İşlevsel politik roman

İşlevsel politik roman
İşlevsel politik roman
Adnan Gerger'in 'Faili Meçhul Öfke' romanı, pek çok benzerini bildiğimiz sorgu, işkence hikâyelerinden birini anlatırken, yakından ve içerden bilinmeyen bir başka dünyanın da içine giriyor
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Belki toplumsal sorumluluk duygusu yüksek bir edebiyatımız var ve ülkenin ateşli siyasal dönemlerinde baskı altında koruduğu bu özelliğini siyasal hayatın yeni zamanların kültürü içinde girdiği durgunluk dönemlerinde de her zaman içinde sakladı. Ne ki, yüzeğen bir olgu olan toplumsallığın yanında görece derinlik kaygısı da gerektiren politik edebiyat, edebiyatımızın her zaman iç içe olduğu bir gerçeklik olmadı. Günlük hayatın doğallığı içinde herkesçe paylaşılan toplumsallık edebiyattaki karşılıklarını hemen yaratırken, bireysel yetişkinlik ve deneyim gerektiren politik düzeyin nitelikli edebiyata dönüşmesi kolay olmuyor.
Yazılanlara bakınca, gerek 12 Mart, gerek 12 Eylül, yazarların elbette ilgi alanında oldu, ama bazen cezaevi, işkence, örgüt gibi sıcak konuların gerçekçi biçimde anlatılmasında güçlük çekildi, bazen de dönemin ruhunu ve kimliğini tanımayanların yazdıkları karton kişiler ve gerçeklikten büsbütün uzak yaşantılarla karşılıklarını bulamamış oldu. Bu arada ister istemez bir yazarlık okulu gibi değerlendirilen cezaevlerinden çıkan, gerçekçi olmasına gerçekçi olduklarından kuşku duyulmayacak romanlar da oldu, ama pek çoğunun yazınsal nitelikleri ikincil, daha çok işlevsel denebilecek biçimler içinde kaldı.
İşlevsel roman konusu edebiyatta her zaman önemli oldu. Sovyetler Birliği’nde ve sosyalist ülkelerde sosyalizme bağlılık ideolojisinin edebiyattaki karşılığını arayan bir dizi işlevsel roman yazıldı ki, bu romanlar öteki ülkelerde de kendilerini enternasyonal bir ağ içinde gören politik kişiliklerce elden düşürülmemiş, özellikle 1970’lerden hemen sonra bizde de çokça okunmuştur. İşlevsel romanlar, aslında popüler edebiyatın politikleştirilmiş biçimi sayılır ve hikâyeleri, mesajları, coşkusal içerikleri yanında, yazınsal nitelikleri bazen bilinçli olarak atlanmış, bazen de ister istemez geride kalmıştır.
Adnan Gerger’in Faili Meçhul Öfke romanı, 12 Eylül döneminde cezaevlerindeki koşulların görece iyileştiği ve içerdekilerin dışarı çıkmaya başladığı yıllarda yazılmaya başlanan, yakın geçmişe dönük ilginin çoğalttığı romanların yeni bir örneği. 12 Eylül’ün 12 Mart ile aynı düzeyde alınamayacağı biliniyor. Sonunda o günden bugüne geçen kırk yıl içinde 12 Mart’ı konu eden kırk roman yazılmadıysa, bunun asıl nedeni yaşananları içeriden tanıyanların yazarlar, yazacak olanların da yaşayanlar olmamasıdır. Bir de elbette, yakın tarihteki yerleri derin iz bırakmış olsa da, 12 Mart’ın acımasız gadrine uğrayanlar yığınsal bir çokluk oluşturmuyordu. Oysa 12 Eylül, nitelik olarak pek çok bakımdan 12 Mart’tan farklıdır. 12 Eylül’ün karanlık terörüne şu ya da bu biçimde maruz kalanlar neredeyse bir milyon kişiye ulaştığı için, yazılanlar da kendiliğinden çoğaldı. Öte yandan, aradan geçen otuz yıl sonra bile 12 Eylül’ü yaşayan herkesin unutulmaz bir hikâyesi oluşu, yazılacakların ne denli çok olabileceğini gösteriyor.

Yakından bilinmeyen bir dünyanın gerçekleri
Adnan Gerger’in Faili Meçhul Öfke romanı, pek çok benzerini bildiğimiz sorgu, işkence hikâyelerinden birini anlatırken, yakından ve içerden bilinmeyen bir başka dünyanın da içine giriyor. Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde Terörle Mücadele Ekipleri’nin önde gelen sorumlularından, polis memuru Yadigâr’ın 12 Eylül’ün oldukça sıcak günlerindeki hikâyesi ve onun çevresinde Emniyet örgütünde yaşanan iç çatışmalar, grupların birbirlerinin arkasından çevirdikleri dolaplar, doğrusu az yazılmış bir dünyayı önümüze getiriyor. Polis örgütünün başından geçenler, bu arada polisiye kurgunun da olanaklarından yararlanarak, kendini merakla okutuyor.
İşini yalnızca polis olmanın gerekleri içinde yapmaya çalışan; çevresindekilerden ve amirlerinden farklı davranan, dolayısıyla temiz kalınması zor bir kurum içinde her türlü hesaptan uzak, çıkar odaklarına bulaşmadan çalışan, sorguda işkenceye karşı çıkan; bu arada çevresindeki güçlü odaklara karşı kendisini korumaya çalışan Yadigâr, bunların ötesinde bir kimliği ya da ahlakı temsil etmez, ama bütün yaptıklarıyla polis örgütünün açık ve örtük çalışma biçimini yansıtır ki, bu özelliğiyle, gerçekliği sağlam, inandırıcı, yaşayan bir roman kahramanıdır.
Yadigâr’ın romandaki hikâyesi bir sona ulaşmaz; terörle mücadele ekiplerinin başındaki bir polisin yaşadıkları neler olabilirse, romanda anlatılanlar aynılarını yineleyerek sürecek gibidir. Bunu bir eksiklik olarak belirtmiyorum, ama bu arada Yadigâr romanın başında neyse, sonunda da odur. Bunu Yadigâr’ın kişiliğindeki tutarlılık biçiminde de okuyabilirsiniz, kahramanın roman içinde yaşaması gereken değişimin eksik kaldığı biçiminde de.
Bu arada gazeteci Leyla ile sevgilisi, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde uzun süre yaşadığı işkencenin sonunda ölen Mazlum arasındaki aşk, romanın bir başka hikâyesini kurguluyor. Aynı dünya görüşüne sahip iki genç insan arasındaki ilişki, Leyla’nın, Mazlum’un o sırada işkence altında olduğunu bilmemesi yüzünden, bir kavuşamama hikâyesi biçiminde yaşanıyor. Ölümüne yol açacak işkence altında ağzından tek söz alınamayan Mazlum, dönemin onurlu yüzünü temsil etmesi için yazılmış, ama Adnan Gerger’in onu yüceltmeden anlatması romanın olumlu yanlarından. Mazlum’un iç konuşmaları ile Mazlum ve Leyla’nın birbirlerine yazdıkları mektuplardaki söylev dilininse, romanı zayıflatan bölümler olduğu belirtilebilir.
Bu arada Ankara Emniyet Müdürü Emin Koyuncu, vekili Mustafa Keskin, işkenceci polis memuru Bekir, Mazlum’un da içinde bulunduğu örgüte sızdırılmış Emniyet Amiri -takma adıyla- Bilge Çelikkol, Faili Meçhul Öfke’nin, üstünde durulabilecek öteki kişilikleri. Romanın kişileri sıralanmaya başlayınca, hikâyenin ekseninde polis örgütünün bulunduğu hemen anlaşılıyor. Adnan Gerger, pek çoklarımız için karanlıkta duran bu dünyayı belli ki hem yakından gözlemiş, hem de titiz bir ön çalışma yapmış. Çünkü hem 12 Eylül döneminin fenomenlerinden olan polis örgütünün çalışma ve uygulama biçimini, hem işkenceli sorguları, hem de içerde hiçbir zaman bitmeyecek çekişme ve çatışmaları gerçekçi ve inandırıcı biçimde anlatıyor.
Belli konular çevresinde yazılan romanların ve öykülerin birbirini yineleyen hikâyeler çevresinde oluştuğundan sık sık söz ediyoruz, Faili Meçhul Öfke’de anlatılanlar bunun için de ilgi çekici. Demek 12 Eylül, edebiyatımızın özellikle hikâye anlatmaya yatkın yazarlarının ellerinin altında epeyce zengin bir malzeme olarak, işlenmeye hazır duruyor. Bundan sonra yazılacakların çoğunluğu da pek çok okurun aradığı, işlevsel romanlar olacaktır elbette, ama bu arada en uçtaki örneğini Hüseyin Kıran’ın Resul romanında gördüğümüz, metaforik, yazınsal nitelikleri yüksek romanlar yazılacağı da kuşkusuzdur.

Faili Meçhul Öfke, Adnan Gerger, İmge Kitapevi, 2010, 440 sayfa, 17 TL. 

http://notoskitap.blogspot.com