KABORÜKO

KABORÜKO
KABORÜKO
Adele doğum gününe davetlidir. Ne hediye götüreceğini düşünür uzun uzun. Bulut, yağmur damlası... Sonunda elleri bom boş gider Samuel'in evine. Ama Samuel ona öyle bir cümle söyler ki...
Haber: GÖRKEM YELTAN - görkem@yeltan.com / Arşivi

Samuel’in doğum günü

Bizim ikizlerin doğum günü. Herkeste bir telaş. Babaannem doğum günlerine gelemediği için çok üzgün. Ailenin yaşadığımız şehirde yaşamayan bütün fertleri de öyle. Pazarlıklara göre beş yaşından daha büyükler, yedi ya da sekiz yaşında olmayı her şeyden çok istiyorlar ama ne yazık ki beş yaşındalar. Hafif üzgün hafif mutlu görünüyorlar. Elbiselerinin eteklerini aça aça dönmeyi büyük bir marifet bellemişler. Döndükçe çok güzel görünüyorlar.
Hafta içi anaokula gidiyorlar, çok erken yatmaları gerekiyor ve hediyelerini iki arada bir derede vermeliyiz. Bizimle kutlayacakları doğum gününün pek bir önemi yok esasında. Arkadaşlarıyla eğlenceli bir doğum günü kutlamışlar ve sınıflarındakiler onlara harika resimler yapmışlar hediye olarak. Hepsinin isimleri yazıyor resimlerin üzerinde ama bizimkiler okuyamadıkları için tek tek soruyorlar bu resmin üzerinde kimin adı yazıyor diye. Kafalarına kazımak istiyorlar, kim hangi resmi onlara hediye etmiş. Hediyelerini o kadar çok önemsiyorlar ki, hepimizin çok hoşuna gidiyor bu durum. Emek harcanmış, özenilmiş resimler oldukları çok belli. 

Hediyenin en büyüğü
Anna Tortosa ve Cecilia Varela’nın ‘Les Mains Vides’ isimli kitabını okuduğumda bu harika hikâyeyi çok beğenmişlerdi kısa bir süre önce. OQO Editions’tan çıkan bu kitapta, Samuel’in doğum günüdür ve Adele bu doğum gününe davet edilir. Ne hediye götüreceğini düşünür Adele. Denizden su, bulut, yağmur damlası, güneş ışını gibi seçeneklerin; Samuel’in gözünde, sessizliğinde, kalbinde, derisinde olduğunu düşünür. Kuş cıvıltısı, sonbahar, gökkuşağı da vardır doğum günü sahibinde. Elleri bom boş gider Samuel’in evine. Samuel, Adele’e, “Benim en büyük hediyem sesin,” der. Eflatun ahtapotun kolu her sayfanın içinde ustaca gezinmektedir. Resimlerin güzelliği içimizi öyle bir doldurur ki, en büyük hediye bu resimleri görmek ve bu hikâye ile karşılaşmaktır bizler için de. Ahtapotun kafasına kondurulmuş ufacık kâğıt geminin içinden kovasını sarkıtan Adele, geminin içinde bize arkası dönük duran siyah kedi de unutulmayacak detaylardan biri olarak yerleşir yüreğimize. Sayfaların içindeki renk kullanımları, ustalıklı geçişler sıkı sıkı sarmalar bizi. Her şeyi olan birine güzel bir hediye vermek zordur bu muhteşem hikâyenin içinde. Şiirsel anlatım içimize işler. Çözüm hiç gecikmeden boş ellerde gelir. Boş ellerle gelen, hediyenin en büyüğüdür.
İnsanı çarpan, sarıp sarmalayan, harika bir hikâye.
Belki de birlikte okuduğumuz bu hikâye onlarda yer etmiştir, kim bilir belki de onlar da hikâyedeki Adele gibi düşünüyorlardır ya da kendi yaptığın muhteşem bir resmi hediye etmek daha da güzeldir. Bizimkiler bu hikâyeyle yürüyecekler mi hayat boyu bilmem ama benim çok önemli şeyler öğrendiğim, bu kitapla harika bir hediye aldığım ve bu hikâyeyi hiç unutamayacağım muhakkak.
Bomboş elleri ile gelen birilerini en büyük hediye olarak görebilmeniz ve her şeyi barındırdığını düşünecek kadar birilerini sevebilmeniz dileğiyle.


    ETİKETLER:

    Adele

    ,

    hayat

    ,

    Doğum Günü

    ,

    Hediye

    ,

    Güneş

    ,

    kedi

    ,

    kuş

    ,

    Resmi