'Işk'ın peşinde...

'Işk'ın peşinde...
'Işk'ın peşinde...
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Bir beyitten bir kitap çıkabilir mi? Hatta bir kelime bir kitaba varabilir mi? Varır elbet, neden varmasın. Yeter ki yazarda o birikim bulunsun. Fuzulî’nin “Işk imiş her ne var âlemde/ ilim bir kil ü kal imiş ancak” beyitinden hareketle bir zihniyet kazısı ve yorum denemesine girişiyor İhsan Fazlıoğlu. “Fuzulî ne demek istedi?” diye soruyor. Öyle ya, şimdi şair burada ne demek istedi? Ve dahi şairin ne demek istediği ne kadar bilinebilir ki? Madem hem bilgi var madem hem şiir var, madem hem bilim hem de aşk var o halde, bilmek, bilmeye çalışmak da mümkünlüğün dairesindedir! Öyle mi? Doğrusu, İhsan Fazlıoğlu’nun çalışmasını kitap boyutunda gördüğümde oldukça heyecanlandım. Düşünce ve sanat algısı konusunda yaşamakta olduğumuz sığlığa bir nebze olsun soluk getirmesini, bilmediklerimizi bize bildirmesini ve daha ötesinde bilemeyeceklerimizi bile göstermesini istedim. “Yazının (kitabı kastediyor) amacı, İslam-Osmanlı-Türk entelektüel tarihine ilişkin bir okumanın nasıl yapılabileceğini bir beyit üzerinden göstermeye çalışmak, edebi ve meşhur bir beyit olduğu için de, elden geldiğince, geniş bir kesimle irtibat kurabilmek…” diye tanımlanmış İhsan Fazlıoğlu tarafından. Hem bu açıklamayı düşünür hem de Hz. Ali’nin meşhur sözünü zihnimde tartarken, şiirle bilgi arasında gidip geldim. “İlim bir nokta idi onu cahiller çoğalttı” demiş Hz. Ali. ‘Vah ki dedim kendi kendime, cahillik ne güzeldir. İnsanın bütün bilgi ve bilinç çabasının özünü o doldurur. Cahillik insani bir haldir ve Tanrısal değildir. Tanrısal ışık belki bu cehaleti gidermenin en aşk dolu yollarından birisidir.’ Yeter ki bilginin yolu bir kez olsun şiire düşsün. 

Dikkatli okurun göreceği
İhsan Fazlıoğlu felsefe ve epistemoloji birikimi yanında, ilahiyat, tarih, astronomi, tasavvuf gibi disiplinlerden de yol alarak, oldukça önemli ve merak uyandırıcı bir cehde girişiyor. ‘Bütün-parça ilişkisi, medeniyet küresi ile o küreye ait herhangi bir nokta arasındaki diyalektik ilişkileri sürekli göz önünde’ bulunduruyor. Tam da burada, yazarın amaç bağlamında alıntıladığımız cümlelerini zorlayacak durumlar çıkabilir okurun karşısına. ‘Geniş kitle ile irtibat kurmak’ bakımından, verilen bilgiler, yapılan yorumlar, atıf yapılan kaynaklar, ister istemez bir ön donanımı da zorunlu kılıyor. Hatta bir ifade soğukkanlılığı bile gerekiyor. Fakat Fazlıoğlu’nun da vurguladığı gibi burada söylenenler nihayetinde bir yorumdur, hatta “...en nihayetinde bir yorum; ancak bu yorumu farklı kılan şey, (…) kadim metinler arasındaki belirli bir yorgunluktan, yorulmadan sonra yapıldığıdır. Çünkü, yorum, doğru anlamaktan daha çok yanlış anlamamak için verilen bir uğraşıdır...” Böylesi bir entelektüel nezaket karşısında ne söylenebilir? Fakat, fakat sonuçta anlam da ‘anlam’la sınırlı değil mi? Bilmek ‘bilgi’ ile sınırlı değil mi? Şiir devreye girmez mi bu yüzden? Fuzulî bile ne demek istediğini şiir olmadan bilebilir mi? ‘Büyük oranda Horasan sufileri tarafından başlatılan aşk’ vurgusu, Fuzulî’nin getirdiği ‘Tanrı bilinmeyi, dolayısıyla bizatihi bilgiyi sevmiştir..’ vurgusu şiire doğru akabilir mi? İrfani bilgi ile aşk çizgisi şiir olmadan bir terkibe kavuşabilir mi? Kitabın satır aralarında böylesi soruların da yeşerdiğini görecektir kendiliğinden dikkatli okur. 

Eski dünyanın ilkeleri
Ne ki yer yer ‘ışk’, (aşk değil bu yazara göre) güncelin zemininden çıkarılır, alabildiğine soyut ve kavramsal alana sıkıştırılır. İhsan Fazlıoğlu, bu yorumunu; o anlamda, merkezini elinde tuttuğu bağlamda, aşkın bugünkü imkansızlığı üzerine kurar. Çünkü; “Teolojik ya da ontolojik/metafizik bir bunalım yaşamamış, bir anlam anaforuna düşmemiş, manevi bir hortum içine girmemiş; başka bir deyişle, yalnızca varolduğu için beyni bulanmamış, bu nedenden ötürü de –fiziki anlamda– kusmamış bir insanın denilenleri anlaması, hele tasvir edilen minvalde bir ışk yaşaması, deneyimlemesi olanaklı değildir” ona göre. Bu biraz indirgemeci, biraz hayatın metafiziğine saklanmış öz ile çelişik daha önemlisi bugünden kopuk yorumu sanırım okurlar ayrıca değerlendirecektir. Bir konunun kavramsal doğruluğu ile hayattaki karşılığı her zaman bir olmayabilir. Yaşamak ile ifade etmek ayrı kategorilerdir ve çoğalmak yalınlık da gerektirir.
Işk, küresel değerdeki ışk, sözün ve yorumun dönüp dolaştığı ana cevherdir. Fuzulî de ‘ışk imiş’ diyerek en geniş zamanlı hükmü şiire taşımıştır zaten. İhsan Fazlıoğlu da ‘ışk’ın ne olabileceğinin peşindedir, kendisine göre. Referanslar bu bağlamın dizgesinde yer bulur. Işk, ilahi olanla irtibatlıdır. ‘Kadim hermetik bir ilke olan, Evrendeki her şeyin her şeyle ilişkisi/bağlılığı; hatta, bizatihi bağlılığın/ilişkinin Evren’in kendisi olması ışk ile olanaklıdır ve ışk’ın sirayet ettiği Evren bu anlamda bölünmez bir bütündür.’ Eski dünyanın ilkeleri bu bağlamda şiir öncelikli çalışmaz. Aynı zamanda Bilim Tarihçisi olan İhsan Fazlıoğlu’nun birikimleri eşliğinde, ışk, ilim, âlem ve kil ü kal kavramlarının ve bu kavramları ‘Bu-ara-da olan’ ın dili şiirle yaşadığı anlam macerası da bu kitapta. Şiir, anlam kadar anlamsızlığın hem arasında hem önünde hem de sonunda olduğu için belki. Fazlıoğlu, şiirle değil üretilmiş bilgiyle yaklaşsa bile böyle bu.


FUZULÎ NE DEMEK İSTEDİ?
İhsan Fazlıoğlu,
Klasik Yayıncılık,
2011, 147 sayfa, 12 TL.


    ETİKETLER:

    İslam

    ,

    sanat

    ,

    Hortum

    ,

    yorum

    ,

    kitap

    ,

    aşk

    ,

    Tarih

    ,

    Bilim

    ,

    Şiir

    ,

    Şair

    ,

    klasik

    ,

    zaman

    ,

    dolu

    ,

    Astronomi