'İzlediğiniz için pişman mısınız?'

'İzlediğiniz için pişman mısınız?'
'İzlediğiniz için pişman mısınız?'

Meral Akbaş

12 tutuklu kadının anılarını okuyoruz 'Mamak Kitabı'nda. Sema, Meral, Ayfer, Hayat, Güneş, Ayşe, Pamuk, Adile, Seher, Feride, Sükun ve Sezgin o şiddet sarmalında yaşadıklarını aktarıyor...
Haber: Filiz Bingölçe / Arşivi

Bir solukta okuduğum kitaplar oldu, bir de okurken soluğumu kesenler… Bazıları ise yavaş da okusam hızlı da okusam içime ‘lök!’ diye oturdu… Böylesi kitaplar hakkında konuşmam da yazmam da kolay olmadı. Tutulmuştu dilim, fikrimin açılması zaman aldı… Meral Akbaş’ın ‘Mamak Kitabı’ da benim için böylesi ‘zor’ kitaplardan biri. Onu bir yurtdışı seyahate yanımda götürdüm ve hızla da okudum bitirdim… Ancak hızlı bir yazı kaleme alabildim mi? Hayır!
Kitabın etkilendiğim pek çok bölümü oldu. Önce en çok önemsediğimi yazayım: Hani Pamuk, hapishaneden çıktıktan sonra dışarıdaki dünyaya alışmaya çalıştığı zamanlarda bayılma noktasına gelene kadar saatlerce sokaklarda yürüyormuş ya… O günlerde karşılaştığı insanlar ona “pişman mısın?” diye sorduklarında da şunu düşünüyormuş:
“Ya düşün; yani sen, böyle sapık manyak tiplerin eline, dünyanın ve Türkiye ’nin gözü önünde terk ediliyorsun ve sana her türlü şeyi yapıyorlar ve bunlardan ‘pişman mısın?’ diye soru sana soruluyor. Benim ona sormam lazım ‘izlediğin için pişman mısın?’)
Evet, ‘Mamak Kitabı’ sonunda sorduğu bu soruyla da, içinde anlattığı karabasan yaşam deneyimiyle de, inanılması zor direniş ve dayanışma hikayeleriyle de bence çok önemli bir kitap . 12 Eylül’den sonra Mamak Hapishanesi’ne kapatılmış kadınların sözlü tarih anlatılarını çarpıcı detaylarla aktarıyor… Deneyimler acı, direnişler yaratıcı, dayanışma etkileyici… Bir yönüyle asla kimsenin yaşamak istemeyeceği bir şiddet meselesi var kitabın ortalık yerinde… Ama bir başka açıdan da kadınların gösterdikleri mücadele nedeniyle tam bir zafer hikayesi…
Kitabın yazarı Meral Akbaş, “Hapishanede neler yaşadığınızı benimle paylaşır mısınız?” demiş, kadınlar da paylaşmışlar… 12 tutuklu kadının anılarını okuyoruz kitapta. Sema, Meral, Ayfer, Hayat , Güneş, Ayşe, Pamuk, Adile, Seher, Feride, Sükun ve Sezgin o şiddet sarmalında yaşadıklarını aktarıyor… Kadınlar koğuşundaki hayatlarını, gördükleri işkenceleri, dövülüp horlandıkları bu yerde ayakta kalmak için buldukları direniş yollarını sayıp döküyorlar. ‘Mamak Kitabı’ resmi tarihin yok saydığı, görünmezleştirilen yaşamları yıllar sonra geç de olsa gün ışığına çıkarıyor…
Gecikmenin nedeni mi? Hepimizin malumu: “Kadınlar, cezaevinde neler yaşadıklarını anlatma gereği duymamışlardı, çünkü bir anne çocuğuna yaptıklarını nasıl dillendirmiyorsa devrimci bir kadın da mücadelesini öyle anlatmıyordu.”
Her ne kadar o zamanlar dillendirilmemişse de darbe hapishanesinin dayanılması zor şiddetine karşı kadınlar erkek mahkumlardan daha mücadeleci bir tepki vermiş: 

Kahkalarla direnmek
“Sema cezaevinin kadınlar tarafında bu kadar metanetle karşılanmasının nedenini anlatırken, günlük yaşantıda erkeklerden daha çok şiddet gören kadınlara cezaevindeki şiddetin ‘vız geldiğini’ söyledi. Yaşadıklarını anlatırken, cezaevinde tutuklu olan erkeklerle kadınlar arasında sürekli karşılaştırma yapmaktaydı: ‘Cezaevinde biz onlardan daha az şiddet görmedik, daha az eziyet çekmedik, belki daha fazla şiddet gördük’. Anlatısını zaman zaman erkek ve kadın tutukluları karşılaştırma bağlamına oturtmasında da bir kırgınlığın izleri vardı: ‘Görüyorsunuz sanki kadınlar yokmuş gibi oldu.! (…) Mamak’ta ne yazık ki erkek arkadaşlar kurallara uydular… Kadınlar uymadılar, kadınlar dayatılanları reddettiler.”
Ancak ne denli yok sayılırsa sayılsın kadınlar anlatmaya başladıklarında her şey ayan beyan ortaya çıkıyor. Salya sümük bir mağduriyet anlatısı değil anlattıkları. İçinde baskı ile korkunun had safhada bulunduğu ancak tüm bu iktidar araçlarının panzehiri kahkahanın daha da bol miktar üretildiği bir yaşam onların hapishanedeki hayatları. Kadınlar aldırmazlıklarıyla, dalgacılıklarıyla, taklitçilikleriyle şiddeti alaşağı etmeyi, madara etmeyi başarmışlar… “Aldırmazlığın ilk işaretleri, havalandırmada askerlerden dayak yiyen kadınların koğuşlarına girer girmez attıkları kahkahalardır. Bu kahkahaların en hatırlanan vesilesi, dayak atan askerlerin ve askerlerden dayak yiyen tutuklu kadınların taklitlerinin yapılmasıdır. Ayfer havalandırmada yenen dayakların ardından yapılan taklitleri anlatıyor: ‘Biz koğuşa girerdik, hep onların taklidini yapardık. Kendimizle dalga geçerdik.’ Havalandırma sonrası ‘eğlence’lerinin en önemli malzemesi, cop ile nasıl baş edildiği, ya da kadınların deyimiyle nasıl dans edildiğidir: ‘…cop dansı derdik... sen böyle yapmıştın, hayır ben böyle yapmıştım. Cop geliyor ya mesela sen ayağını kaldırıyosun şimdi vuracak şöyle yapıyorsun böyle yapıyorsun.’ (...) Bu sırada koğuşu, havada uçuşan reklam cümlelerinin yol açtığı kahkahalar dolaşır: ‘Lasonil’le vücudum çok daha yumuşak!”
Ancak böylesine yoğun bir militarist şiddet sağanağı altında ayakta kalabilmek de kolay mesele değil. Kadınlar diğer kadınlara dayanıp güvenerek, birbirlerini korumaya çalışarak direnmişler o hapishanede… “Bizim yürümediğimize artık alıştılar. Bize bir şey yaptıkları yok, yeni gelenleri kıracaklar. Ondan sonra askerlerin bunlara yönelmesi ile birlikte bizim o yürümeyenler grubunun içerisinden n’apıyorsunuz, görmüyor musunuz, zaten ne haldeler, bilmem ne falan diye biz bağırmaya başladık. Böyle bir engelleme çabasıyla harekete geçen kadınlar farkındadırlar ki askerlerin şiddeti onlara geri dönecektir. Nitekim döner de: ‘Bizim bağırmamızla birlikte, bu sefer onları bıraktılar, bize yöneldiler.’ Dayağın bile paylaşıldığı bu ortamdan hatırlanan, dayanışmanın verdiği mutluluktur: ‘Bu arkadaşlarla nasıl sarıldık, nasıl ağlıyoruz, biliyor musun? Bir yandan onlar ağlıyo, bir yandan biz. Onlar diyor ki, bizim yüzünüzden siz dayak yediniz. Biz diyoruz ki, oh size dayak attırmadık.”
Ve tabii yaralar büyük ve derin olduğunda da yine kadınlar birbirlerinde bulunan iyileştirme gücüne güvenerek, onu ortaya çıkararak ve onu kullanarak ayağa kalkmışlar…
“Hücrede başlayan bu dayanışmanın devam ettiği yerdir kadın koğuşu. Hayat, gördüğü şiddet sonucunda yürüyemeyecek hale gelen kadın arkadaşlarına komünce nasıl baktıklarını ve onu yürütmeyi nasıl başardıklarını anlatmaktadır: ‘Bir yıl boyunca onun koluna girdik, yürüttük, ovaladık, masaj yaptık... ona göre bi şeyler yedirilmeye çalışılıyor... O destekle sonradan yürüdü.’ Feride de, koğuşa geldiğinde kendisine gösterilen şefkati, ‘hayatımda en çok şefkat gördüğüm zaman annemden sonra’ diyerek tanımladığı o ‘muhteşem’ anı unutamıyor: ‘Müthiş bir karşılamaydı. Sular ısıttılar, beni yıkadılar... o şahane bir duygu.’”
Meral Akbaş’ın kitabı bize kapalı kapılar ardında saklanan, gaddar ve hoyrat bir militarist dünyayı, bu dünya içine hapsolmuş kadınların verdikleri yaşam mücadelesini anlatıyor… Sırlar, acılar ve korkular da var bu dünyada, ancak aynı zamanda şiddet yaratan dangalaklarla dalgasını geçen kadın zekası ve yaratıcılığı da… Orada hayatta kalmak hiç kolay olmamış. “Bir hapishanede, kuyuda, kuytuda zora ve şiddete rağmen yaratmak ve bu yaratılanı anlatabilmek” de elbet!

MAMAK KİTABI
Biz Bir Orduya Kafa Tuttuk Arkadaş
Meral Akbaş
Ayizi Yayınları
2011, 176 sayfa, 12 TL.