KABORÜKO

KABORÜKO
KABORÜKO
Bu, kanguruların içinde yaşayan bir sırtlanın hikâyesi. Annesi ölünce, kanguru annesi tarafından evlatlık edinilen sevimli bir 'farklı'nın hikâyesi
Haber: GÖRKEM YELTAN - görkem@yeltan.com / Arşivi

Kanguru mu yoksa sırtlan mı?

Pompidou’ ya bu gidişimde Arman ve Mondrian’ın sergilerini görme fırsatı buldum. Freud’u son günlerinde yakalayabildiğim için ne kadar şanslıysam, bu iki sergiyi de aynı biçimde yakalayabildiğim için elbette kendimi çok şanslı hissettim. Pompidou gibi bir müzemiz olmasını ve sanattaki değişimleri, gelişimleri oradan takip edebilmeyi sahiden de çok isterdim. Oradaki gibi bir kitapçımız olmasını da.
Yine saatlerimi hiç acımadan harcadığım kitapçı turumu gerçekleştirebildim. Altı ay içinde, değişen tek şey sergiler değildi elbette. Kitapçıların içindeki gelişim de hayret edilecek boyuttaydı. Eski kitapların ortadan yok olduğunu tespit ettiğimde, üzüldüm açıkçası. Neleri kaçırmış olabileceğimi fark ettiğim için üzüldüm en çok. 

Çizimlerden gözümü alamıyorum
Yakalamam gerekenlere odaklanmamın uygun olacağına karar verdiğim Pompidou kitapçısında, diğer kitapları olabildiğince hızlı geçtikten sonra çocuk kitaplarının olduğu bölüme geldim. O kadar çok yeni kitap var ki, hepsini almak istiyorum... Bazılarına hızlıca orada bakıyorum ve hemencecik unutmak istiyorum ama bazılarına bakıyorum, dönüp tekrar o rafın önüne geliyor ve aynı yere bakıyorum. Her şeyden ve bütün çizimlerden, hikâyelerden daha çok bağlandığım ve hiç düşünmeden aldığım bir kitap var. Kitabın adı: ‘Hibiscus.’
Celine Sorin’in yazdığı ve Celia Chauffrey’in resimlediği harika bir kitap bu. Çizimlerinden gözümü alamıyorum ama hikâyenin, çizimlerin çok daha önünde yürüdüğünün de farkındayım.
‘Farklı Olan’ın hikâyesi. Ne kadar çekici bir konu benim için, sayfaların içinde kaybolmak istiyorum anlatımın tatlılığı karşısında. Kanguruların içinde yaşayan bir sırtlanın hikâyesi. Annesi ölünce, kanguru annesi tarafından evlatlık edinilen, kanguru annesinin ona ördüğü yün kanguru kıyafetini giyip dolanan sevimli bir farklının hikâyesi.
Yün kesesinde diğerlerininki gibi bebek olmadığını fark eden, her sabah karnına dokunsa da bir faklılık hissedemeyen bu sırtlan-kanguru gittikçe daha da çok üzülüyor. Tekerlekli bavulunu aldığında, haftalar geçse de bebeği olmadığını gördüğünde, güneşin parlaklığına rağmen kederin gölgesinde kaldığını gördüğünüzde içiniz param parça oluyor. Gözünden akan damlaları hemencecik silivermek istiyorsunuz. Elinizden ne geliyorsa onun için yapmak istiyorsunuz.
Hibiscus, farklı olduğunu biliyor. Zor bir karar olsa da bunca sıkıntının üzerine doğru kararı veriyor; kanguru kostümünü çıkarıyor, annesini öpüyor ve aslında kim olduğunu herkese ilan ediyor. ‘Yaşasın!’ diye bağırmak istiyorum. Biliyordum deyip, etraftaki herkesi öpmek istiyorum. Marcus’u ve diğer gelişmeleri size tam anlatamayacak olsam da, kitabın sonunda sadece kendine benzeyen bir bebekten bahsedildiği ipucunu verebilirim.
Sadece kendine benzeyen bir kitapla tanıştım ben. 2010 Pastel, l’ecole des loisirs imzalı. Dilerim en kısa zamanda siz de tanışırsınız.


    ETİKETLER:

    kitap

    ,

    Sabah

    ,

    Çocuk