KABORÜKO

KABORÜKO
KABORÜKO
Karanlık bir mahzende "Bayan ejderha bize yardım edin!"diye bağırıyorsanız, komşunuz kuaförden gelen annenizi sarman kediye benzetiyorsa... Bu kitaptan kopmak istemeyeceksiniz!
Haber: GÖRKEM YELTAN - görkem@yeltan.com / Arşivi

Feci de sensin huysuz da


Günlerdir okuyacağım deyip deyip ertelediğim bir kitap , sabah uyanır uyanmaz gözüme takılıyor. ’Feci Huysuz Prenses’ mi? Okumak istediğimden emin değilim, diye düşünüyorum. Çünkü bu sabah mızıldanan birini okumaya pek gönlüm yok. Huysuz bir kızla, onu istemem, bunu istemem diyen biriyle tanışmaya pek meraklı değilim. Bizim ikizlerden birinin, ‘’Makarna yemek istemiyorum, çorba içmek de istemiyorum, onu da yemem, bunu da yemem,’’ dediği gün geliyor aklıma. Yanında istediğini bulmak için çabalayan bir hizmetkâr duruyor elbette. O da ben! Sıkıntı basmıştı, ne yapacağımı bilememiştim o gün. Hiç de eğlenceli değil diyorum kendi kendime. Bu kızla tanışmak istemediğimden eminim. Ayrıca, biz bunlardan çok gördük.
Yataktan çıkmadım daha. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Anna Maxted’in yazdığı, Alex T. Smith’in çizdiği kitap, bana bakıyor sürekli. Kim çevirmiş acaba diye düşündüğüm an, kitabı elime alıyorum, Fügen Yavuz ismini gördüğüm an yakalanıyorum. Artık kitap elimde, geri dönüş yok. Bir de haksızlık etmemek gerekir ya, biraz bakayım hiç değilse neymiş bu prenses...
Matt ve Tom’un muhteşem banyo sahnesiyle açılıyor kitap. Isabella çıkıyor kısa bir süre sonra. İspiyoncunun teki. Nam-ı diğer Feci Huysuz Prenses. Kitap ne zaman onun üstüne dönecek bakalım derken, bir de bakıyorum, anne, baba ve en önemlisi Matt ile Tom’un bezi çiş kokan kardeşleri giriyor devreye.
‘Feci Huysuz Prenses’te, çocukların oyunlarının içine dalıyoruz inanılmaz bir biçimde. Onlarla birlikte oynuyoruz sanki o oyunları. Maxted, öyle güzel bir dünyaya sokmuş ki karakterlerini, öylesine eğlenceli anlatmış ki oyunu... Çocukların hepsinin bakış açılarını, karakter özelliklerini çıkartıyoruz farkına bile varmadan. Şövalye kostümleri yoksa ne olmuş, her şeyi her şeye dönüştüren bir yetenekleri var. İksirleri yoksa dert etmeyin, banyoda şampuanları karıştırarak elde ettikleri karışımları var. Ayak tüylerini yok eden karışım, pekâlâ tam tersine çalışır. Aklınıza yatmıyor mu? Saçmalamayın. Bu oyunun içinde her şey her şey olur.
Kalkamıyorum yataktan. Kitabı alıp, fırlayayım, başka bir yerde okuyayım diyorum. Kalkınca olmazsa olmaz yapmam gerekenler var. Yüz yıkama meselesi, dişler, su içilecek... Olmaz. O kadar heyecanlanıyorum ki bırakamıyorum, ara vermeye gözüm yemiyor. Öyle tatlı bir anlatım var ki kitabın içinde, bir saniye bile kopmayı göze alamıyorum.
Yere düşen bir şeyi alıp yememe nedeniniz, babanızın kedi pisliğini başka bir şey zannedip yemesiyse, karanlık bir mahzende “Bayan ejderha bize yardım edin!”diye bağırıyorsanız, kuaförden gelen annenizi komşunuz sarman kediye benzetiyorsa... Gerçek hayatla harmanlanan, dünyadaki en harika oyunlardan birini okuyorsanız niye bu kitaptan kopmak isteyesiniz ki...
Kitap bitiyor, içimde inanılmaz bir enerjiyle yataktan fırlıyorum. Okurken ne zaman yatağın tersine dikildiğimi hatırlamıyorum bile. Tanıştığım yeni arkadaşlarımı çok seviyorum. Ne de tatlı-saçma şeyler öğrettiler bana. Bugün böyle bir oyunla başlayınca hayata, karşıma çıkacak bütün tersliklerin bana vız geleceğinden eminim.
Yüzümü yıkarken başlıyorum iksiri düşünmeye. Diş macunu mu? “Saçmalama” diyorum kendime, “O sadece bir diş macunu değil.” Keşke daha önce okusaymışım ‘Feci Huysuz Prenses’i. Okumadan önceki günlerde neler kaçırdım kim bilir...