KABORÜKO

'The Heart and the Bottle', gideni ustalıkla anlatıyor. Gidenin yarattığı etki, ancak kalbi saklamakla çözülebilir. Kalbin saklanacağı yer ise ancak bir şişe olabilir
Haber: GÖRKEM YELTAN - görkem@yeltan.com / Arşivi

Şişenin içindeki kalp

Kıyıköy’den, Cemil Ağacıkoğlu’nun uzun metraj filminin çekimlerinden yeni döndüm. Filmler bitiyor, hayat da bitmeye yüz tutuyor esasında. Yeni bir yıl geldiğinde, bu muhasebeler kafanızın içinde dolanıyor siz istemeseniz bile. Bir film setinin, yönetmenin bakışına, yaşayışına ne kadar çok büründüğünü gördüm aslında. Hiyerarşinin ortadan kalktığını, herkesin soğuğu bile umursamadan nasıl canla başla çalıştığını gördüm. Unutamayacağım insanlarla çalıştım ve tanıştım. Kalbim sıcacık oldu, onu alıp bir şişenin içinde, o haliyle saklamak istedim. İşime yarayacağında dışarı çıkarabilsem ve hep o şişede tutsam nasıl olur acaba diye düşündüm. Soğumasına izin vermek istemedim. Herkesi sevdim. Oranın halkını, bizi misafir eden Hotel Endorfina’nın sahibini ve çalışanlarını... Herkesi. Önce oradan dönmesek de hep böyle devam etse diye düşündüm. Sonra baktım, birçok yönden olacak gibi değil bu isteğim, kalp-şişe birlikteliğine yöneldim. 

Hikâyenin büyüsü
Öğrenmiştim çünkü ben bir dahiden, bu kalbini şişeye koyma işini. Çizimlerini ve hikâyelerini çok beğendiğim birinin kitabında geçiyordu. Ne kadar çok etklenmişim bu kitaptan diye geçirdim içimden ister istemez. Bir kitabın hayatıma ışık tutması, duygumun karşılığına bu kadar kusursuz oturması beni daha da çok etkiledi.
Oliver Jeffers’ı daha önce birkaç kez Kaborüko’ya konuk etmiştik. Kitaplarını almayan, onunla tanışmayanlar varsa bu yıl muhakkak tanışsınlar. Bu yıl dememim nedeni, ileride geç kaldığınızı düşünüp üzülmenizi istemememden kaynaklanıyor. Karakterlerini görmezseniz bir şeylerin içinizde eksik kalacağını çok iyi bildiğimden.
Oliver Jeffers’ın beni bugünlerde aydınlatan kitabının adı, ‘The Heart and the Bottle’. Kitap, Philomel Books’tan çıkmış. Kalp şişeye koyuluyor. Aman canım, kalp şişeye koyulur mu hiç demeyin, koyuluyor. Çocuk kitaplarının güzelliği de bu işte. Olmaz dediklerimiz, kitapların merkezine oturuyor. O kadar emin oluyorsunuz ki bir kalbin şişenin içine gireceğinden, sonrasında size anlatılan her şey daha kabul edilmezken, birden bire çok doğal oluyor. Sanki arada bir, biz insanlar böyle şeyler yapıyormuşuz gibi. Ben, artık kalbin şişeye gireceğinden eminim örneğin. İhtiyacım olanın ısıyla ilgili olması, çevresine pamuklar sarılmış bir şişe hayal etmeme bile neden oluyor.
‘The Heart and the Bottle’, boş bir sandalyeyle gideni büyük bir ustalıkla anlatıyor. Gidenin yarattığı etkinin büyüklüğü, ancak kalbini saklamakla çözülebilecek bir durum. Bu kalbin saklanacağı yer ise bir şişe. Özlemler, daha önce hissedilenleri eskisi gibi hissedememek çok başarılı anlatılmış kitapta. Kurgu enfes, çizimler kurguyu kıskanmışcasına dans ediyor ortalıkta. Bu hikâyeyle ve çizimlerle tanışmanızı çok isterim.
Boynuna astığı şişesinde kalbini taşıyan bu kız beni çok etkiledi. Şişeyi kırmaya çalışması, büyüdükten sonra şişesinden kalbini alamaması ve ufak, tatlı bir kızın kalbini çıkarmasına yardımcı olması... Hikâyenin sonunda boş kalan, yalnız kalan şişeyi almak istedim ben. O şişe benim de işimi bir süreliğine görecekti çünkü.


    ETİKETLER:

    hayat

    ,

    kitap