scorecardresearch.com

İslam'ın modernleşme sorunu

Hemen her kitap meraklısının eline aldığı yeni bir kitabı en kestirme yoldan tanımak için yaptığı şekilde arka kapağında neler yazılmış olduğuna baktığımızda, İslam ve Modernite başlıklı bu çalışma için ilk elden şunların ifade edildiğini görüyoruz.
Haber: MEHMET ALİ GÖKAÇTI / Arşivi

Hemen her kitap meraklısının eline aldığı yeni bir kitabı en kestirme yoldan tanımak için yaptığı şekilde arka kapağında neler yazılmış olduğuna baktığımızda, İslam ve Modernite başlıklı bu çalışma için ilk elden şunların ifade edildiğini görüyoruz. "Batı, 11 Eylül 2001'den bu yana İslam'ı adeta suçlama yarışına girdi. En çok da İslam'ın moderniteye engel olduğunu öne sürdü. Durum gerçekten böyle mi ya da eğer İslam ile modernite konuşamıyorlar ise kabahat sadece İslam'da mı?" İslam'ın moderniteye engel olduğu ve dolayısıyla da bu sebebe istinaden Müslüman toplumların gelişmesini sekteye uğrattığı yolundaki Batı kökenli yargıların yanlış olduğu tezini esas alan kitap, alanlarındaki yetkin dokuz ayrı ismin değerlendirme ve yorumlarıyla bu yaklaşımı çürütmek üzere yola çıkıyor.
2003-2004 yıllarında Bilkent Üniversite'sinde düzenlenen İslam ve Modernite başlıklı konferanslar dizisinin kitaplaştırılmasıyla ortaya çıkan bu çalışmanın amacı giriş kısmında kitabı derleyen Gönül Pultar tarafından şu şekilde dile getiriliyor. "Medyaya da (Batı medyası kastediliyor) geniş ölçüde yansıyan tartışmada, İslam'ın moderniteye geçit vermediği tezi ağır basmıştır. İslam âlemi içinde, tartışmayı izlemekte olan, zihinsel ufukları Batı paradigmaları ile şekillenmiş aydınlar, İslam'a yöneltilen suçlama noktalarını kendi gözlükleriyle okumaya çalışırken, ister istemez bir yandan da bir dur ve düşün dönemine girmişlerdir. Bu kitabı da işte bu dönemin meyvelerinden biri olarak görmek gerekmektedir".
Hıristiyanlık âleminin etkisi
Kitaptaki makaleleri kaleme almış olan dokuz ayrı bilim ve düşünce insanından ilk ikisi hariç bu çalışma bağlamındaki temel tezlerin ortak yanını ise, İslam ile modernite ilişkisinin tarihsel süreçte bugüne değin nasıl ve hangi yollardan oluşturulmuş olduğu ve bu noktadan hareketle buradan sonra nasıl bir yaklaşımla gelişip şekilleneceği tezi oluşturuyor.
Bu bağlamda ilk iki makalenin yazarları olan A. Yaşar Ocak ile Necdet Subaşı konuya nispeten daha farklı bir açıdan ama özellikle de soğukkanlı olarak tanımlanabilecek bir duruşla yaklaşıyorlar. Şöyle ki, A. Yaşar Ocak'ın da özellikle vurguladığı üzere sorun yani İslam ile modernitenin ilişkisi günümüzde daha çok Hıristiyanlık âlemini ilgilendiriyor. Daha sonrada onları bu konulara ilgi duyan Müslüman bilim adamları izliyor. Hıristiyan ve Batılı olmayan yazarların Batı'da kabul gören ve yayımlanan metinleri de kaçınılmaz bir biçimde Batı dünyasının bu konudaki görüşlerini teyit eden ve onaylayan bir eğilim de kaleme alınıyor. Yine Ocak'ın tanımlamasıyla sonuç olarak Batı, artık oryantalizmi oryantalize edilmiş nesnenin bizzat kendisine yaptırıyor.
Bu saptama belki de bu alanlarda çalışan ve söyleyecek sözü olanların önündeki en büyük tuzağı da işaret ediyor aynı zamanda. Aynı şekilde Necdet Subaşı da modernleşmeyi Türkiye örneğinden hareketle irdelediği çalışmasında Müslüman modernleşmesinden söz edilebileceğini ancak İslam'ın modernleşmesinden bahsetmenin sakıncalı olduğunu vurguluyor. Ve buradan hareketle de, din karşıtı söylemlerin tarihi gibi algılanan modernleşmenin, aslında bizzat dini argümanlara yaslanarak yürütüldüğünü ve bir anlamda meşruiyet kazandığını da söylüyor.
Birbirini dışlayan iki toplum
Modernite ile İslam arasında bir Müslüman'ın doğrudan içkin bir bağ kurmasının zorluğuna parmak basan Subaşı, Osmanlı'nın özgül bir Batılılaşmayı ümmet için kurtuluş saydığı ve bunu da ancak dini referans alarak yaptığını belirtiyor. Cumhuriyet döneminde bu bağlamın göz ardı edildiğine vurgu yapan Necdet Subaşı, 80'li yıllardan itibaren o güne değin ihmal edilen dinin yeniden gündemde kendisine yer edinmesiyle de bugün yaşanmakta olan pek çok tartışmanın başladığına dikkat çekiyor.
İslam ile modernite arasındaki ilişkiye Batılılarınkinden farklı bir şekilde bakılması gerektiğine değinen ve sorunun kendince bir özgüllüğü içerdiğine değinen bu iki makalenin ardından İslam ve modernite ilişkisi değişik açılardan masaya yatırılarak inceleniyor. Atatürk'ün İslam ve modernleşme konularındaki görüşlerini mercek altına alan Halil İnalcık, Türk halkının bugün dili, zihniyeti ve davranışı bakımından birbirini dışlayan iki ayrı topluma bölündüğünü belirtiyor. Bunun nedeni olarak da modernleşmenin değişik türevlerinin oluşabileceğinin göz ardı edilmesini gösteriyor. Bir başka ifadeyle modernleşmenin tek tipleşme olarak görülmesine karşı çıkıyor.
İlber Ortaylı ise, İslam ve modernite ilişkisini ele aldığı makalesinde meselenin çözüm yoluna girebilmesi için önce tarihin derinliklerine yönelmenin zaruretine işaret ettikten sonra çok geniş bir alanı kapsayan İslam coğrafyasındaki tüm ulusların kültürlerinin incelenmesinin gerektiğini de söylüyor. Ve sorunun da ancak bu noktadan sonra aşılabileceğini belirtiyor.
Yaşar Nuri Öztürk ise üçüncü bölümündeki makalesinde kitabın tümündeki makaleler içinde din kavramını tamamen rasyonellik ve bilimsellik bağlamında ele alan tek makale olarak karşımıza çıkıyor. Sonuç bölümüne gelindiğinde ise Yaşar Nuri Öztürk'ün değerlendirmelerini bilimselliği önceleyen bir din adamının yorumları olarak mı yoksa bir siyasetçinin saptamaları olarak mı almak gerekiyor, doğrusu orası pek de anlaşılmıyor. Snjeza Akpınar ile Giv Nassiri'nin kaleme aldıkları makale ise ilginç bir yaklaşımla Budizm'i İslam ile modernite'nin arasında bir yere konumlandırarak, Budizm'in İslam ile modernite arasında köprü işlevi üstlenebileceğini söylüyor.
Bunun nasıl olabileceği ise bir soru işareti olarak orta yerde duruyor.
Kardeş katli meselesi
Son bölümdeki iki makalede ise önce Hilmi Yavuz, İslami kaynaklara atıfta bulunarak İslam ile modernite arasında bir ilişki kurabilmenin yolunun dinsel referanslara dayanarak mümkün olduğunu ispatlamaya çalışıyor. Ancak bu noktada 'Osmanlı'daki kardeş katli' gibi çok tartışmalı bir örnek üzerinden bu bağı kurgulamaya çalışmasıysa bu makaledeki en sorunlu yanı oluşturuyor. Son makalenin sahibi Orhan Koloğlu'da İslam'daki değişimin tarihsel akış içinde Türkler tarafından birkaç yüzyıl önce başlatıldığına değinerek, günümüz Türkiye'sindeki yapının bu haliyle İslam modernite işbirliğini en iyi şekilde yansıttığından hareketle Türkiye'de aslında böyle bir sorun olmadığı fikrine kadar varıyor. Sorunun benzer süreçlerden geçemeyen diğer İslam toplumlarında yaşandığına vurgu yapan Koloğlu, bu yaklaşımıyla da resmi tezlere olabildiğince yakın bir konuma yerleşiyor.
Evet, farklı bakış açılarına sahip olsalar da bilim ve düşünce dünyasının yetkin dokuz ayrı ismi İslam ve modernite ilişkisini masaya yatırarak değişik cephelerinden analize tabi tutuyorlar. İslam ile modernitenin birkaç yüzyıldır devam edegelen ilişkisinin bundan sonrada devam edeceğine değinen yazarlar, bu ilişkinin nasıl ilerlemesi gerektiğine yönelik olarak kendi uzmanlık alanları bağlamında düşüncelerini de ortaya koyuyorlar.
Batı dünyasının tek yönlü ve tarafsız olmaktan uzak değerlendirmeleri göz önüne alındığında bu tarz fikir egzersizlerinin düşünce dünyamıza katkı sağlayacağı hiç şüphesiz ki, aşikâr. En azından sorunun Batılıların meselesi olmaktan ziyade öncelikli olarak bizim meselemiz olduğunu anlamamızı sağlaması açısından bu çalışmalar büyük önem arz ediyor.

  • İSLAM VE MODERNİTE
    Derleyen: Gönül Pultar, Remzi Kitabevi, 2007, 230 sayfa, 12 YTL.

  • ETİKETLER:

    haber

    http://www.radikal.com.tr/8597528597520

    YORUMLAR

    Bu habere henüz yorum yazılmamış.