İyilik, güzellik

Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Eylem çağının hızlandığını sezen Emerson, eleştiri kurmunun karşısına bir kere daha geçer ve onu materyalizmin istilasına uğramakla suçlar. Çünkü o, eleştiri, materyalizm ve tabii ki kaçınılmaz olarak kapitalizm, eylemi yüceltirken söylemi hor görür. Söylem tam olarak şiire karşılık gelir onda. sayının önüne dikilecektir söz. İster istemez dikilecektir çünkü bu gidiş, kelimelerin eylemliliğini somurmakta, eylemi teknik bir düzeye indirmektedir. Oysa sözcükleri, Tanrısal kaynaktan geldiğine inandığı sözcükleri ısrarla savunur Emerson. Çünkü, “Sözcükler ve eylemler Tanrısal enerjinin çok farklı iki yoludur. Sözcükler de eylemdir, ve eylemler bir tür sözcüktür.” Emerson adına konuşmak gerekmez ancak, şairin duyuşunun çok temelindeki dinsel algı hiç eksik olmaz. Hz. İsa’nın Tanrı’nın kelimesi olmasına kadar gider bu sezdirici söylem. Zaten, ‘The Poet’, dikkatle okunduğunda, dindar şair bütün derinliğiyle hissedilir. Ne var ki bir vaiz gibi değil tam da bir şair olarak konuşur Emerson. Ondaki dindarlık, tabiat ve evrenle birleşir adeta panteist bir havaya bürünür. Şairin, bilmesini, söylemesini ve eylem(hareket) içinde bulunmasını şu sözlerle birleştirir; “Evren’in aynı anda doğmuş, değişik adlarla ve her düşünce sisteminde yeniden ortaya çıkan üç çocuğu için verilen adlar ister neden, süreç, sonuç olsun; ister, daha şiirsel olarak Jüpiter, Plüton, Neptün olsun; ya da teolojik olarak Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olsun; biz burada Bilen, Eyleyen ve Söyleyen adlarını kullanacağız. Bu adlar sırasıyla hakikat sevgisini, iyilik sevgisini ve güzellik sevgisini anlatmaktadır.”
Volkan Hacıoğlu’nun çevirdiği ‘The Poet’, şiir sanatının ve şair olmanın pek çok temel meselesini etkin bir şekilde tartışan yoğun bir metin. Söz gelimi şekil ve öz konusunda şu önemli tespiti yapar Emerson. Ona göre şair, hiç kimsenin önceden söylemediğini duyurandır. Şairden maksat, vezin ve benzeri şiirsel yeteneklere ya da herhangi bir zanaata sahip hünerli kişiler değil, gerçek şairdir. “Şairi şair yapan şey ölçü değil, ölçülü düşünceyle oluşan şiirdir.” Şair düşünüşü ve deneyimiyle yepyenidir. “Her yeni çağın deneyimi yeni bir itiraf gerektirdiği için, dünya her zaman kendi şairini bekler görünür.” Emerson’un deneyimle itirafı birlikte anması gözden kaçmaz, pratik yaşantının gerekliliğini de imler. Çünkü, Emerson’a göre şairin yaşantısı tekil değil çoğuldur. Şair “engel tanımaksızın başkalarının düşlediklerini gören ve yaşayan insandır, deneyimin bütün aşamalarını geçer, en büyük gücü elinde bulundurmanın ve kullanmanın erdemiyle insanlığın sözcüsüdür.” İnsanın sözcüsü olmak gerekçesiz değildir Emerson’un nezdinde. Israrla şunu söyler; “Kişi ifadesiz kendisinin sadece yarısıdır, diğer yarısı ifadedir.” İfade edilmemiş kişilik eksik kalmıştır ve insanca değildir. Beğenelim beğenmeyelim, Emerson metin boyunca teknik ve düşüncel tutarlıktan kopmaz. Din adamlarının şiirin hakikati konusunda sarf ettikleri sözlerden duyduğu rahatsızlığı dillendirir. Ona göre asıl şiir metafiziktir. Her ne kadar “Teoloji bilginleri bir koyunun ya da bir bulutun, bir kentin ya da bir sözleşmenin manevi mânâsı hakkında konuşmayı hülyalı boş bir iş olarak görseler de…”
Duyumcu olan bilim bu sebepten yüzeysellikten kurtulamaz. Oysa evren ruhun dışsallaşmasıdır. İnsanlar olarak bizler sürekli bir sırlar dünyasının içinde bulunuruz. Şair o sırrı sezer. Oluş bir geçişle ‘Görünüş’e, ve ‘Birlik’, çeşitliliğe dönüşürken, şair dehasıyla onu kavrar ve aramıza katar. Sezmeye, görülenin ötesine bakmaya özel bir dikkati var Emerson’un. “Tanımlanmayan bir güzellik, sonuna kadar gördüğümüz bir güzellikten daha değerlidir” ona göre. Simge doğayı güzelliğiyle saklar. Dünya güzellikten neşet etmiştir ve dünya “Fiil ve isim olarak akıl kelimesinin içine yerleştirilmiştir, onu anlaşılır bir şekilde ile getirecek olan kişi şairdir.” Doğayla, şairi buluşturmak dahası niyetindedir şair.
Şehre karşı kırı(doğayı) öne çıkarır Emerson. Şairlerin şarap, kahve, çay, afyon ve sandal ağacı kokusu gibi geçici şeyleri sevmesini anladığını ancak onlardan medet umulmaması gerektiğni vurgular. Milton’ı referans gösterir ve “Milton der ki, lirik şair şarap içerek gönlünce yaşayabilir, ama tanrısal şarkılarını,ve onların insanlar üzerindeki inişlerini söyleyecek olan epik şar ahşap bir kaseden su içmelidir. Şiir ‘Şeytanın şarabı değildir, Tanrının şarabıdır…’” Konuşmayı seven bir dili var Emerson’un. Dahası şairleri şöyle uyarmaktan çekinmez; “Eğer kafanızın içini Boston ve New York ile,moda ve açgözlülükle doldurursanız, bitkin hislerinizi ise şarap ve Fransız kahvesi ile solgunca uyarırsanız, kıraç çamlıkta hiçbir bilgelik aydınlığı bulamazsınız...” Belki de günümüzde de pek uygun düşen şu ünlemeleri anmadan geçmemeli; dünyayı terk edeceksin ve sadece ilhamı tanıyacaksın… Uzun sürecek bir mevsim boyunca aptal ve bir hödük sayılacaksın… Söz şairlere… Emerson’dan... Sen gerçek toprak sahibisin… Bu da ondan… 

The Poet- Şair
Ralph Waldo Emerson, Çeviren: Volkan Hacıoğlu, Artshop Yayınları, 2011, 54 sayfa, 7 TL.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    Şarap

    ,

    Boston

    ,

    Tabiat

    ,

    Kahve

    ,

    Çay

    ,

    Moda

    ,

    Pratik

    ,

    Bilim

    ,

    Şiir

    ,

    Şair

    ,

    ruh

    ,

    Eylem