KABORÜKO

Ne kadar naif ne kadar derin düşünceler kol geziyor ilkel yaşayışların içinde. Şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükleniyor, büyük bir keyif alıyorsunuz 'Aborjin Masalları'nı okuduğunuzda
Haber: GÖRKEM YELTAN - görkem@yeltan.com / Arşivi

Nefessiz kalacak gibi


Bir hayat kurarsın kendine. Doğru düzgün bir hayattır insanlara göre bu. Evlenirsin, bir çocuğun olur. Senden beklenen bunu doğru düzgün sürdürmendir. Kimse evliliğinin gittikçe kötüye gittiğini kabul etmez. Sığır tüccarı kocanın hayatı algılayışıyla seninki bir yerlerde kesişmiş olsa da tutmayacak bir formül olduğu muhakkaktır. Kimse senden alıp başını gitmeni beklemez belki. Avustralya’ya kadar gidip; sevdiğin, merak ettiğin insanların içinde, koşullar hiç uygun değilken yaşamanı beklemez. Bunu sadece onların kültüründeki hikâyeleri toplamak için yapmanı beklemez. Bense beklerim. Senin gibi birini tanıdığım için mutluluktan taklalar atmak isterim. Hayranlığım büyüdükçe büyür. Sırf yapmak istediğini yaptın, olmak istediğini oldun, her güçlüğe göğüs gerdin, hikâyeleri sevdin ve peşlerinde bir ömür koştun diye değil. Bizi onlarla tanıştırdığın için. Onları bugüne kadar getirmeyi başardığın için.
Hayran olduğum kadının adı, Daisy Bates. Su Yayınları’ndan çıkan, Harold Thomas’ın çizdiği, Gülsima Eryılmaz ve Akın Emre Pilgir’in çevirdiği kitabının adı: ‘Aborjin Masalları.’ 

Masalların içinde...
Efsaneler, masallar içinde insan ne kadar da tatlı lezzetlerle karşılaşıyor. O kültürün hayata bakışı, çevresindeki gerçeklikleri sorgulayışı, kendince çözümler bularak yorumlaması, felsefenin yavaş yavaş sahnelere çıkışı... Korkuların ortaya dökülüşüyle bir yaratıcı ya da koruyucu gücün hayatı denetlemeye hatta cezalandırmaya başlaması çok çarpıcı elbette. Savaşçı yaklaşımlar bugüne kadar taşınmasaydı savaş olmaz mıydı acaba? Kadını ne kadar da yok sayıyor topluluklar... Ne kadar üzücü yerleşik düşüncelerin gelişimlerini satır satır takip edebiliyor olmak. Bir yandan da ne kadar naif ne kadar derin düşünceler kol geziyor bu kadar eski, bu kadar ilkel yaşayışların içinde. Şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükleniyor, büyük bir keyif alıyorsunuz ‘Aborjin Masalları’nı okuduğunuzda. Onları takip eden kültürleri, bugünkü benzerlikleri görüyorsunuz. Etlerini pişirmek ve soğuktan korunmak için ateşe çok değer veren, onun gelişi üzerine doymadan hikâyeler uyduran bu kültüre tuhaf tuhaf bakıyorsunuz önce, sonra günümüze gelip paraya, petrole ve birçok detayın durduğu torbaya sokuyorsunuz başınızı. Nefessiz kalacak gibi olup hemen çıkıyorsunuz dışarı. Tabii ki böyle şekillenecekler diyorsunuz.
Masalların içinde bazen kızarak, bazen büyük bir beğeniyle geziniyorsunuz. Mızraklar çıkacak şimdi, birbirlerine kötülük yapacaklar diye korkuyorsunuz bazen de. İnsanken tepeye bir kuş olarak çıkıp takip etmek istiyorsunuz aşağıdakileri tıpkı orada olduğu gibi. Toplum yüzünden bir annenin ne kadar acımasız olabileceğine şahit olduğunuzda tüyleriniz diken diken oluyor. Nasıl hayranlığını kazanmaz ki insanın bu yazar ? Derliyor bütün masalları, onların içinde hayatını tüketiyor. Kadın olmasına rağmen kadının olmadığı, yok sayıldığı bu hikâyelere bağlanabiliyor. Kendini böylesine var eden bir kadın olduğu halde ilkelliğin içindeki detaylara kızmadan, gerektiği gibi, olduğu gibi, yer yer hayranlıkla aktarıyor onu yazdıklarına. En kısa zamanda ‘Aborjin Masalları’yla karşılaşmanız dileğiyle.


    ETİKETLER:

    Avustralya

    ,

    hayat

    ,

    Kadın

    ,

    kol

    ,

    toplum

    ,

    yazar

    ,

    kuş