İşsizlik ve ölüm hakkı

İşsizlik ve ölüm hakkı
İşsizlik ve ölüm hakkı
İllich okuyordum. 'İşsizlik Hakkı'na teslim olmuş, sadece insanların yüzlerinde değil eşyanın değişen hallerinde de altını çizdiğim cümlelerin karşılığını arıyordum. Ve içten içe bir soruyu da geliştirmiyor değildim. Bir eleştirideki haklılık ve çarpıcılık tek başına yeterli miydi?
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

İllich okuyordum. ‘İşsizlik Hakkı’na teslim olmuş, sadece insanların yüzlerinde değil eşyanın değişen hallerinde de altını çizdiğim cümlelerin karşılığını arıyordum. Ve içten içe bir soruyu da geliştirmiyor değildim. Bir eleştirideki haklılık ve çarpıcılık tek başına yeterli miydi? Bu tür metinleri okuyup üzerine düşünürken, metnin gerçek bağlamını tam kavrayabiliyor muyuz? Sözgelimi, İllich’in ileri kapitalizm toplumu Amerika için söyledikleri, kapitalizmin sonuçlarına maruz kalmış ülkeler için de aynı derece geçerli olabilir mi? Modernizm ve çağdaşlık, metni okuyanların mekan ve zamanlarını birleştirebilir mi? Elbette bu soruları, İllich’i eleştirmek adına geliştirmiyorum, böylesi etkin metinlerin, sözün bağlamına kapılan toplumlarda alttan alta bir zihin tembelliğine yol açıp açmadığını sorgulamak istiyorum. Burası tam da İllich’in karşısında olduğu ‘hak edilmemiş tüketime’ denk gelmektedir de o yüzden. İllich’e, altını çizdiğim cümlelere döneceğim. İllich okurken, bir ölüm haberi, beklenen bir haber geliverdi; Hulki Aktunç ölmüştü. ‘Beklenen’ dedim hem bilerek. İllich’e göz kırparak.
İllich’in düşünce sistematiğinde artık şaşırmıyor olmanın karşılığı tam olarak nedir bilmiyorum. İnsanın ölüm hakkı da elinden alınmış durumda nicedir. Ne zaman öleceği aşağı yukarı tahmin edilen bir insan, ölüm haberi geldiğinde, duyanlarda tam da gerçek yankıyı bulabilir mi? Acı biraz mayalanmamış sayılmaz mı önceden? Eski çağlarda insanlar, öleceklerini bizlerden daha iyi biliyorlardı. Ama ölüm gelip çattığında bizden daha çok hayret ediyorlardı. Şimdi bu hayreti yok insanın. Şair olsa da ölen böyle bu yazar olsa da böyle. Aktunç’un ölüm haberini Can Bahadır Yüce vermişti. Bir sahaf dükkanında gelmişti haber. Kitapların arasında. Kitaplar da duydular haberi. İlkin birkaç anı canlandı zihnimde. Kaşgar’ı izlermiş Aktunç. Biraz da reklamcı olmanın dikkatiyle, Fatih Andı’nın yazdığı ‘İlancılık’ yazısıyla yakından ilgilenmiş. Cevdet’i arayıp dergiye duyduğu sempatiyi dile getirmiş. Sonra metinlerini de yayınladık. Sanırım o metinlerin de okur çevresinde yankıları olmuştu. Bu hatırlayış beni başka bir anıya sürükledi. TRT’ye yeni başladığım zamanlarda, Levent’te bahçeli bir işyerinde Hulki Aktunç ile röportaj yapmıştık. O konuşmadan söyledikleri değil, bol takım elbisenin içinde, ufak boylu bir adamın kayboluşunu hatırlıyorum. O resim, hâlâ büzülür boynuna doğru bende. Dünya bir boyun ağrısı gibi sarmıştı sanki onu. Mahcupluktan mı yoksa başka bir şeyden mi, kim bilir?
Aktunç’un ne kadar atak ve arsız bir yazar olduğunu kim inkâr eder. Yazı karşısında, duyduğu arsızlık şehvetten arınmış güçlü bir tutku gibi gelmiştir bana. Öyküleri, şiirleri, metinleri… Onlar hakkında bir değer hükmü şimdi veremem. Lakin, ‘Türkçenin Büyük Argo Sözlüğü’, eşsizdir ve böylesi bir sözlüğün bir dilci şair-yazar tarafından hazırlanması yüzyıllık bir hadisedir. İllich’in ‘İşsizlik Hakkı’nda vurguladığı tehlikeler Aktunç’un bütün mesleki kurnazlıkların dışında yazdığı kitap karşısında aciz kalıyor. Bu yüzden biz kendi kıyımızdan bakıyoruz meselelere. Godard’ın son filmi Sosyalizm’de kurduğu dil de böyleydi. Hele o unutulmaz söz; “İnsanlar göz temasını ortadan kaldırmak için parayı icat ettiler’. Kapitalizmin değil belki ama kapitalin tarihi oralara kadar uzanır. İşte İllich’in cümlesi; ‘para, değerini ölçemediği her şeyi değersizleştiriyor…”

Ya, para için ne der Aktunç sözlükte?

İllich okumak bir zihin şenliği. Deniz Keskin, bütün gayret ve yeteneğini sergiliyor çeviri boyunca. Okurunu boğmadan, su karakterli, duru ve yalın bir anlatımı var İllich’in. O çarpıcı yorumların zaten böylesi bir üslubun aralığından sızması sebebiyle ayrıca tutkulu okurları oluşuyor. Keşke, herkes, dünya entelektüelleri, son ekonomik krize, İllich’in ‘kriz’ sözcüğünden hareketle bakabilmeye yaklaşabilselerdi. Ölümden bahsettim ya, işte aynen şöyle diyor hazret; Hastalar gibi, ülkeler de ölümü beklenenler listesine alınmaya başlandı. Tüm çağdaş dillerde ‘seçim’ ya da ‘dönüm noktası’ anlamlarını karşılayan Yunanca Kriz sözcüğü şimdilerde ‘Şoför, gaza bas’ anlamına geliyor…
Her şey bir yana, tüketim öznesi insanın, özne durumunun nasıl silindiğini ifade ettiği şu cümleler için bile bu kitap baştan sona okunmayı hak eder; “Bebeğin süt şişesi için ağlamaya başladığı, yani organizmanın başını asıl yönelmesi gereken yer olan memeden, bakkaldan alınmış süte çevirmesi için eğitildiği an bağımlı tüketicinin doğduğu andır..” Şimdi dileyen, Hulki Aktunç’un Sözlüğü’nü eline alabilir ve 66. sayfadaki kelimelerden birini üç kez okuyabilir.

İşsizlik Hakkı

İvan İllich, Çeviren: Deniz Keskin, Yeni İnsan Yayınevi, 2011, 96 sayfa, 10 TL.
Türkçenin Büyük Argo Sözlüğü
Hulki Aktunç, Yapı Kredi Yayınları, 1998, 406 sayfa, 21 TL.