için ünlü olamayan saksofoncu, karısı tarafından terk edildiğinde karısının sevgilisinin parasıyla estetik ameliyat oluyor... Bir yanda ise Come Rain or Come Shine’da en yakın arkadaşının karısı tarafından ısrarkla intihara meyilli sanılan Ray, aslında tamamen aklı başında olmasına rağmen bir köpek gibi dört ayak üstünde evdeki eşyaları yırtarken basılıyor! 

‘Bir romancı gibi yazdım’
Altbaşlığı Müziğe ve Geceye Dair Öyküler olan bu kitabı hakkında yazarın kendisi, hayli iddiasız bir şekilde, “Kısa öykü yazarı olduğumu iddia etmiyorum, doğru dürüst yapıp yapmadığımı da bilmiyorum; bir romancı nasıl yazarsa öyle yazdım bu kitabı” diyor. Gelgelelim bu beş öykünün Ishiguro okurlarına hem tanıdık hem de birçok açıdan farklı ve şaşırtıcı bir okuma sunduğu kesin. Sık sık romandan
ne açılardan farklı olduğundan dem vurularak, tabiri caizse “ne olmadığına erilerek” açıklanmak gibi eğreti durumlara düşen “kısa öykü” türü konusunda ortaya Cortazarvari bir teori koyduğu söylenemez tabii ama yine de kitabı okurken, karşınızda “sonat”ın beş bölümüne de damgasını vuran belli bir kısa öykü anlayışı buluyorsunuz. Ve bu öyküler Ishiguro romanları gibi detaylı karakter tahlilleri sunmuyorsa da bazen birdenbire aklınıza gelen ve ruh halinize göre çeşitli şekillerde kendinizde yansımalarını bulabileceğiniz müzik parçaları gibi yoğun ve iz bırakan bir cazibeye sahipler.

NOKTÜRNLER
Müziğe ve Geceye Dair Öyküler
Kazuo Ishiguro
Çeviren: Zeynep Erkut
Turkuvaz Kitap
2011, 192 sayfa, 16 TL.


    ETİKETLER:

    YAŞ

    ,

    kitap

    ,

    aşk

    ,

    Müzik

    ,

    Fotoğraf

    ,

    Mizah

    ,

    Ünlü

    ,

    Gece

    ,

    İddia

    ,

    ruh

    ,

    yazar

    ,

    karakter

    ,

    zaman

    ,

    genç