İzmir dönüşü

İzmir dönüşü
İzmir dönüşü
İzmir'e giderken, 'Yüz Karası'nı almıştım yanıma... Ayşe Sarısayın yeni çevirisini armağan etti: '1939 Yazı'... Bir armağan da Birsen Ferahlı'dan geldi...
Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

İzmir’e, kitap fuarına giderken, Orhan Kemal’in ‘Yüz Karası’nı almıştım yanıma. Everest Yayınları kitabı, “İlk defa 1960 yılında yazılıp, bugüne kadar tefrika edildiği gazetelerin sayfalarında kitaplaştırılmayı bekleyen bir roman Yüz Karası” diye tanıtıyor. Orhan Kemal’den yalnız bugünkü kuşakların değil, pek çoğumuzun okumadığı, ‘yeni’ bir roman. Bundan güzel sürpriz olur mu?!
Işık Öğütçü, önsözünde benden de söz açmış. Oldum bittim canımı sıkan bir iddia vardır: Kimilerine göre, Orhan Kemal, geçim derdiyle yazdığı eserlerinde çalakalem yol almış. Bu iddiaya karşı çıkmıştım. Orhan Kemal’in ‘Serseri Milyoner’, ‘İki Damla Gözyaşı’, ‘Gavurun Kızı’ gibi romanlarında, kendi dünyasını, o eşsiz, acı dolu Orhan Kemal dünyasını asla gölgelemediğini söylemek istemiştim. Işık Öğütçü bu sebeple beni anmış.
‘Yüz Karası’, Orhan Kemal’in öylesi romanlarından. Tefrika edilmek üzere yazılmış, ama gazete okuruna bir şeyleri söylemeye çalışırken, bambaşka okurlara, bambaşka zamanlara ses yöneltiyor. Orhan Kemal, İstanbul Son Saat gazetesine –belleğim yanıltmıyorsa, bir ‘akşam gazetesi’ydi- tefrika edilecek eserini şöyle tanıtıyor: “Roman fakir bir ailenin ümitlerini, ıstıraplarını, hayal kırıklıklarını belirten hümanist bir eserdir.”
51 yıl sonra, irkilten, çok düşündürten, ‘Yüz Karası’ndaki ilişkilerin, o ümit ve hayal kırıklıklarının bugün sürüyor olması. Donakalıyorsunuz; yarım yüzyıl boyunca, değiştiği her an ileri sürülmüş, ama donmuş kalmış mumya toplum karşısında donakalıyorsunuz!..
İzmir’e Ayşe ve Hüseyin Sarısayın dostlarımla birlikte gittik. Ayşe, Can Yayınları’nın okurla buluşturduğu yeni çevirisini armağan etti bana: ‘1939 Yazı’. Yayınevinin ‘Kırkmerak’ dizisinden. Werner Biarmann yazmış. İzmir’de ilk gecemizde sevgili Turhan Günay’ın doğum gününü kutladık. Dönüşte, hayli geç saat, ‘1939 Yazı’na bir göz atayım dedim. Bir çırpıda kırk sayfa.
‘1939 Yazı’ soluk soluğa okunan bir eser. Ayşe Sarısayın’ın Türkçe’ye o kadar saygılı çevirisinden. Bir belgesel mi, inceleme mi, hatta bir roman bile denebilir. İkinci Dünya Savaşı’na adım adım yaklaşılan kapkaranlık dünyada –uzaktan- tanıdık kişiler, yazarlar, düşünce adamları, siyasetçiler, yani dünyayı mahveden siyasetçiler.
Derin umutsuzlukla baş başa kalıyorsunuz. İnsanın insana ettiği, ‘1939 Yazı’nda yürek yakıcı ya da tüyler ürpertici bir ‘ironi’yle dile getirilmiş. 

İz bırakanların tarihçesi
Bu eser, Ayşe’ye de söyledim, her nedense, Nâzım Hikmet’in eşsiz ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’nı çağrıştırdı bana. Korkunç savaşın eşiğinde insan manzaraları olduğu için değil sadece; Nâzım Hikmet’in 1930’ların sonunda ‘bulduğu’ anlatım tekniğine yakınlığından dolayı da. Kopuk kopuk sahneler, birbirinden habersiz, birbirini belki hiç görmeyecek kişiler, ama hepsi kenetlenerek ateşe savruluyorlar...
İzmir’de bir armağan da Birsen Ferahlı’dan geldi. Birsen Ferahlı, ‘Köprü’de İnecek Var’da (Heyamola Yayınları) okul, yetişme yıllarının İzmir’ini, öykülerinden bildiğimiz, sıcak, duygun anlatımıyla yaşatıyor. Evinden ayrılıp yatılı okuluna giden kızın ‘çelimsiz, cesur, yalnız’ el sallayışı daha ilk paragrafta vurdu.
Fakat yalnızca yetişme çağı değil. Geriye dönüşlerle İzmir’de iz bırakanların tarihçesi de. Çağrışımlarla, göndermelerle, bakıyorsunuz, Halid Ziya’ya, Lâtife Hanım’a, “o bahçede” Gâzi’ye kadar uzanmış Ferahlı. Yatılı kız öğrencilerin her birinde, geleceğin Lâtife Hanım’ı olmak özlemi –yazar ‘çok güzel bir masal’ diyor- el sallayış gibi burkucu.
Derken Tatariler’in köşkü. Tatariler ‘sade ve mütedeyyin bir hayat ’ sürüyorlar. Karşıdaki köşkteyse ünlü konuklar, meselâ Safiye Ayla, Halikarnas Balıkçısı, Birsen’in “o güzel, cesur ve sevdalı” dediği Ayhan Aydan. “Yaz günüyse ve herkes bahçedeyse, esinti Safiye Ayla’nın şarkılarını, sopranoların aryalarını Tatariler’e kadar ulaştıracak elbette. Öyle günlerde Hacı Hanım; ‘Şu güzel sesler bir gün de bir ilahi okusalar da dinlesek’ diye hayıflanıyor.”
Sonra Birsen Ferahlı’nın tiyatro tutkusu. Sonra İzmirli Sezen Aksu’nun unutulmaz şarkıları... ‘Köprü’de İnecek Var’ı çok sevdim.