KABORÜKO

KABORÜKO
KABORÜKO
Chloe ile Henry'nin hikâyesi aşkın ne demek olduğunu, neler yaptırabileceğini şahane çizimlerle anlatıyor
Haber: GÖRKEM YELTAN - görkem@yeltan.com / Arşivi

Aşkın kekle bağlantısı

Ege, kokusunu içimde öyle bir duyuruyor ki kendimi çok iyi hissediyorum. Ne zaman zeytin ağaçlarını görsem belki çocukluğumu hatırlattığından belki de bu ağaçların büyülü görünüşlerinden içimde kıpırtılar başlayıveriyor. İstanbul ne kadar karmakarışıksa burası o kadar sakin ve huzurlu. Bu ağaçlarla mutluyum ben. Hepsini birilerine benzetmeye çalışıyorum ve bu oyunu çok seviyorum. Kişiliklerini uyduruyorum bazen. İnsan olsalardı nasıl olurlardı, saçları, yüzleri nasıl olurdu onları hayal etmeye çalışıyorum. Kafamdaki bu tatlı karakterleri çok seviyorum sonra. Adeta âşık oluyorum onlara. Konuşsalar bizimle ne kadar çok söyleyecek sözleri vardır, sevsek onları severler mi acaba bizi diye düşünüyorum. İnanmaya çok hazırım ben böyle hikâyelere. Çocuk kitaplarının içinde bu kadar dolaşırsa insan, böyle hikâyelerin içinde yaşamak isteyebiliyor işte.
Yanımda muhteşem bir kitap var bu gelişimde. Tıpkı burası gibi, sakin ve huzurlu bir kitap. Peter McCarty’nin kitabı ‘Henry in Love’. Kitap Balzer Bray, HarperColins Publishers etiketiyle yayımlanmış. Henry ve Chloe aşkını o kadar tatlı anlatmış ki McCarty, onları sevmemek mümkün değil. Bazen karakterlerin ve kitabın çizimleri ne kadar iyi olursa olsun karakterlere ısınamayabilirsiniz. O zaman hikâye, karakterleri size sevdirmeye kalkışır. Bu kitapta öylesine bir aşk hikâyesi var ki, basit bir kek olayıyla o kadar tertemiz anlatılmış bir aşk hikâyesi var ki, karakterlerinizi usulca kabulleniyorsunuz. McCarty’nin benim gözümdeki en büyük başarısı bu. Çizimler sahiden de kusursuz. Çizimlerin anlattığı dünya , basit bir anlatım biçimini işaret ediyor ki bu başarıyı hemencecik beraberinde getiriyor. Hikâyede Henry, yatağından annesinin yaptığı kekin kokusuyla kalkıyor. Anne, çocuklarının yanına, okulda yemeleri için bu keklerden veriyor. Sabah kahvaltılarında keklerini yemeyen bu çocuklar okula doğru yola çıkıyorlar. Yolda karşılaştıkları futbol takımındaki biriyle (Daha sonra onun Chloe ile kardeş olduğunu öğreniyoruz) girdikleri muhabbet sonrası, Chloe’nin varlığı bir ışık gibi doluyor Henry’nin hayatına. Aslında sınıfın arka sırasında oturan bu kızın ne kadar hızlı olduğunu öğreniyor. Abisinden, üstelik futbol takımındaki birinden bunları duymak Henry’i bir hayli etkiliyor. Âşık olduğumuzda önümüze gelen ve gözümüzün önünden hiç gitmeyen bir kare akışı başlıyor. Sanki her şey Chloe oluyor ondan sonra. Bu anlatım beni fazlasıyla etkiliyor.
Pembe çiçekli elbisesiyle bu kızın dönüşlerinin ne kadar hızlı olduğunu hayal ediyorsunuz. Bir de Henry’nin gözüyle bakıyorsunuz ona, iyice hayran kalıyorsunuz. Chloe’nin, “Beni asla yakalayamazsın” diye seslendiği sahnede ikilinin koşuşmalarını gördüğümde ne kadar şeker sahneler olduğunu düşündüm. 

Şans bu ya!
Öğretmen, şans bu ya, bizimkileri yan yana oturtuyor. Beklenen yemek arası geliyor. Henry hiç düşünmeden sabahtan beri aklında olan kekini pembe çiçekli elbisesiyle yanında oturan kıza veriyor. Kız da ona elindeki havucu. Aşk biraz fedakârlık, biraz da paylaşım getiriyor. O keki vermek pek hoş olmadı, paylaşsalardı daha iyiydi diye düşünüyorum ama McCarty’nin anlatmak istediğini anlıyorum o anda. Bazen sadece paylaşmak yetmez, bütünü vermek de gerekebilir. Beni çıkardığı bu yolculuk için ‘Henry in Love’ kitabı bundan böyle benim için çok özel bir yerde olacak.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    Futbol

    ,

    İstanbul

    ,

    Ege

    ,

    kitap

    ,

    aşk

    ,

    Yemek

    ,

    Sabah

    ,

    Çocuk

    ,

    Kız

    ,

    Öğretmen

    ,

    zaman

    ,

    şans