KABORÜKO

KABORÜKO
KABORÜKO
'Onu Seviyorum' sevmenin ne kadar güzel olduğunu sokuyor tam içimize. Sevip de söyleyememenin, o veya bu nedenle içinde yaşatmaya devam etmenin zorluğunu koyuveriyor masanın tam orta yerine
Haber: GÖRKEM YELTAN - görkem@yeltan.com / Arşivi

İksir gibi kitap

Ne olur onu sevdiğimizi söylesek? Dünya mı yıkılır, herkes bize pis pis güler mi, çok ayıp bir şey mi yapmış oluruz, savaşlar mı çıkar, bir daha kimsenin yüzüne bakamaz mıyız?
Olmaz bunların hiç biri. Olmaz da yine de söyleyemeyiz işte.
Bal rengi saçları olan, yeşil gözlü kızlara aşık olmuş da söyleyememiş, en yakın arkadaşıyla aynı kıza aşık olmuş, el sallamış, sallayamamış, konuşmuş, konuşamamış; yan yana gelip de tesadüfler onu sevdiceğiyle birleştirdiğinde ne yapacağını bilememiş, eli ayağına dolanmış birinin hikâyelerini okudum ben. İçim içime sığmadı. O kadar çok etkilendim ki...
Söyleyiver ne olacak dedim hemen hemen her hikâyenin sonunda. En yakın arkadaşının sevdiği, kızın da yakın arkadaşa âşık olduğu hikâyede durdurdum ama kendimi. ‘İyi ki söylememişsin sevgili çocuk , canın ne sıkılırdı o zaman ’ dedim. ‘Sanki bu durumda canı hiç sıkılmadı’ dedim hemen sonra.
‘Söyleseydin keşke’ dedim o hikâyede bile, ‘Bari içinde kalmazdı’.
Fatih Erdoğan, Mavi Bulut’tan çıkan ‘Onu Seviyorum’ kitabıyla beni öylesine etkiledi ki...
Hikâyeler üst üste sanki bizi çarpıp çarpıp geçmek için yazılmış gibi. Bir de öylesine güzel bir kitap kapağı çizmiş ki Cansu Kaykaç, kitabı elinden bırakmak istemiyorsun... Kapaktaki çizimden çok, renkleri aşkı getiriyor sanki insana. Böylesi aşklarda böylesi renkler olur işte deyiveriyorsun.
Kitap bir çırpıda okutuyor kendini. Fatih Erdoğan’ın kaleminin güzelliğine veriyorsun bunu. Bitirip de kapağına baktığında tekrar renklerle baş başa kalıyorsun. Hikâyeler öylesine içine alıyor ki seni, kapağa bakacak halin kalmıyor. Çıktığın yolculuğun; izlerini ne de güzel koruduğunu, kendinden hiçbir şey yitirmediğini, çoğalarak gittiğini fark ediyorsun. ‘Onu Seviyorum’ muhakkak okunmalı. Her yaştan okur, onda inanılmaz lezzetler bulacaktır.
Çocukluğum geliyor bir çırpıda gözümün önüne. Yaşça benden çok daha büyük birilerinin de çocukluklarının bu kitapla birlikte çağrılacağından eminim. İksir gibi bir kitap bu! Okuyan herkeste işleyecek bir formülle yazıldığından, büyüsünü eli açıklıkla dağıtmaktan çekinmiyor.
Her hikâyesinde sevmenin ne kadar güzel olduğunu sokuyor kitap tam içimize. Sevip de söyleyememenin, o veya bu nedenle içinde yaşatmaya devam etmenin zorluğunu koyuveriyor masanın tam orta yerine.
Ne kadar güzel bir yemek olduğunu biliyor, midene oturacağından emin olsan da gizli gizli yemek isteğine devam ediyorsun. Keşke yemesem, keşke karşıma çıkmasaydı diyorsun, yemeğin de benden haberi var mı yok mu diye düşünürken, bir de bakıyorsun daha tadına bakamadan, düşüncesi oturmuş midene.
Fatih Erdoğan, böylesine güç, dünya kurulduğundan beri anlamlandırılmak istenip de bir türlü anlatılamayan, anlaşılamayan duyguların üzerinde, ince bir ipte, gözleri bağlı gezdiriyor bizi.
‘Onu Seviyorum’ muhakkak okunmalı. Daha önceden sevdiyseniz de, şimdi seviyorsanız da, bundan sonra sevecekseniz de.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    kitap

    ,

    Fatih

    ,

    Mavi

    ,

    Yemek

    ,

    Çocuk

    ,

    zaman